“Haksız Tahrik”, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 29. maddesince düzenlenmiş; suç işleyenin psikolojik durumuna etkili olarak, kusurluluğun azalmış olacağı kabul edilen haldir.

Bir suçun “haksız tahrik” altında işlenebilmesi için, failin “haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında” suç işlemiş olması gerekir. Haksız tahrik sayılan durumlarda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, genelde cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. Daha pratik ifade edersek, haksız tahrik ve ona bağlı ceza indirimi, mağdur, suç işleyen kimseyi provake eden, haksız bir fiilde bulunması, suçlunun da bu fiilden öfkelenerek, bunun etkisiyle de tahrik eden kişiye karşı suç işlemesiyle mümkün hale gelir.

Haksız tahriki biraz daha somutlamak için, çok güncel birkaç davada hâkimin “ağır haksız tahrik” olduğuna kanaat getirdiği fiilleri inceleyelim: “meyve suyu ikram ettim, almadı”, “cilveli saat sordu”, “kot pantolon, tayt giydi”, “sevişmek istemedi, beni yataktan itti”. Bu sebeplerden de anlaşıldığı gibi, haksız tahrik ceza indirimlerinin olduğu davaların geneli kadın cinayetleri. “Bir ay makarna pişirmek”, “yabancıya saat sormak” gibi nedenlerle eşlerini öldüren birçok erkek, bu madde yüzünden ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine birkaç yıllık hapis cezaları aldı. Bu demektir ki, cezaları veren devletin yargı erkince; kadın, kendi bedeni üzerinde tasarruf yetkisini kullanmaya sahip değil ki, kocasıyla birlikte olmak istemediğini ifade ettiği zaman -hakkı olmayan yani- haksız bir tahrik yapmış oluyor. Ayriyeten bu tahrik, kadının öldürülmesi sonucu verilecek cezayı hafiflettiğine göre de yargı, kadının bu eylemiyle öldürülmeyi hak ettiği sonucunu kabul ediyor. Demek ki devlete göre, kadın kocası istediğinde “evlilik birliğinin en önemli parçası olan cinsi münasebette bulunmak zorunda ki” bunu reddettiğinde kocası ağır tahrikte kalıyor. Ya da aldatan bir kadın, öldürülmeyi hak ediyor ki, kocası “ağır tahrik” indirimi alıyor. Oysa hiç kimsenin yaptığı bir eylem için öldürülmeyi hak etmediğini temel alırsak, haksız tahrik gibi ne olduğu belli olmayan tariflerin kullanılmasıyla, kanunları çıkaranların uygulayanların toplumda var olan önyargıları ve kadının ikincil konumunu pekiştirdiğini söyleyebiliriz. Çok sık verilen haksız tahrik ceza indirimleriyle de kadın öldürmenin normalleştirildiğini erkeklerin de adeta cesaretlendirildiğini söylemek mümkündür.

Haksız tahrik yalnızca kadın cinayetlerinde de değil; gey, travesti, transeksüel cinayetlerinde de istisnasız uygulanıyor. Hâkimlerin “…ataerkil erkek mantığı, bedeni bir fetih alanı, cinsel ilişkiyi de zapt eden/zapt edilen ilişkisi olarak görüyor. Yani erkek de ‘kadınlaştırılmak’ istendiğinde cinayet işlerse, bu haksız tahrik indirimine gerekçe oluyor.” Maktulun kendisine “cinsel ilişki teklif etmesi” ya da “karısının kendisini aldatması” gibi iddiaları kanıtlamak veya çürütmek imkânsız olduğundan, katil, kişiyi öldürdükten sonra savunmasını istediği gibi yapabiliyor. Bu noktada hâkim ve savcıların devletçi, milliyetçi ve ataerkil düşünceleri hukuktan çok daha üstün konumda toplumda var olan önyargı ve nefretleri pekiştiriyor. Tam da bu noktada kadın cinayetleri, LGBTT cinayetleri politikleşiyor.

**

Şiddet görüyorsanız; polisi arayıp yardım isteyebilirsiniz. Polis, şikâyet etmemeniz yönünde sizi ikna etmeye çalışacaktır. Olay ardından karakola gidip mutlaka şikâyetinizi yapmalısınız. Şikâyetinizin işleme alınmaması ihtimali olduğundan, şikâyetin tutanağa geçirilmesini isteyerek, okuduktan sonra imzalayıp mümkünse bir örneğini, tarih ve numarasını alın. Karakoldan sizi hükümet tabibine ya da Adli Tıp’a göndermesini talep edin. Göndermezse de kendiniz devlet hastanesine gidip, varsa darp izlerinizi göstererek rapor alın. Sürekli şiddete maruz kalıyorsanız herhangi bir Adliye’de Aile Mahkemesi’ne veya Cumhuriyet Savcılığı’na başvurup, korunma talebinde bulunabilirsiniz. Bu başvuruyu aile dostu/üyesi kişiler de sizin yerinize yapabilirler. Şiddet sonucu doğacak haklarınızdan ve sığınma evlerinde konaklama gibi sosyal imkânlardan yararlanmak için ön koşul şikâyette bulunmanız ve gördüğünüz şiddeti belgelemenizdir.