1906 yılında Adıyaman’da doğan Misak Manuşyan, 1915 felaketinde ailesini kaybederek Suriye’de uzun yıllar yetimhanede büyüdü. Adıyaman’dan Fransa’ya uzanan ve faşizme karşı direnişin sembolüne dönüşen zorlu hayatı, yaşamı savunmak için sanatla, edebiyatla ve yeri geldiğinde silahla direnmenin mütevazı ve öğretici bir örneği.

1929 bunalımı ile birlikte devrimci işçi hareketine katılan Manuşyan, işgal yıllarında kendisi gibi göçmen işçilerden oluşan kararlı bir komünist partizan birliği oluşturdu. Stalinizmin ve burjuvazinin elbirliğiyle resmi tarihten silinen bu direnişçilerin mücadelesini yakından tanımak için artık Aras Yayınları’nca Türkçe’ye kazandırılmış eşsiz bir eser var. Misak Manuşyan’ın eşi ve mücadele yoldaşı Melinee Manuşyan tarafından yazılan “Manuşyan bir özgürlük tutsağı” adlı kitap aşkı özgürlükten, inancı mücadeleden ayrı tutmayan bir partizanın hayat hikâyesine ışık tutuyor.

Manuşyan, 1943’te “FTP-MOI” – Göçmen işgücü – Paris bölgesinin askeri sorumlarından biri sıfatıyla yeraltına iner. Birbirleriyle irtibat kurmayan, alt birimleri 3’er 4’er kişiden ibaret 40 kişilik ekibiyle günde ortalama iki sabotaj veya suikast düzenler. Biri Fransa işgal komutanı, SS generali Julius Ritter olmak üzere 50’nin üstünde Alman subay ve askeri öldürürler. 16 Kasım 1943’te, gizli bir randevudayken Fransız sivil polisleri tarafından tutuklanır. Bu operasyonun, FKP içinden bir ihanet sonucu olduğu iddia edilmektedir. İki gün içersinde biri kadın 22 yoldaşı daha yakalanır. Nazilerin üç günlük düzmece mahkemesinde sekiz Polonyalı, beş İtalyan, üç Fransız, üç Macar, iki Ermeni, bir İspanyol, bir Rumen ve dokuz Yahudi “yargılanır”. 21 Şubat 1944 tarihinde Paris’in yakın banliyölerinden Mont Valerien tepesinde 21 arkadaşıyla kurşuna dizilir Manuşyan.

Misak Manuşyan’ın önderliğindeki direniş örgütü, 2. Dünya Savaşı’ndaki öncünün yapısı hakkında önemli ipuçları vermektedir. İspanya’dan Polonya’ya birçok ülkede faşizmin yükselişi ve Stalinizmin ihanetleri karşısında hayal kırıklığı yaşayan çok sayıda militan kendiliğinden bir araya gelerek çok uluslu direniş çekirdekleri oluşturmaya girişir. Bu çekirdeklerden Manuşyan grubu gibi yerel komünist partilerle işbirliği yapanları dahi esas olarak otonom hareket etmektedir. Dördüncü Enternasyonal’in önder kadroları da bu direniş odakları içinde yer alırlar. Marcel Hic, Abraham Leon ve Manuşyan grubunun başlıca liderlerinden biri olan Arpen Tavityan bu amansız mücadelede can veren önemli Troçkist kadrolardan sadece birkaçıdır.

İtalya, Fransa ve Yunan direnişlerinde görüldüğü gibi bu çekirdekler, faşist işgale karşı elde ettikleri yüksek saygınlıkla Marksist çizgide kurtarılmış bölgeler oluşturmaya girişecek, müttefik birliklerinden önce Paris ve Roma gibi başkentleri kurtaracaklardır. Savaşın sonunda Avrupa’da kapitalizmin yeniden inşası, ancak bu komünist direniş odaklarının silahsızlandırılarak -Sovyet bürokrasisinin eşsiz yardımlarıyla- tasfiye edilmesi sayesinde mümkün olabilmiştir.

Misak Manuşyan, ölüm yıldönümünde onu anmak için İstanbul’da beklenmedik bir kalabalığın toplandığını, onun hatırası için irmik helvası dağıtıp, şiirlerini seslendirdiğini, mücadelesini yaşatmaya söz verdiğini tahmin eder miydi? Hayata usulca gözlerini kaparken Manuşyan’ın tam da bunu düşlediğinden eminiz. Doğduğu toprakların devrimcileri onun saygın hatırasını kalplerinin en derin köşesinde saklıyor.

Yazan: Murat Yakın, 02 Mart 2010