İşçi sağlığı, işin işçiye, işçinin de işe uyumu olarak tanımlanır. Bu şu anlama gelir: Her birey kendi fiziksel, zihinsel ve ruhsal yetilerine uygun koşullarda çalışmalıdır.

Çalışma yaşamı içinde çeşitli hastalıklar, kazalar, işsizlik vb. pek çok risk vardır. Bunlar arasında meslek hastalıklarının ve iş kazalarının ayrı ve önemli bir yeri vardır. İşçi sağlığına gereken önem verilmediği zaman karşımıza meslek hastalıkları, iş güvenliğine önem verilmediği zaman da karşımıza iş kazaları çıkmaktadır.

Tıpkı sendikalaşma hakkı gibi, iş güvenliği hakkı da kazanılmış, anayasal bir haktır. İşyerlerinin sağlık servisleri, işçinin gerekli sağlık kontrollerini yapmak ve uygun birimi tespit etmekle yükümlüdür. Zira işyerlerinde, işin özelliğine bağlı olarak, sağlığı bozabilecek etmenler olabilecektir. Bunlar: a) Fiziksel etmenler, b) Kimyasal etmenler, c) Biyolojik etmenler. İş güvenliği bunların tespiti ile bitmez tersine başlar: “İş güvenliği sağlamanın koşulları işçileri işe getirmek için kullandığınız servis arabasıyla başlar ve çalışanların evlerine döndükleri zaman içinde işletmede karşılaştıkları ya da karşılaşabilecekleri tüm risklerin tespit edilmesi ve bu risklerin bertaraf edilmesiyle sonlanır.”

Patronlar, işçiler için yapılan işin özelliklerine uyan şartları oluşturmak, işçilerin kendi başlarına alamayacakları eğitimleri kendilerine gördürmek, işçiye ve çevreye karşı kanunların kendilerine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmek durumundadırlar. Bu noktada ilkyardım eğitimlerinin yasa gereği zorunlu olduğu unutulmalıdır. Ağır ve tehlikeli işlerde çalışan işçilerden her 10 kişiden biri ilk yardım eğitimi almak zorundadır. Yıllık sağlık muayeneleri, portör muayenesi ve iş güvenliği için gerekli araç ve gereçlerin temini… Bunlar hep patronun yerine getirmek zorunda olduğu işlerdir.

Gel gör ki, gerçek hayatta böyle mi?

Yazan: İC – Sağlık (15 Ocak 2009)