Devrim, toplumsal düzen değişikliği demektir. İktidarı, kendisini tüketmiş olan bir sınıfın elinden yükselmekte olan diğer bir sınıfın eline geçirir. Ayaklanma anı iki sınıfın iktidar mücadelesindeki en keskin ve kritik anı oluşturur. Ayaklanma, ancak halkın ezici çoğunluğunu etrafında toplayabilecek ilerici bir sınıfa dayanıyorsa devrimi gerçek zafere ve yeni bir düzenin kurulmasına götürebilir…”1 diyordu Troçki. Aynen, tarih, sınıf savaşlarının tarihidir diyen Karl Marx gibi.

Böylesi keskin bir sınıf savaşıydı Ekim 1917’de Çarlık Rusya’sında gerçekleşen. Rusya işçi sınıfı, ezilen halkların, yoksul köylülerin ve emekçi halkın desteğini alarak sınıf savaşımını kendi lehine çevirerek emekçilerin iktidarını kurdular. 1917 yılında sömürücü sınıfları defederek, bir işçi iktidarının mümkün olduğunu haykırdılar.

Dünyanın başka bir köşesinde değil de, Çarlık Rusyası’nda devrimin gerçekleşmesini sağlayan çok sayıda neden vardı. Kapitalizmin ve soyluluğun çürümüşlüğü, daha yeni iktidara gelmiş burjuvazinin emekçi halk üzerindeki etkisizliği, proletaryanın artan toplumsal ağırlığı, köylülüğün ve ezilen ulusların devrimci karakteri, savaşın yarattığı hoşnutsuzluk, 1905 devrimiyle ortaya çıkan İşçi Sovyetlerinin varlığı… Ve en önemlisi Bolşevik Parti’nin rolü.

Burada İşçi Sovyetlerine de ayrı bir parantez açmak gerekir. Troçki, Sovyetleri şöyle tanımlıyordu: “Sovyetle birlikte, modern Rus tarihinde demokratik iktidarın ilk kez sahneye çıkışına tanık olduk. Sovyet, bizzat kitlenin, kendi ayrı parçaları üzerindeki örgütlü iktidarıdır. O, daha alt ve daha üst bir yasama meclisi olmaksızın, profesyonel bir bürokrasiye sahip olmaksızın, ama seçmenlerin temsilcilerini her an geri çağırma hakkına sahip bulundukları gerçek demokrasiyi teşkil etmektedir.”2 Sovyetler, işçilerin, köylülerin öz yönetim organlarıydı. Ancak Avrupa’nın pek çok ülkesinde sovyetik örgütlenmeler ortaya çıkmış olsa bile, proletaryanın iktidarı sadece Rusya’da kazanabilmiş olmasının nedeni Bolşevik Parti’nin varlığında aranmalıdır.

İktidarı alan emekçiler, Rusya’daki Halkların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı, Sanayide İşçi Kontrolü, Seçmenlerin Seçilmiş Temsilcileri Geri Çağırma Hakkı gibi pek çok kararname çıkartarak ekonomik, siyasal ve kültürel yaşama ilişkin yeni yasal düzenlemeleri yaptılar. Ayrıca askeri birliklerde iktidarın asker sovyetlerine ait olması; ordu içinde subayların artık seçimle işbaşına getirilmesi; generallik de dahil olmak üzere onbaşılıktan itibaren tüm rütbelerin ve askeri sıfatların kaldırılması; bu türden ayrımlara işaret eden her türden süsleme ve işaretin kaldırılması; askeri selamlamanın kaldırılması vb. gibi düzenlemeler yapıldı. Yine çalışma saatlerinin 8 saatle sınırlandırılması ve memurların işçilerin arasından seçilmesi ise önemli kazanımlardandır. Böylece Rusya’nın tarihinde eski dönem kapanıyor ve tüm dünya tarihini etkileyecek yeni bir dönem açılıyordu.

Devrimin ardından, işçi sınıfı çözmesi gereken devasa sorunlarla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen parti ve işçi sınıfının öncüleri ülkeyi yeniden inşaya girdiler. Ancak iç savaş kapıdaydı. Proletarya en yiğit evlatlarını iç savaşta kaybetti. Burjuvazi cephesinde ise korku vardı ve Ekim Devrimi’nin kıvılcımının dünyada yangına döneceğini düşünen emperyalist güçler apar topar savaşı bitirip ortak düşmana karşı birlik oluyorlardı.

Sovyet proletaryası iç savaşın yıkıntıları içerisinde yeni bir ülkeyi inşa etmeye çalışırken, bir yandan Avrupa’dan bir devrimin gelmesini bekliyordu. Avrupa devrimlerinin boğazlanması Bolşevik devrimin yalnız kalmasına neden oldu. Lenin’in erken ölümünün ardından, Stalinist bürokrasi iktidarı ele aldı. Bürokrasi, gerici “tek ülkede sosyalizm” ve aşamalı devrim anlayışıyla mevcut statükoyu korumaya çalıştı, üstelik çok sayıda devrimin boğazlanması pahasına. Bürokrasi işçi sınıfının kazanımları üzerine oturdu, buna karşı mücadele eden Bolşevikleri de imha etti. Bu ihanetin sonucunda bugün kapitalist restorasyon Sovyetler Birliği’nde mümkün olmuştur.

Evet, işçi sınıfı iktidarı Sovyetlerde yıkılmıştır ancak kapitalist yağma pervasızca sürmektedir. İşçi sınıfının örgütlülüklerinin dağılmasından yararlanan burjuvazi, haklarımızı bir bir gasp etmektedir. Kapitalistler yaşadıkları ekonomik krizlerin bedelini biz emekçilere ödetmektedirler. Yine dünyada savaşlar bölgesel düzeyde de olsa devam etmektedir. Kapitalistler, hammadde ve pazar ihtiyaçları uğruna çevreyi talan etmekte, dünyanın her yerinde çöp dağları oluşurken, yok olan kaynaklar, ormanlar dünyanın dengesini bozmaktadır.

Yeni “özgür dünyada” yani neoliberal bir dünyada sağlıktan eğitime, barınma ihtiyaçlarımızdan gıdaya, suya kadar yaşamımızı idame ettirmek için gerekli ihtiyaçlarımızı bile karşılayamaz duruma geldik. Oysa bunları karşılayacak kaynak, zenginlik yok değil.

Kapitalizmin yarattığı barbarlığa karşı, insanlığın kurtuluşu hâlâ sosyalizmdedir. İşte bu nedenle 93 yıl sonra Ekim devrimi hâlâ insanlığın aydınlık geleceğidir. Sınıfsız, sömürüsüz, sosyalist bir dünyayı inşa etme görevi yeni emekçi kuşaklarının omuzlarındadır.
r
1 Troçki, “Rus Devrim’ini Savunurken”, 1932

2 Troçki, “1905”, Tarih Bilinci Yay., Eylül 2000, s.226 ve 228

image_pdfimage_print