“Şunu kafamıza iyi yerleştirmeliyiz ki, bizim politikamızın temel hedefi proletaryayı, kendi kaderini tayin etmek, demokratik olmak ve emekçi kitlelerin başında bir devrimle iktidarı almak zorunda olduğuna ikna etmektir”

Dördüncü Enternasyonal’in (DE) İkinci Dünya Savaşı sonrası başlıca liderlerinden, Arjantinli devrimci Nahuel Moreno’yu (24 Nisan 1924 – 25 Ocak 1987) vakitsizce kaybedişimizin üzerinden 25 yıl geçti.

Nahuel Moreno 40 yıla yayılan mücadele hayatının ürünü olarak, dünya çapında sayısız devrimci partinin inşasına katkıda bulunmanın yanı sıra, aynı zamanda sınıf mücadeleci bir temelde yüzlerce kadronun oluşturulmasında başı çekti. Geride birçok devrimci işçi partisi, uluslararası bir politik eğilim ve zengin bir külliyat bıraktı. Öte yandan, devrimci programın sınıf mücadelesinin çetrefilli sorunları karşısında sürekli güncellenerek sınanmasına yönelik çizginin ısrarlı bir savunucusu olarak, sayısız işçi mücadelesinin bizzat önderliğini üstlenmesi, onu dönemi içinde özgün bir konumda ele almayı gerektirmekte. Moreno, en elverişsiz koşullarda Leninist metodolojiyi sahiplenmekle kalmadı ama aynı zamanda bu metodolojiyi sınıf mücadelesinin değişken ihtiyaçları bağlamında güncelleyip zenginleştirme gayretinin de önde gelen temsilcisi oldu.

Moreno’nun saflarında mücadele ettiği ve örgütsel bir bütünleşmeye sahip olmamakla birlikte, bürokratik aparatlardan bağımsız bir devrimci akım ya da hareket olarak tanımladığı uluslararası Troçkist hareket, artık bu biçimiyle mevcut değil. Geride kalan 20 yıl boyunca gerçek bir oportünizm dalgası bu hareketin pek çok önemli sektörünü tozu dumana katarak barikatın diğer tarafına attı. Devrimci kampı çoktan terk eden bu kesimler, burjuva demokrasisinin ve parlamentarizmin, devlet ve sivil toplum fonlarının ya da sendikal bürokrasi aygıtlarının arasında yitip, ayırt edilemez hale geldiler. Öte yandan DE’nin yeniden inşası mücadelesi boyunca Moreno’nun haklı uyarılarının muhatabı olmuş bir dizi “Ulusal Troçkist” örgütlenme ve tarikatlaşmış yapı, şaşmaz doğrucular olarak sekter ve steril bir deli gömleğinin içinde varlıklarını sürdürmekteler. Moreno’nun liderliğini üstlendiği Ortodoks Troçkist akım ise, uzun ve sarsıntılı bir dönemin parçalanmışlıklarını bizzat Moreno’nun tavsiyesine uyarak, her zamankinden fazla işçi sınıfına yönelmek, her zamankinden fazla Marksist olmak ve her zamankinden fazla Enternasyonalist olmak doğrultusunda aşma çabasıyla güçlü adımlar atıyor.

Yeni ve tayin edici bir mücadele evresinin eşiğinde büyük ustamız Nahuel Moreno’dan öğrenmeye devam ediyor, onu hiç dinmeyen bir özlem ve sevgiyle anıyoruz.

Yoldaş Nahuel Moreno, Sosyalizme dek daima!..

IV. Enternasyonal’in tarihsel rolü

Nahuel Moreno

… Konuşmamızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Geriye açıklık kazandırılması gerekli tek bir şey kaldı. İşçi sınıfının dünya devrimci partisinin inşası, daha önce de vurguladığımız üzere insan uygarlığının bugüne dek önüne koymuş olduğu görevlerin en büyüğü. Gerek çapının büyüklüğü, gerekse yüzleştiği düşmanların devasa gücü nedeniyle, uzun soluklu ve bir hayli zorlu bir görev bu. Bizler yegâne ahlaki silahı işçi sınıfına ve kitle hareketine koşulsuz ve gözü kapalı güven beslemek olan bir avuç militan olarak, insanlığın kaderini ellerinde tutan bir sınıfa ve bir kasta karşı çarpışmaktayız; yani emperyalizme ve bürokrasiye karşı.

Daha önceki sert ve şiddetli mücadelelerin bir sonucu olan iki fraksiyon arasındaki yeni bir sert ve şiddetli tartışmanın ortasında kalan, bugün yeni bir krizin eşiğinde olduğumuzu fark eden, son 25 yıl boyunca Dördüncü Enternasyonal’in hayata geçirmiş olduğu devasa hataları görmekte olan genç yoldaşların tümü bize öyleyse neden bu enternasyonalin saflarında mücadeleye devam etmeli ki diye sorma hakkına sahiptirler ve bir çoğu da bunu soruyor zaten. Onlara yanıtımız şu olacak; Şu ana dek işçilerin dünya devrimci partisi olarak tarih öncesi çağlarda yaşamaktaydık. Tüm hatalarına karşın bu enternasyonal bugüne dek muazzam bir işlev gördü; burjuvazinin ve Stalinist bürokrasinin en korkunç imha çabalarının ortasında, bir yüzyıla yayılmış tüm mücadele deneyimini kitleler ve işçi sınıfı adına muhafaza etti. Muhafaza edilen bu deneyim öylesine büyük bir hazineydi ki, kaybı halinde Sosyalist Devrimin gelişimi onlarca yıl gecikmeye uğrayabilirdi. Bu deneyim, bir teoride -Sürekli Devrim Teorisinde-, bir programda -Geçiş Programında – ve bir örgüt anlayışında- Leninist -Troçkist Parti- sentezlenmekteydi. Yalnızca işçi ve kitle hareketinin bu hayati araçlarının muhafazası nedeniyle bile, tarih öncesi olarak nitelendirdiğimiz bu etap, insanlık uygarlığının tarihine şimdiden geçmiş durumdadır.

Ama artık tarih öncesi dönemleri arkamızda bırakıyor ve Dördüncü Enternasyonal’in tarih çağlarına giriyoruz. Kitle hareketleri daha önce tanık olunmamış ölçekte bir yükseliş gösteriyor. Dünya kapitalist sistemi ve emperyalizm, gerçekte çürüyüşünün ve çöküşünün bir yansıması olan ve giderek derinleşen dramatik bir kriz üzerine tartışıp duruyor. Kitleler, Stalinizm ve reformizm ile yaşadıkları onlarca yıllık tecrübenin ardından, her geçen gün daha fazla bu sektörlerden nihai kopuşa doğru yaklaşıyor. Artık Dördüncü Enternasyonal ile kitleler arasında hiçbir tarihsel engel söz konusu değil. 1968 yılından bu yana, dünyanın herhangi bir köşesinde, kitlesel Troçkist partilerin inşasına girişmenin koşullarına sahibiz. İşçilerin dünya devrimci partisi, yalnızca bu geçiş döneminin tarihsel bir gerekliliği değil, zira onu inşa etmek için gerekli objektif faktörler zaten mevcut.

Ve geçmişte ve günümüzde yaşadığımız tüm bu hatalar, bölünmeler ve sert tartışmalar, gerçekte bu kitlesel dünya partisinin yaklaşan doğum sancılarından başka bir şey değil. Bizim saflarında bulunduğumuz Dördüncü Enternasyonal, esasen bu partinin embriyonu ve doğumunun bir müjdecisi. Bu yüzden onun sancağı altındayız ve bu yüzden onun sancağı altında savaşmaya devam edeceğiz.

image_pdfimage_print