2005 yılı boyunca Ukrayna ile başlayan ve bölgede özellikle Rusya’nın giderek artan bir şekilde güç kazanmasına karşı da ABD ve diğer uluslararası tekellerce bir şekilde yönetilen ayaklanmalar, Kırgızistan’da da 2005 Martı’nda yansımasını bulmuş ve özellikle Kırgızistan’ın güneyinde yerleşmiş olan yoksul Kırgızların desteğini arkasına alan Bakiyev, iktidarı ele geçirmişti.

Bakiyev yine halefi Akayev gibi saray kökenli bir “güneyli” idi. Artık temel geçim maddelerine sahip olamayacak kadar yoksullaşan güney Kırgızistan halkı kendine hemşerisini temsilci olarak bulmuş, yine Akayev’in eski başbakanlarından Bakiyev’i bu göreve nerdeyse getirip oturtmuştu. 2005 Martı’nda tüm coğrafyada yaygınlaşan lale devrimleri dalgasını da arkasına alan muhalefet, birkaç hafta içerisinde Akayev’i Rusya’ya sığınmak zorunda bırakmıştı. Hemen bu iktidar değişikliğinin ardından yine bir tür çıkarlar birlikteliği ile iktidarı zaptetmiş olan yeni Bakiyev iktidarı ilk başta geniş bir uzlaşı ile şimdilerde Bakiyev’in iktidardan düşmesine de neden olan muhalefetin nerdeyse tüm blokları ile ittifak halinde bir hükümet kurmuştu. Bu ittifak; yine birtakım nedenlerle dağılmış, iktidardan ayrılan her eski bakanın kendi partisin kurmasına da vesile olmuştu.

Oldukça yoksul olan ve ev, iş, temel yaşam maddeleri gibi ihtiyaçları giderek derinleşen halk lale devriminin 5. yıldönümünde bu kez Bakiyev’i ve kurduğu hükümeti devirdi.

Kırgızistan’da Bakiyev’den iktidarı devralarak geçici hükümeti kuran bütün partiler aslında bir dönem hem Akayev hem de Bakiyev’in iktidarlarında bir süreliğine “hizmet” etmiş kişilerden oluşuyor. Rosa Otanbaeva (Akayev’in eski Dışişleri Bakanı ve yeni Sivil toplum Platformu sözcüsü), Muratbek İmanaliv (eski Akayev Dışişleri Bakanı) ve eski KGB şefi ve Akayev bürokrasisisin üst düzey yöneticisi Feliks Kulov (Ar-Namıs Partisi Lideri).

Bakiyev; lale devrimine dönüşmüş ayaklanma sonrasında kurduğu hükümette Kulov ile birlikte muhalefeti derhal bastırma yoluna gitmiş, ilk iş olarak çok cılız bir örgütlenmeye sahip polis teşkilatını ve devlet icra heyetlerini güçlendirmekle işe başlamıştı. Zaman içinde iş, ekmek ve şehirlerde yerleşme hakkı isteyerek ayaklanan kent ve köy yoksullarına ise bu 5 yıl içerisinde, temel yaşam giderlerine yüzde 300 oranında zamlarla “teşekkür” etmiş, yolsuzluğa karşı mücadelesini de bizzat oğluna gelişim bakanlığı vererek “gidermeye”(!) çalışmıştı. Özelleştirme furyasında Bakiyev’in kendi ailesi için sağladığı olanaklar lale devrimleri sırasında da olsa mobilize olmuş yoksul kitleler arasında hoşnutsuzluğu giderek artmış ve muhalefet liderlerinden ikisinin tutuklanması Talas’ta başlayarak tüm ülkeye yayılan ayaklanmalarının başlama vuruşunu sağlamıştı.

Bakiyev’in bizzat kendi kardeşini başına geçirerek güçlendirmeye çalıştığı polis-asker şefliğinin iktidarı korumak için verdiği cansiperane mücadele onlarca kişinin ölmesini sağlamış ancak, yine tam da bu, ayaklanmaların giderek büyümesine neden olmuştu.

Talas kentinde başlayan ayaklanma birkaç gün içerisinde başkent Bişkek’e sıçramış, ayaklanmacılar hapishaneleri basarak muhalefet liderlerini serbest bırakmışlar, ardından İçişleri Bakanlığı ve Başkanlık Sarayı’nı basmışlardı. Bunun üzerine Bakiyev başkentin dışındaki Amerikan üssü olan Manas’tan önce kendi bölgesi olan Güney’e ardından da Kazakistan’a kaçmıştı.

Bakiyev dönemi eski Dışişleri Bakanı Roza Otunbayeva geçici hükümetin başına geçti. Bakiyev döneminde yapılan özelleştirmelerin durduğunu, satılan Kırgız Telekom ile Elektrik dağıtım şirketlerinin yeniden kamulaştırıldığını duyurdu. Ülkedeki bankaların faaliyetleri, hesaplarda kontrol yapmak amacıyla durduruldu. Bakiyev’in kurduğu ve ailesi tarafından yönetilir olan yeni bakanlıkların kapatıldığını, elektrik ve ısınma giderlerine yapılan zamların durdurulduğu bildirildi.

Bölgede özellikle ABD’nin asker üslerinin bulunması ABD için hem Afganistan ve Pakistan üzerindeki kontrolü sağlıyor, hem de bölgede eski ağırlığına kavuşmaya başlayarak güçlenen Rusya’ya da bir tür tehdit olarak kullanılıyor. Bu ve diğer enerji konuları düşünüldüğünde de bölgede ve Kırgızistan’da; ABD ve Rusya arasında bir hegemonya savaşı da yaşanıyor.

“Önce Akayev, Şimdi Bakiyev!” sloganında kendini somutlaştıran yoksul halk muhalefetinin en azından bir süre daha dinlenmiş-yorulmuş hırsızlardan birilerini daha deneyeceği görülüyor.

Geçici hükümetin kendisi için uluslararası destek, tanınma ve mali yardımlar için uğraştığı bir anda, yoksul kitleler de çeteler halinde sokak baskınları yaparak kendilerini idare ediyorlar. Lüks konut ve alışveriş merkezlerinin büyük çoğunluğu onlarca gösterici tarafından yağmalanmış durumda.

Kalkışma yansımasını ve önderliğini bulmakta gecikince, politik temellerle harekete geçen kitleler, adi suçlara doğru bir meyil de gösteriyorlar, Kırgızistan’dan alınan haberlere bakılırsa… Bu yağmanın ve mülkiyetin korunması için de polis ve özel güvenlik şirketleri, silah kullanmakta imtina etmemeye başladı.

Yağmalamalar sırasında ölenlerin sayıları yüzlerle ifade ediliyor. Yağmacı gruplar kendi aralarında spontane (kendiliğinden) olarak örgütleniyorlar. Bu ölümlerin sayısını, bu çetelerin birbirleri ile çatışmaları da arttıracak görünüyor. Aynı zamanda bu durum; Kırgızistan’da oluşan güvenlik endişesi ile polis-asker teşkilatının güçlendirilmesine bahane oluyor, güçlendirilmeye başlayan Kırgızistan güvenlik güçleri ise bir yandan yer yer devam eden kalkışmaları bastırmakla da uğraşıyor.

Orta Asya’da gelişen bu ayaklanma; diğer lale devrimlerini sahiplenen bölge diktatörlerine şimdiden bir korku vermesiyle, Orta Asya ülkelerinin politik tarihinde önemli bir dönüm noktasını da oluşturuyor. Bakiyev’in, son zamanlarda, istifa etmediğini ve yeni hükümetin meşru olmadığını söylemesine de bakılacak olursa, kendisini destekleyen Güneyli Kırgız halkının en azından bir süre daha Kuzey’deki hükümetin işlerini zorlaştıracağını görmek zor değil. Bu durum, zaman içinde yeniden bir rejim problemi yaratacak görünüyor. Kırgızistan’da giderek derinleşerek büyüyen açlık, yoksulluk ve güvensizlik ortamı da kitle hareketinin en azından bir süre daha ayaklanma için eli kulağında bekleyeceğini gösteriyor. Bu ayaklanmaların, yine “saray içerisinden” bir eski bakan önder bularak mı ilerleyeceği yoksa daha kökten bir rejim sorununun gündeme mi geleceğini ise zaman gösterecek.

Devrimci önderlik krizinin giderek derinleştiği gerçeğini, bir kez daha yüzümüze çarpan bir mücadele süreci yaşanacağı ise aşikâr.

Yazan: B.Turgut, 5 Mayıs 2010

image_pdfimage_print