Geçtiğimiz hafta, El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in, Amerika’nın düzenlediği bir operasyon sonucunda öldürülmesi gündemde, Ortadoğu coğrafyasını sarsan devrimci sürecin önüne geçmesinin dışında birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. İşkencenin ne kadar uygulanabilir bir yöntem olduğu, emperyalizmin bundan sonraki durağının Pakistan mı olacağı ya da son Kızılderili direnişçilerinden Geronimo’nun operasyon için kod ad olarak kullanılması… Bunlar tartışmaların bir bölümünü oluşturuyor.

Bilindiği gibi Bin Ladin 1980’lerde Sovyetler Birliği ile Afganistan arasındaki çatışma sürecinde anti-komünist fikirleri ile öne çıktı. Sonrasında ise Birinci Körfez Savaşı dönemiyle birlikte anti-Amerikan/emperyalist fikirlerle, İslami terörizmi birleştirerek bireysel terörizm yoluna girdi. 2000’li yıllarla beraber İslami temelli bireysel terörizmin yükselişi, emperyalizmin Ortadoğu’yu işgaller yoluyla daha da terörize etmesinin önünü açtı. Tüm bu süreçte, emperyalizmin bölge pazarındaki gücünü arttırması ise başat konumdaydı. Bir başka deyişle, İslami bireysel terörizm, emperyalist kitlesel terörizmin önünü açtı (Afganistan ve Irak örnekleri) ya da emperyalizm önünün açılması için bireysel terörizmin yükselmesine ihtiyaç duydu!

Mevcut duruma döndüğümüzde ise, 2011 yılıyla birlikte Ortadoğu’da yaşanan devrimci süreçler ve kitle seferberlikleri bir yandan İslami temelli hareketleri bastırırken, öte taraftan da emperyalizmin bölgedeki konumunu sarsıcı bir etki yarattı. Libya’da gerçekleşen müdahale ise emperyalizmin iplerin kontrolünü elinden kaçırmamak adına başvurduğu bir yöntemdi. Bugün ABD’nin yapmış olduğu da, “biz burada istediğimiz yere, istediğimiz şekilde müdahale edebiliriz” imajını yaratmasıyla beraber, bir gözdağı niteliğinde de okunabilir.

Operasyona Geronimo isminin verilmesi de bir başka tartışma noktası. Geronimo, Amerikan yerli halklarından Apaçiler’in sömürgecilere karşı direnişin örgütlenmesinde rol oynayan en önemli şefleri. Komünal toplum düzeninde yaşarken sömürgecilere karşı Kızılderililerin kitlesel seferberliklerini ön plana çıkartma çabasıyla mücadele etmişti. Politik duruş ve yöntem olarak Bin Ladin örneğinden çok daha farklı ve anlamlı bir yere oturan Geronimo’nun adının böyle bir operasyona verilmesi de, burjuvazinin bilinç bulandırmasının ne noktaya vardığını göstermesi adına önemli bir örnek.

Yazının son bölümünde ise önümüzdeki dönemde de tartışılacak bir konuya, emperyalizmin olası bir Pakistan müdahalesine değinmek gerekiyor. Emperyalizm, Afganistan’da Taliban’ın ılımlı kanadıyla işbirliği yapmaya ve radikal kanadı da daha ılımlı kılmaya çalışıyor. El Kaide’nin güçsüzleştirilmeye çalışılması da bu hedef doğrultusunda bir hareket. Pakistan örneğine baktığımızda da, özellikle ülkenin kuzeyinde, Taliban’ın oldukça güçlü bir konuma sahip olduğu ilk göze çarpanlardan. Ayrıca ülke içerisinde radikal İslami hareketlerin de temsiliyet bulduğunu belirtmek gerekiyor. Bin Ladin’e karşı düzenlenen operasyon da Pakistan’da çok farklı açıklamaların önünü açtı. Bir yandan “bu kadar yakınımızda yaşayan Ladin’i nasıl bulamadık” denirken, öte yandan da “yanı başımızda bizden habersiz böyle bir operasyon nasıl düzenlenir?” açıklamaları çelişkileri görünür kılmakta. Bu çelişkilerle birlikte, Taliban’ın Afganistan ve Pakistan’da güçlü bir konumda olması emperyalizmin Afganistan “planını” uygulaması için Pakistan üzerinde de daha fazla baskı oluşturmasına neden oluyor. Bu politikalarına bölgede işlerlik kazandırmaya çalışan emperyalizm olası çıkışı Pakistan’a müdahale etmekte bulursa ise biz devrimci Marksistlere düşen, tüm gücümüzle Pakistan halkının özgürlüğünü savunmaktır!

image_pdfimage_print