Hatırlayan ve örgütlenen bir toplum olduğumuzda Ergenekonlar sonsuza kadar hayatımızdan çıkacak!

Bu yazının amacı ortaya kesinlikle yeni komplo teorileri atmak değil. Ortalık bunlardan geçilmiyor, bir yenisine daha gerek yok. “Ne acayip işler oluyor?” diyerek derin analizler yapanların alanına girmek gibi bir derdim de yok. “Kafası karışıklar” kervanına katılmak gibi bir niyetimin olmadığını da belirteyim…

Hak vermelisiniz ki konu Ergenekon olunca bu açıklamalar bir yerde zorunlu oluyor. Bir kısmınızın “Ne o? Her şeyi bilengillerden misin?” diyen sesini duyar gibi oluyorum! Aksine, söylediğim her şey, herkesin gözünün gördüğü, kulağının işittiği şeyler… Ergenekon, körün fili tarifine dönmüş durumda. Şaşırtıcı olan sadece bu, başka bir şey değil…

Bu işin sırrı ortada sır olmaması

Ergenekon bir resim! Karşısına geçmiş ona bakıyor ve hep birlikte, “ne acayip işler!”, “bir şey anlamadık!” diyoruz. Acayip bulduğunuz, anlamadığınız nedir? Kafanızı ne karıştırıyor? Bütün hikâye zaten burada, Türkiye’de geçti; başka ve bilinmez bir yerde değil. Hala da devam ediyor… Öyleyse ne?

Son 25 yılın kısa tablosu… 40 bin ölü! 17.500 faili meçhul cinayet! 3500 civarında yakılan, boşaltılan köy-mezra! 1–3 milyon arasında göç eden insan! TBMM kapısında dayakla gözaltına alınıp 10 sene hapis yatan DEP’li milletvekilleri! Gazi Mahallesi ve Sivas Madımak Katliamı! Ölüm oruçları, “Hayata Dönüş” operasyonları! “Post-modern” ya da “elektronik” askeri muhtıralar! Askeri darbe girişimleri! Ve Susurluk! Ve Şemdinli! Trabzon’da Santora! Malatya’da Zirve Kitapevi! Ve Ergenekon… Ve Hrant Dink’in katledilmesi… Derin devlet uygulamalı ders olsa bu tablo onun müfredatı olurdu. Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, derin devlet diye bir şeyi ben kabul etmiyorum demiş! Ne desin? Evet, vardı mı diyecek! Kontr-gerilla yok, JİTEM yok, Özel Harp Dairesi yok, vs. vs…

Ne diyordu Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş, Susurluk Raporu’nda; devletin yasal yollardan mücadele edemediği güçlerle yasadışı yollardan mücadele etmek için kurulmuş yapı içinden birileri yoldan çıktı. Kişisel amaçları doğrultusunda çeteleşmeye gitti. Susurluk budur… Ne güzel değil mi? Bir yukarıdaki 25 yıl tablosuna bakın, bir de Kutlu Savaş’ın açıklamasına…  Anladınız mı? Tansu Çiller’in dediği gibi, adamın kafasına devletin için sıkarsan sorun yok! Kendi menfaatin için sıkarsan sorun var! İşte demokrasi içinde-dışında olma farkı, bu kadar!

Ergenekon’dan tutuklu Yalçın Küçük, tutuksuz yargılanmak için bırakılıyor. “İçerdeki herkes dimdik ayakta, hepsi cumhuriyet için savaşıyor” diye kükrüyor… Sayıyor; “… Veli Küçük Paşa Hazretleri de…” Aynı günler sol bir TV kanalının bir programında, Ergenekon’un ne kadar fasa fiso olduğunun kanıtı olarak Yalçın Küçük, Doğu Perinçek gibi isimlerle Veli Küçüklerin yan yana getirilmesi kanıt gösteriliyor. Bunların birlikte ne işi olur, diye soruluyor! Yalçın Küçük’ün verdiği yanıt size yetmiyor mu? Yanına bir de Perinçek’in savunması verelim!

Hakkında çeşitli yargısız infaz iddiaları bulunan ve bu yüzden intihar ettiği söylenen JİTEM Diyarbakır Grup Komutanını Perinçek şöyle sahipleniyor: “Kahramanları intihar eden ordu savaşma yeteneğini kaybeder… Kırcı değil bir devlet intihar etti…” Bu insanların halen Ergenekon davasında bir arada olması, size o kadar “acayip” mi geliyor? Perinçek ya da Küçük ne istediğini, neyin yanında olduğunu biliyor, ya siz?

Komikliğe gerek yok! Derin devleti olmayan devlet yoktur. Devlet, bekası için bu derin yapısını sürekli zinde ve hazır tutar. Gerektiğinde kullanır. Derin devlet tasfiye edilmez. Çapaklarından ayıklanır, modernize edilir, yeniden yapılandırılır. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde tespit edilen tehditlere karşı, çağın reel politiğine uygun şekilde de sevk ve idare olunur.

“Bu işin ardında ABD var!” Hangisinde yoktu ki?

Türkiye’nin son 60 yılında ABD’nin doğrudan ve/veya dolaylı parmağının olmadığı hangi olay var? Bugüne kadar gerçekleştirilen askeri darbelerin ardında hep ABD onayı, parmağı, desteği olmadı mı? Bunların toplamı neredeyse 40 yılımızı aldı, devam ediyor… Halen 12 Eylül askeri darbe koşullarının ürettiği anayasa ve baskı rejimi ile yaşamıyor muyuz? 6–7 Eylül Olayları’nın, Kanlı Pazar’ın, Sivas ve Maraş katliamlarının, 1 Mayıs 1977 katliamının ve daha nicesinin ardında hep ABD yok muydu? Son 60 yılın hangi hükümeti Amerikancı değildi? Son 60 yıl boyunca hangi dönem asker, polis, MİT ABD’ye rağmen görev yaptı?

Türkiye NATO üyesi bir ülke… Başta ABD ve AB olmak üzere dünya emperyalist kapitalist pazarının organik bir parçası… Ortadoğu’da İsrail’in stratejik ortağı… ABD’nin gölgesi işte bu kadar belirgin… O zaman “bu işin ardında ABD var” diyerek keşfettiğiniz Amerika’nın kıymeti nerede? Devletin ve ardındaki güçlerin kontrolündeki bu Ergenekon davasından bembeyaz bir Türkiye çıkmaz, çıkamaz. Ama iyi bir başlangıç yapmak için işçi sınıfı ve emekçi yoksul halka bu davada yeterince malzeme çoktan açığa çıkmış durumda. Solun şüphe ve temkininin yarattığı tereddütler güçlü adımların atılmasını engelliyor… Neden?

“İki tarafı da demokrat olmayan kavgadan demokrasi çıkar mı?” Çıkar!

Ortalığa dökülenlerin farkında mıyız? Türkiye’nin her yerinden silahlar, bombalar çıkıyor… Aman efendim, bırak bunları diyorsunuz, öyle mi! Çok değil birkaç yıl önce bu ülkede silah-kuran-bayrak üzerine yemin eden, 15–20 bin kişilik ölüm listeleri hazırlamış sözüm ona vakıf ve dernekler vardı. Hatırlıyor musunuz? Onların bir kısmı şimdi Ergenekon sanığı! Bu ülkede 17 bin 500 kişi faili meçhul cinayete kurban gitti, belki de çok daha fazla. Unutmak mümkün mü? Toprağın altından çıkmayı bekleyen sadece silahlar değil, insanlarımız… Bir mezarlığın üzerinde duruyoruz, farkında mısınız?

Ergenekon davasının en önemli özelliği her iki tarafın da birbirleriyle ilgili söylediklerinin doğru, kendileriyle ilgili söylediklerinin “şüphe” götürür olmasıdır. Tarafların eteklerinden döktükleri taşlar son 30–40 yıllık bilgi ve kanılarımızın kanıtlanmasını sağlıyor. Onlar eteklerindeki taşları Türkiye temizlensin diye dökmüyor, dökmeyecekler de. Bunu yapacak olan işçi sınıfı ve emekçi halktır. Bu ülkenin devrimcileri, solcuları, aydınları kısaca düşünen ve üreten insanlarıdır bunu yapacak olan.

İki tarafı da demokrat olmayan bu kavgadan ortaya saçılan pislikleri işte sadece bu düşünen ve üreten insanlar hak ettiği yere taşıyabilir. Ve bu kavgadan ancak “demokrasi” böyle çıkar. İşçi sınıfının, emekçi halkın, düşünen ve üreten insanların ortak ve kararlı eylemlerinin sonucunda…

Davanın istenen sonuçlara ulaşması için MİT, Emniyet, jandarma ve Genelkurmay arşivleri savcıların incelemesine açılsın! Davaya konu tüm kişilerin dokunulmazlıkları kaldırılsın!

Aydınlanmamış tek bir katliam ve cinayet kalmayıncaya; katiller, işkenceciler, darbeciler ve tüm suçlu ve sorumlular açığa çıkarılıp hak ettikleri cezaları alıncaya kadar davanın takipçisiyiz! Bu davanın istenen gerçek ve kalıcı sonuçlara ulaşmasının garantisi AKP değil, işçi sınıfı ve emekçi halktır!

image_pdfimage_print