Barınmak, insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Her canlı, yaşayabilmek için koşulları uygun bir ortama ihtiyaç duyar. Fakat kapitalizmin, bize sunduğu hayat hiçbir canlıya reva görülemeyecek kadar korkunç!

Hatırlayacak olursanız, çok yakın bir zamanda patlak veren kapitalist kriz, milyonlarca evin üretilip hiç kimsenin satın alamamasından ötürü çıkmıştı. Öyleyse soruyoruz: Milyonlarca ev hâlihazırda boşken, biz öğrenciler neden bir barınağa dahi, sahip olamıyoruz?

Rant alanı barınaklarımız

Her türlü ihtiyacımızı piyasanın hizmetine sunan, neo-liberal politikalar sayesinde patronlar, eğitim hizmetlerine dolayısıyla da, barınma hakkımıza el atmış durumda. Bu politikalar sayesinde, sosyal konut, parasız yatılı eğitim gibi barınma destekleri sunan sosyal devlet anlayışı tasfiye olmuş ve buna paralel olarak, yüksek kira fiyatları ile öğrenciler, devlet yurtlarındaki sağlıksız ve pahalı barınma koşullarına mahkûm edilmiştir.

Bizlerin ilk seçeneği olan devlet yurtları, barınma ihtiyacının yalnızca yüzde 14’ünü karşılıyor. Bu yurtların fiyatları her sene artıyor ve eğer yurdun ücretini bir süre ödeyemezsek, yurtlardan kovuluyoruz. Bu da “parası olmayana barınacak yer yok” anlayışının somut bir ifadesidir.

Yurtlara zor bela yerleştikten sonra, bu sefer de kötü yaşam koşullarıyla baş etmek zorunda kalıyoruz. 6-12 kişilik odaları, pahalı ve sağlıksız yemekleri, yetersiz etüt salonlarıyla insanca yaşamak imkânsız. Bunun yanı sıra, sınırlı sayıda bulunan ve hijyenden uzak tuvaletleri sağlığımızı tehdit etmekte.

Sadece biraz daha ucuz oldukları için tarikatlara bağlı yurtlarda okuyan öğrenciler ise, azımsanamayacak kadar çok. Bu yurtlarda öğrencilerin, İslami kurallara göre yaşamaları şart. Örneğin buralarda, kadın öğrenciler akşam ezanından sonra yurda alınmıyor, öğrenciler namaz kılmaya yönlendiriliyor. Hatta okul içinde bile, karşı cinsle olan arkadaşlığınız, yurtta kalan ablalarınız ve ağabeyleriniz tarafından denetleniyor!

Cezaevlerine dönüşen devlet yurtları

Devlete bağımlılığın maddi şartlarını sağlayan yurtlar, kışla disipliniyle birlikte ideolojik bağımlılığı da sağlıyor. Ağır kurallar taşıyan, cinsiyetçi ve baskıcı yurt disiplin yönetmelikleri, bizleri kişiliksizleştiriliyor, kontrol altında tutmaya çalışıyor. Özellikle devrimci ve Kürt arkadaşların barınma koşulları bütün bunlarla birlikte çok daha zor bir halde. Çünkü her adımları fişleniyor ve atılma tehdidi ile yaşıyorlar. Ve yurttan atılmak, mezun olduktan sonra devlet dairelerinde çalışmamızı engelleyen yüz kızartıcı bir suç sayılıyor.

Kışla Disiplinine Hayır; Yurtlarda Öğrenci Denetimi!

Yurtların bu durumu biz öğrencilerin insanca yaşamasının önünde çok büyük bir engeldir. Biz kaldığımız yeri orada yaşayanlar olarak denetleyebilir ve ihtiyaçlarımıza uygun nitelikte düzenleyebiliriz.

Yurtlarda baskı kurmaya yönelik tüm uygulamaların kaldırılması, yurtlardaki tüm hizmetlerin ücretsiz, koşulların sağlıklı ve eğitim sürecinin gereçlerini karşılayabilir nitelikte olması için Yurt Komitelerimizi oluşturalım!

Yalnız bununla da sınırlı değil, biz barınma sorunu olan tüm öğrenciler olarak, bu sorunun çözümü için, barınma ihtiyaçlarımızı karşılayacak yeni yurtların yapılmasını, devlet yurtlarının ücretsiz olmasını, özel yurtların kamulaştırılmasını, evde kalan öğrenciler için de kira yardımı yapılmasını talep etmeliyiz.

Yaşam alanlarımızın düzenlenmesi, ortak kuralların belirlenmesi ve uygulanması için söz, yetki ve karar hakkı yine biz öğrencilerin denetiminde olmalıdır. Bütün bunların gerçekleşmesi ise, biz öğrencilerin örgütlü mücadelesine bağlıdır.

Yazan: Dicle Nadin (22 şubat 2009)

image_pdfimage_print