“Avrupa’yı birleştirmek için her şeyden önce iktidarı sizin elinizden çekip almak gerekir”

Avrupa derin bir ekonomik ve politik krizle sarsılıyor. Başta Yunanistan, Portekiz ve İrlanda olmak üzere pek çok devlet devasa dış borçlarını ödeyemeyecek durumda. İspanya, İtalya ve Belçika’nın hazine bonoları mali spekülasyon dünyasında alıcı bulamamanın eşiğinde. Sırada İngiltere var. Burjuvazi şaşkın, işin içinden nasıl çıkacağını bilemiyor; yaptığı tek şey proletaryaya ve emekçi halkın haklarına ve kazanımlarına saldırmak. Avrupa’nın Düyun-u Umumiye’sini oluşturan Almanya ve Fransa, borçlu ülkelerin başlıca kreditörleri olan kendi bankalarını korumanın ve kurtarmanın derdinde, birbirleriyle çekişiyorlar. Bu arada kitleler alanları dolduruyorlar, bankalara, hükümetlere karşı isyan ediyorlar. Avrupa Birliği, ekonomik ve politik bir bütün olmadığını, ulusal burjuvazilerin çekişme ve mücadele alanına dönüştüğünü, dağılmanın eşiğinde sürüklendiğini belli ediyor.

Bu noktaya nereden gelindi? Daha I. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında, Rus devriminin mimarlarından Lev Troçki, “Almanya, daha sonra dünya iktidarı için İngiltere’yle ciddi olarak mücadeleye başlamak üzere, Avrupa’yı ‘organize etmeyi’, yani Avrupa kıtasını kendi kontrolü altında ekonomik olarak birleştirmeyi kendisine görev biçti” (1923, “Avrupa Birleşik Devletleri” Sloganı İçin Uygun Zaman mı?”; bak.: http://www.marxists.org/turkce/trocki/1923/haziran/30.htm) diyerek ardından gelecek koca bir yüzyılın genel eğilimine işaret etmişti. Almanya bu “görevini” önce Nazi işgaliyle denedi, ama olmadı, dünya egemenliğini yavaş yavaş eline geçiren ABD karşısında yenildi. 1950’lerin sonlarından itibaren, Fransa’yı da desteğine alarak daha “barışçıl” bir birleşme yolu seçti ve kıtayı kendi egemenliği altında ABD’nin rakibi haline getirmeye koyuldu.

Bu basitçe Alman burjuvazisinin bir egemenlik kaprisinden ibaret değildi. İhtiyaç, üretici güçlerin ulusal sınırları, ulusal gümrük duvarlarını zorlamasından kaynaklanıyordu. Bunu Troçki de görüyor ve üretici güçlerin özgürleşmesinin yolunun Avrupa’nın proletarya iktidarı altında birleşmesinden geçtiğini söylüyordu: “Artık kurtuluş yolunu daha somut olarak göstermek, adını koyalım, kıtamızın ekonomik çöküşten ve güçlü Amerikan kapitalizmine köle olmaktan kurtuluş yolunun yalnızca Avrupa halklarının en sıkı ekonomik işbirliğinde yattığını ileri sürmek zorunlu hale gelmiştir… Avrupa coğrafi bir terim değildir; Avrupa ekonomik bir terimdir, dünya pazarıyla -özellikle mevcut savaş sonrası koşullarda- karşılaştırılamayacak ölçüde daha somuttur… Dünya çapında devrimin gecikmiş gelişiminin sebeplerinden biri, aşağılanmış Avrupa’nın, zengin Amerikalı amcasına olan bağımlılığıdır” (ibid).

Ne var ki, Lenin ve Troçki’nin önderliğindeki proleter Sovyetler Birliği’nin Avrupa’yı sosyalizm bayrağı altında birleştirme politikası (Sürekli Devrim) ile Almanya ve Fransa’nın Avrupa devletlerini kendi kapitalist egemenlikleri altında köleleştirme çizgisi, birbirine hızla yaklaşan iki tren gibiydi. Çarpışma kaçınılmazdı ve nitekim Avrupa’da devrimci ayaklanmalar patlak verdi. Ama 1923’te Alman devriminin yenilmesi, ardından 1926’dan itibaren SSCB’de Troçki önderliğindeki devrimci proletaryanın Stalinist bürokrasi tarafından ezilmesi, emperyalist tekelci burjuvazinin yolunu temizledi. Yüzyılın ikinci yarısında iyice güçlenen Almanya ve Fransa Avrupa’yı kapitalizm altında “birleştirmenin” yollarını aramaya koyuldular.

Ama bu, ulusal sermayelerin güçlü devletlere ihtiyaç duyduğu kapitalizmin kendi doğasıyla çelişik bir süreçti. Troçki, bu tip bir kapitalist birleşme olasılığının çelişkilerine daha 1926’da değinmişti: “İç gümrük duvarlarının kaldırılması durumunda kapitalist Avrupa’nın, belirli bir yeniden kümelenme ve yeniden uyarlanma döneminin ardından, üretici güçlerin yeni dağılımı temelinde yüksek bir düzeye ulaşacağından kuşku duyulmamalı. Bu tıpkı, gerekli ekonomik koşullar altında daha büyük ölçekli işletmelerin daha küçük olanlar üzerinde üstünlük sağlaması kadar tartışmasız bir gerçektir. Ama küçük yatırımcıların kendi işlerini gönüllü bir biçimde terk etmeleri beklenmemeli. Piyasayı eline geçirebilmek için büyük kapitalistin önce küçük olanı tahrip etmesi gerekir. Devletler ölçeğinde de durum bunun aynısıdır” (1929, Disarmement and the United States of Europe, bak.: http://www.marxists.org/archive/trotsky/1929/10/disarm.htm). Günümüzde Almanya ve Fransa’nın (Troçki’nin benzetmesiyle “büyük şirketler”), AB’nin çevre ülkeleri olarak tabir edilen Yunanistan, Portekiz, İrlanda, hatta AB’nin “üçüncü ve dördüncü büyük ekonomileri olarak tanımlanan, ama “büyükler” karşısında “küçük şirket” olmanın ötesine geçemeyen İtalya ve İspanya üzerindeki denetimi ve baskıları, “birliğin” yolunun ulusal burjuvaziler arasındaki çatışmalarla ve tahribatlarla dolu olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

“…Amerika’nın baskısı altında Avrupa devletleri güçlerini koordine etmeye gayret edeceklerdir. Briand’ın (Aristide Birand [1862-1932], Avrupa birliğinin savunucusu Fransız burjuva politikacı-ç.n.) Avrupa Birleşik Devletleri programının ana kaynağı budur. Ama hangi gelişme aşamalarından geçilecek olursa olsun, bir şey çok açık: Dünya dengesinin sürekli olarak Amerika lehine kesintilere uğraması, önümüzdeki bütün bir dönem boyunca Avrupa’da patlak verecek olan krizlerin ve devrimci çalkalanmaların ana kaynağı olacaktır. Avrupa’da on yıllarca sürecek bir istikrarın sağlanmış olduğunu savunanlar dünya durumundan hiçbir şey anlamıyorlar demektir ve kaçınılmaz olarak reformizm bataklığına saplanacaklardır.

“…şu soruya net bir yanıt vermek gerekiyor: Avrupa ekonomisi bugünkü dağınıklığından nasıl kurtarılabilir ve Avrupalı halk kitleleri çürümeden ve köleleşmeden nasıl korunabilir?.. Sol Muhalefet aracılığıyla Avrupa proletaryasının öncüsü mevcut yöneticilere şöyle diyor: Avrupa’yı birleştirmek için her şeyden önce iktidarı sizin elinizden çekip almak gerekir. Biz bunu yapacağız. Onu düşman kapitalist dünyanın karşısında birleştireceğiz. Onu mücadeleci sosyalizmin güçlü bir mevzisi haline dönüştüreceğiz. Onu Dünya Sosyalist Federasyonu’nun temel taşı haline getireceğiz.” (ibid.)

Troçki’nin tahlilleri ve programı günümüzde hâlâ tüm geçerliliğini ve yakıcılığını koruyor.

image_pdfimage_print