Marksizm, Karl Marks ve Friedrich Engels’in 19. yüzyılda, ortak çabalarıyla yarattıkları ve günümüze kadar gelişimini sürdüren düşünce sistemine verilen addır.

Bu sistem, politikadan fiziğe, ekonomiden felsefeye kadar pek çok alanda ifade bulan bilimsel bir anlayış olarak tanıtılabilir.

Uygulama alanı bu kadar geniş olduğu halde Marksizm’in temel yapıtları felsefe ve ekonomi-politik alanlarına dâhildir. Bunun sebebi Marksist düşüncenin kaynağının bu alanlarda daha önce yapılmış çalışmalar olmasıdır. Örnek vermek gerekirse; bugünün insan topluluklarının sınıflardan teşekkül ettiği Marks’tan önce de bilinirdi. Bu ekonomi-politik biliminde kabul gören bir anlayıştı. Ancak Marks’tan önce sınıf ilişkilerinin tarih boyunca aynı olup olmadığını inceleyen ve bunun özel mülkiyetle bağını kuran olmamıştı. Marksizm bu tarihsel yöntemi Alman filozof Hegel’den alır.

Genel olarak bir Marksist, incelediği konuya somut, tarihsel verilerin ışığında bakar ve bu verilerin ilişkilerini kurmaya çalışır. Filistin sorunu ile ilgili fikrini Tevrat’a dayanarak söylemek yerine çokuluslu şirketleri veya savaş sanayiini inceler. Bu o denli verimli bir yöntemdir ki sonunda Davos zirvesinde yaşananların Filistin’e gönderilmesi planlanan askerî birliklerin bir ön hazırlığı olduğu sonucuna ulaşmak mümkün olur.

Marksistlerin büyük çoğunluğunun devrimci olması, başlangıçta anlatılanlarla çelişiyormuş gibi görülebilir. Ne de olsa bilimsel bir anlayışın politik bir tutumla özdeşleşmesi ilk bakışta şaşırtıcıdır. Oysa tam da bu şaşkınlığın nedeni; burjuvazinin, yani günümüz toplumlarının hâkim sınıfının ideolojisinden başka bir şey değildir. Toplumu tüm yönleriyle, bilimsel bir biçimde inceleyen Marksist, kapitalizmin de önceki üretim biçimleri gibi sonlanmak zorunda olduğunu bilir. Burjuva ise kendi saltanatının sürmesi için elinden geleni yapar. Okulları bilimle en küçük ilişkisi bulunmayan hocalarla doldurur; gazeteleri, televizyonları emekçi kitlelerin uyuşturucusu haline getirir. Sonuç olarak politikayı bilimin bir konusu ve parçası olarak ele alan Marksist, toplumu devindirecek yegâne güç olarak gördüğü işçi sınıfının yanında olarak politikanın kendisine de katılmış olur.

Kısacası Marksizm, “gideni ve gelmekte olanı” anlamanın yöntemidir…

image_pdfimage_print