20 Ağustos 1940 yılında, Stalin’in ajanı tarafından Mexico City’de katledilen Lev Troçki, 70 yıl önce uğruna tüm hayatını adadığı sosyalist mücadeleden fiziki olarak koparıldı.

Onu katlettirenler, işçi sınıfına ihanetleriyle tarihin karanlık sayfalarında yerlerini çoktan aldılar. Büyük usta Troçki ise, dünyanın dört bir yanında proleter devrim için mücadele eden binlerce devrimcinin ilham kaynağı oldu, olmaya devam ediyor.

Büyük bir devrimcinin, düşünce adamının ardından ağıtlar yakmak, ya da sadece kahramanlıklarından bahsetmek kuşkusuz ona yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Onu ne ağıtlarla anıyoruz ne de kahramanlık destanlarıyla… Düşüncesini, eylemini dünyanın dört bir yanında işçilere, emekçilere ve gençliğe aktararak onu yaşatıyoruz.

Onun fikirleri dialektik materyalizmin, Marksizm’in, bolşevizmin berrak bir ifadesidir. Stalinist bürokrasinin tek ülkede devrim anlayışına karşı sosyalist dünya devrimini, bürokrasinin aşamalı devrim anlayışına karşı sürekli devrimi, her türden sınıf işbirliğini içeren halk cephelerine karşı işçi sınıfının birleşik cephesini, ulusalcılığa karşı enternasyonalizmi savunan Troçki, Stalinist bürokrasinin tahrifatlarına karşı Marksizm’in yılmaz savunucusu olmuştur. Onun düşüncesi ve eyleminden öğrenmeye ve Marksizm’in aydınlığını yeni devrimci işçi kuşaklarına aktarmaya devam edeceğiz.

Büyük ustanın kendi sözleriyle mücadelesinin kısa bir özetini okurlarımızla paylaşmak istiyoruz:

“Dokuz yaşında herkesten uzak bir köyde yaşadım, hiç dışarı çıkmadan. Sekiz yıl orta öğrenim gördüm. Okuldan çıktıktan sonra ilk defa bir yıl hapse girdim. Çağdaşlarımın çoğu gibi, benim üniversitem de hapishane, sürgün ve mültecilik oldu. Çarlık yönetiminde 2 seferde dört yıl hapis yattım. İlkinde iki yıl, ikincisinde birkaç hafta sürgünde kaldım. İki sefer Sibirya’dan kaçtım. İki sefer yurtdışına kaçtım, hepsi oniki yıl kadar yurt dışında kaldım, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ve Amerika’da: iki yıl 1905 ayaklanmasından önce ve bunun bastırılmasından sonra da on yıl. Savaş yıllarında Hohenzollern’lerin Almanyası beni gıyaben hapse mahkum etti (1915), ertesi yıl Fransa’dan İspanya’ya sürüldüm, Madrid’de kısa bir süre hapis yattıktan ve Cadix’de de bir ay polisin gözaltında kaldıktan sonra Amerika’ya gönderildim. Şubat Devrimi günlerinde orada idim. New York’tan yurduma dönerken Mart 1917’de İngilizlerin elinde düştüm ve tam bir ay Kanada’da bir toplama kampında esir kaldım.

1905 ve 1917 devrimlerine katıldım, 1905’de ve sonra 1917’de Petersburg Sovyeti Başkanı idim. Ekim Devrimi içinde çalıştım, Sovyet Hükümeti üyesi oldum. Dış İşleri Halk Komiseri olarak, Alman, Avusturya-Macaristan, Bulgar ve Türk delegeleriyle Brest-Litovsk barış görüşmelerini yürüttüm. Savaş ve deniz halk komiseri olarak kızıl ordunun örgütlenmesi ve kızıl filonun yeniden kurulması için beş yıl çalıştım. 1920 yılında, bunca işin arasında, çığrından çıkmış olan demiryollarını çekip çevirmek de bana düşen görevlerden biri olmuştur.

Sivil savaş yılları bir yana bırakılırsa, yaptığım iş parti savaşçısı olarak çalışmak ve yazmaktı. 1923’de, devlet bütün kitaplarımı basmaya başladı. Daha önce basılmış olan askerlikle ilgili beş ciltten başka onüç cildim yayınlandı. “Troçkizm”e karşı açılan savaşın pek kızıştığı 1927’de kitaplarımın bastırılması da durduruldu.

Ocak 1928’de şimdiki Sovyet hükümeti beni sürgüne yolladı, bir yıl Çin sınırında kaldım, 1929 şubatında Rusya’dan çıkarıldım, bu satırları İstanbul’da yazıyorum.

…. Öğrenme hevesim hiçbir zaman geçmedi ve ömrümde bir çok kez devrimin düzenli çalışmama engel olabileceği sanısına bile düştüm. Bununla beraber ömrümün bir yüzyılın üçte birine eş süresi tamamen devrimci kavga içinde geçmiştir. Eğer baştan başlamak gerekseydi, hiçbir iki demeden gene aynı yolu tutardım.

Bunları gurbette yazıyorum, ömrümün üçüncü gurbetinde ve en yakın dostlarımın kendi elleriyle kurdukları Sovyet Cumhuriyetinin hapishanelerini ve sürgün yerlerini doldurdukları bir zamanda yazıyorum. Kimi dostlarım duraksadılar, saptılar ve düşman önünde boyun eğdiler: bir bölüğü ahlak kaynakları tükendiği için, bir bölüğü de olaylar labirentinden tek başına çıkamadığı için, geri kalanı da artan baskıya dayanamadığı için.

Daha önce de görmüştüm, iki sefer, yığınların bayrağı bırakıp kaçtıklarını: 1905 devrimi bastırıldığı zaman ve bir de Dünya Savaşı başladığı zaman. Böylece pek yakından görmüş ve denemiş olarak bilirim, tarihte yükselmenin ve alçalmanın ne demek olduğunu. Bunların yasaları vardı. Bunları hızla dönüştürmek için sabırsız olmaya gelmez. Ben tarih olaylarını, kendi kişisel kaderimden daha değişik bir açıdan görmeye alıştırmışımdır kendimi. Olanların akla uygun nedenlerini bulmak ve yerli yerine oturtmak, bir devrimcinin yapacağı ilk iştir. Ve bu en büyük kişisel mutluluğu, ancak görevini bugünkü çıkarlarıyla karıştırmayan bir kimse duyabilir.” Büyükada, 14 Eylül 1929 (Hayatım, Yazın Yayıncılık, İkinci Baskı, Ekim 1999)

Yoldaş Troçki, Sosyalizme dek daima…

Yazan: İşçi Cephesi, 01 Ağustos 2010

image_pdfimage_print