Eğitimine devam edebilen öğrenciler için, har(a)çlar, barınma ve beslenme gibi yüklerin dışında, sömürünün bir başka somut adı var: stajyerlik.

Çeşitli teknik lise bölümleri ve üniversiteler süreleri farklılık gösteren stajyerlik uygulamalarını zorunlu tutmaktalar. İş yasası uyarınca ise, stajyerlere maaş verilmesi yasak! Stajyerlere verilebilecek ödeneğin hukuki anlamdaki tek ismi ‘bağış’ ve bu bağışın miktarı tamamen işverenin insafına bağlı. Çoğumuzun yemek ve yol masrafları dahi karşılanmıyor. İş yerinde yaşanan aşağılamalar, azarlar ve kötü çalışma koşulları ise cabası…

Eğitimin bozukluğu sermayeye ucuz iş gücü sağlıyor

Bizim gibi, insanlığın gelişiminden yana olan kişilere göre eğitimin esas amacı insanlığın ihtiyaçlarını daha iyi ve verimli bir şekilde karşılayabilmektir. Oysaki bugün için eğitim, insanların ihtiyaçlarına göre değil de şirketlerin ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir. Biz bunun gerçek olduğunu, aldığımız bilimdışı eğitimden, anlamsız sınav sistemlerinden, işsizlik korkusundan, pompalanan kariyer telaşından ve okulda aldığımız teorik eğitimin iş hayatındaki pratik ile büyük bir uyumsuzluk taşımasından anlayabiliriz.

Özellikle son saydığımız yani okullardaki teori ile pratik arasındaki uyumsuzluk sorununa sermaye yanlısı eğitim kurumlarınca cevap, şirketlerin ihtiyaçlarına yönelik olarak getiriliyor! Teori ve pratik arasında bir bağ kurulması amacı ile, stajyerlik uygulaması çeşitli teknik liseler ve hukuk, tıp, mühendislik, teknik eğitim gibi bazı fakültelerce öğrenim süreci içerisinde yahut mezun olduktan sonra, zorunlu olarak uygulanmaktadır. Bu yüzden bu fakültelerde eğitim gören biz öğrenciler, pratik bilgi edinmek ve mezuniyet koşullarını yerine getirmek adına şirketlerin bedava iş gücü potansiyeli haline getiriliyoruz.

İlk işsizlik deneyimi

Stajyerliğin biz öğrenciler üzerinde yarattığı ilk bunalım staj yeri ararken başlıyor. Bu süreci işsizliğin, psikolojik ve pratik anlamdaki ilk provası olarak görebiliriz. Çünkü okulların stajı geçerli saydıkları yerlerin sayısı oldukça sınırlı. Bu yerler içerisinde ise, gerçekten de pratik anlamda bize bir şeyler katabilecek işletmelerde çalışma “fırsatı” bulmak ise iyice zor.

Bahsettiğimiz bu durum staj uygulamasının işverenin çıkarına değilmiş gibi gösterip, işverenin öğrenciye bir lütfuymuş gibi görünmesine yol açıyor.

Sonuç olarak da sermayedarlar ve sermaye yanlısı eğitim kurumları bu zorluklardan ötürü, her yaz ücretsiz işçi olmaya can atan bir kitleyi, yani bizi yaratıyorlar.

Stajyerlik uygulaması genişletilmek isteniyor

Bu uygulamanın hemen hiç var olmayan yükü dahi patronları rahatsız ediyor. Bu yüzden patronlar bu uygulamanın hafiflemesi ve genişletilmesini istiyorlar.

İlk adım patronların lehine atıldı. Olası bir iş kazasına karşı sigortalanması gereken stajyerlerin sigortaları, son kalkınma ve istihdam paketi uyarınca artık işverenler tarafından değil, okulun har(a)ç gelirleri, yani öğrencinin bizzat kendisi tarafından ödenmeye başlandı.

İkinci ve çok daha tehlikeli saldırı ise bir süredir tartışılmakta. Patronlar, mesleki dönüşümler çerçevesinde stajyerlik uygulamasını derinleştirmek istiyorlar. Yani mezun olduktan sonraki dört yılımızı stajyer olarak geçirmemizi ve dört yılın sonunda ÖSS tipi bir sınavın ardından normal koşularda istihdam edilmemizi istiyorlar. Sonuç olarak yaz aylarımız patronlara yetmiyor, mezuniyet sonrası dört yılımızı da ücretsiz ya da düşük ücretli ve nitelikli iş gücü olarak geçirmemizi istiyorlar.

Bu tehlikelere karşı ne yapmalıyız? Ne savunmalıyız? Elimizdeki deneyimler ve kazanımlar nelerdir? Bunları da önümüzdeki sayımızda ele alalım.

Yazan: Sedat D. (28 Temmuz 2009)

image_pdfimage_print