Evlilik kıdem tazminatı; 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14/1’deki hükmünde açıkça belirtilen ve 4857 sayılı İş Kanunu’nda da korunan bir kıdem tazminat çeşididir.

Yasa uyarınca; kadın işçiye, evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi isteği ile işten ayrıldığı takdirde; işe başladığı tarihten itibaren hizmet sözleşmesinin devamı süresince her geçen tam yıl için işveren tarafından 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Yani, kadın işçi a) 4857 sayılı İş Kanunu’na göre çalışmış olma ön şartı ile b) Ayrılmak istediği tarihte en az 1 yıldan beri o işyerinde çalışıyor ise c) evlenme tarihinin üzerinden en fazla 1 yıl geçmişse iş akdini tek taraflı olarak, evlenmesini sebep göstererek feshedebilecek; buna karşılık yukarıda açıklandığı biçimde kıdem tazminatını da tıpkı işten çıkarılmışçasına alabilecek durumdadır.

Peki, çalışma hayatında kadınlar için pozitif ayrımcılık denilerek korunan bu hükmün evli ve çalışan kadın işçileri gerçekten koruduğu doğru mudur?

Öncelikle söz konusu hak yalnızca kadın işçiler için uygulanabiliyor, aynı yasanın erkek işçileri kapsamaması önemli bir vurgu. Bu noktada cinsiyete dayalı pozitif ayrımcılık gibi gözüken bir hakla karşı karşıyayız. Oysa hükmün koruduğu kadınlar; evlendikten sonra çalışma hayatından uzaklaşan kadın işçiler.

Üstelik normal koşullarda alınması çok güç olan kıdem tazminatının burada kadına evlilik cüzdanını göstermesiyle işverence verilmesi zorunluluğu var. Gündelik hayatta ise, kocasının evlenen kadının çalışm

asına rıza göstermediği durumlarda sıklıkla uygulanan bir yasa. Yani bu yasayla; kadının, kocası çalışmasına izin vermediği için işten ayrılması, haklı sebep olarak tanınıyor ya da sebep ne olursa olsun evlenen kadının evlenmesi sebebiyle işten çıkması bir tür ödüllendirmeye tabi.

Uygulamada çoklukla ‘aile birliğinin korunması’ şeklinde meşru gösterilen bu kanunla, evlenen kadın iş hayatından çekiliyor ve ‘asıl yeri olan evine’ geri dönüyor. Kadının eve dönmesi ise, ekonomik bağımsızlığı olmayan ‘ev hanımının’, ‘ailenin reisi erkeğin’ eline bakması ve sosyal kültürel alanlarda da yalıtılmasıyla daha da eşitsiz bir konuma düşmesi anlamına geliyor.

Aynı kadınlar bir sonraki dava sahnesinde aile birliği direklerinin enkazı altında ezilmiş, sadaka-nafaka için uğraşıyor. Bu noktada cinsiyetlendirilmiş bu kanun kadınlar için gerçekten pozitif bir ayrımcılık mı oluyor?

Öte yandan bu yasa dolaylı olarak, evlenme hatta hamile kalma ihtimali yüksek olan kadınların işe kabul edilme konusunda aksi bir ayrımcılığı karşı karşıya getiriyor. Hatta kriz döneminde de ilk kapı gösterilenlerin kadınlar oluşunu pekiştiriyor.

Yasanın bu noktada, kadın işçiden çok, işverene pozitif ayrımcılık uyguladığını söylersek abartmış olmayız. Aynı işverenler, kadın işçiyi eve göndererek, işçilerin gerekli temizlik, yiyecek gibi ihtiyaçlarını temin etmek, çocukları için kreş açmak gibi kendi yasal yükümlülüklerinden de kurtulmuş oluyor, nasılsa evde yapan var!

Negatif değil, Pozitif Ayrımcılık!

Kadının evlilik sebebiyle iş hayatından uzaklaşmasını haklı kılan uygulamalar gerçekte negatif ayrımcılık yaratıyor, kadının ikincil konumunu pekiştiriyor. Kadının asıl yerinin evi, asıl işinin ev işleri olduğu algısını destekleyen tüm yasaların değişmesi olmazsa olmaz. Tersine, evli kadının çalışmasını teşvik eden hatta çalışma hayatını kolaylaştıracak önlemlerin (kreşler vb.) işverence sağlanmasını zorunlu kılan yasalar istiyoruz!