İşçiler bugün de olduğu gibi yüzyıllardan beri; 8 saatlik işgünü, grev, sendika gibi en temel hakları için mücadele etmişlerdir. Bu mücadelelerin etrafında örgütlenip, kendi deneyimleri sayesinde, patronlar sınıfının en ufak çıkarının bile kendi zararına olduklarını anlamışlardır.

Ancak, bu eylemlilikleri doğrudan kapitalizmi devirmeye yönlendirecek devrimci bir programın ve bu programın var ettiği devrimci bir partinin olmayışıyla; verilen mücadeleler, çoğunlukla kapitalizmin ana damarlarına dokunamamış; yerel ve sonuçsuz kalmışlardır. Tam da bu noktada, patronlar sınıfı ve onun destekçisi sözde ‘devrimci partiler’ bilhassa işçilerin verdikleri mücadeleleri “asgari” ve “azami” olarak ikiye bölen programlar icat edip, verilen gündelik mücadeleleri demokratik mücadeleler diye kapitalizm içi çözümlere bağlamışlar. Birebir işçi denetimini ve iktidarını getirecek talep ve sloganları ise sosyalist diye ayırarak hiç gelmeyecek bir güne havale etmişlerdir.

Halbuki bugün burjuvazi, en basit demokratik talepleri bile sistem içinde karşılayamayacak güçte ve karşılamamak niyetindedir. Bu yüzden en temel demokratik talep bile işçi sınıfının kendi denetiminde ve yönetiminde sağlayabileceği bir sosyalist talep haline gelmiştir. Bu noktada geçiş programı mantığı da işçilerin en temel gündelik talepler için mücadelelerinden kazandıkları bilinç ile sosyalist talepler arası bağ kuran bir köprü işlevi görmüştür.

1905 ve 1917 Rus Devrimleri ile I. Dünya Savaşı sonrasındaki devrimci patlamaların derslerini özümseyen Komünist Enternasyonal de bu gerçekler ışığında, III. Kongresi’nden itibaren bir geçiş programı kaleme almış ve IV. Kongresi’nde aldığı bir kararla bunun gerekliliğini açıkça ifade etmiştir. 1938’deki IV. Enternasyonal’in Kuruluş Konferansı için geliştirdiği Geçiş Programı ile Troçki, bu Leninist geleneği sürdürmüştür.

Bu program her şeyden önce, somut durumun somut analizine dayanır. Bugünün sorununa çözüm üretebilmek amacıyla bütünsel bir analiz için gereken yöntemi sunar. Bir örnekle açıklayalım; bugün işten çıkarmaların olduğu, işçilerin maaşlarının tam ödenmediği işyerlerindeki işçilere sağlanacak kısmi iyileştirmeleri, ‘adil’ bir ücreti savunmak yerine; işten çıkarmaların yasaklanmasını talep etmek, var olan işlerin tüm işçiler- işsizler- arasında eşit olarak bölünmesini savunmak, enflasyon oranına göre hesaplanmış bir zam oranını temel alan oynak merdiven sistemini önermek işçilerin bir sınıf olarak elini güçlendirecek taleplerdir. Yine aynı durumda tüm işyerlerinde sendikalaşmayı yasallaştıracak, kolaylaştıracak çalışmaların gerekliliğini söylemek işçilerin bizzat patronlar sınıfına karşı bir mevzi kazanmasını sağlayacak bir taleptir.

Bu talepler işçinin aza kanaat etmesini değil, bizzat bir sonraki adımında işyeri kapatmalarına karşı işyeri işgallerini getirecek, işçi denetimini sağlayacak, işçilerin özörgütlenmelerini yaratacak taleplerdir.

Bu taleplerle kendiliğinden gelişen hareketi, bir taşeronun patronundan ziyade, bizzat bütün bir sınıf olarak patronlara karşı yöneltebilecek yegâne güç; örgütlü işçi sınıfının devrimci partisidir ve bu partinin programı da günün ihtiyaçlarına uygun taktiklerle geliştirilmiş geçiş programıdır. Geçiş programı mantığı, Lenin, Troçki ve Moreno gibi devrimci önderlerin geliştirip bizlere bıraktığı çok önemli bir mirastır.

image_pdfimage_print