Devrimler nasıl yapılır? Bu sorunun bir cevabı yoktur. Hiçbir devrim reçete ile yapılmaz ve birbirini tekrar etmez. Bunun en güzel örneği Ekim Devrimi’dir. Nedir Ekim Devrimi? Bir grup caninin kendi çıkarları için yaptıkları darbe mi? Yoksa tüm ezilenlerin insanca yaşam hedefinde şahlanışı mı? İkisi de olabilir, hangi sınıfsal perspektiften baktığınıza bağlı.

1917 yılına emperalizmin paylaşım şavaşından (1914-1918) bıkan halkların ayaklanmaları damga vurmuştu. Fransa’da ve Almanya’da ayaklanan askerler burjuvaziye ürküntü vermişti. Ama burjuvaziyi asıl korkutan gelişme, tarihin akışını değiştiren Ekim Devrimi oldu. Burjuva tarihçiler bu yılın adını boşuna “l’année terrible” -korkunç yıl- koymamışlardı.

İşçi ve asker ayaklanmaları, hatta işçi konseyleri (sovyetler) Avrupa’nın birçok ülkesinde oluşmasına rağmen işçi iktidarı sadece Rusya’da gerçekleşti. Öncelikle devrimin Rusya gibi geri bir tarım ülkesinde gerçekleşmiş olması tarihin doğrusal olmadığını geri bir kapitalist ülkede de işçi iktidarının kurulabileceğini göstererek aşamalı devrim anlayışını geçersiz kıldı.

Elbette bu devrim, onu yapan işçilerin ve onların örderliğinin mirasıdır. Yani Bolşeviklerin… Marx, “Ayaklanma bir sanattır” demişti. Bolşevikler de bu sanatı mükemmel bir şekilde yerine getirdiler. Dünyanın tek muzaffer işçi devrimi neredeyse kansız başarıldı. Bolşevikler vaat ettikleri ne varsa yerine getirdiler. Emperyalistlerin bu anlamsız savaşından çekilerek Rusya’ya barışı getirdiler. Emekçelerin kanını emen borçları ödemeyi reddettiler. Tüm topraklar köylüler arasında paylaştırıldı. Ekim devrimi dünya emekçileri için karanlıkta parlayan fener gibiydi. Tüm bunlar tarihte var olan nesnel koşulların otomatik bir ürünü değildi. Rosa Lüxemburg’un dediği gibi “Bolşevikler cüret etti ve başardı.”

Tüm çıkarları ve planları bozulan emperyalistler, sosyalist devrimi boğmak için harekete geçti. Birbirlerini yiyen ülkeler bir anda kenetlendi. Tam 16 ülke Rusya’ya saldırdı. 3 yıl süren iç savaşı Lev Troçki’nin önderlik etttiği Kızıl Ordu aracılığıyla Bolşevikler kazandı. Fakat bu zafer bir pirus zaferiydi. İnanılmaz büyüklükte bir yıkımla karşı karşıya kalan Rusya, neredeyse tümüyle çöken üretici güçleri geliştirmeye koyuldu. “1917’deki son derece uygun tarihsel durumda Rusya için sosyalist devrime başlamak kolay olmuştu, oysa onu sürdürmek ve sonucuna ulaştırmak Avrupa devletlerinden çok daha zor olacaktır.”, diyordu Lenin. Bolşevikler Ekim Devrimi’ni, dünya devrimine giden yolda bir başlangıç olarak görüyorlardı. Dolayısıyla Avrupa’da gerçekleşecek bir devrim Bolşeviklerin de ayakta kalmasını sağlayacaktı. Nitekim 1919’da kurulan 3. Enternasyonal, dünya devrimini örgütlemeye koyuldu. Fakat Avrupa devrimlerinin yenilgisi sonun başlangıcıydı.

Bu durum Sovyet bürokrasisi önderliğinde, sözde tek ülkede sosyalizm kurulabileceği fikrini yaygınlaştırdı. Fakat gerçekleşen sosyalizm değil, despotik, baskıcı bir rejimdi. Fakat tüm olumsuzluklarına rağmen, bir işçi devleti olarak Sovyetler Birliği, kıtlıktan kıvranan geri bir tarım ülkesinden sıyrılarak, hiçbir kapitalist gelişmenin sağlayamayacağı bir hızda gelişerek teknik ve kültürel anlamda tabiri caiz ise şahlandı. Despotikliğine rağmen ilerleyen bu gelişim, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetten azade gerçek bir sosyalizmin neler yapabileceğini, insanlığı nasıl ilerletebileceğini ya da Troçki’nin dediği gibi cenneti bu dünyada nasıl kurabileceğimizi çok iyi gösterdi.

Kazanımları kaybolmuş olsa da bu devrim, dünya işçi sınıfı ve devrimcileri için mükemmel bir kılavuzdur. Lenin Ekim Devrimi’nin 4. yılında şöyle demektedir; “Biz başlangıcı yaptık. Ne kadar zamanda hangi ulusun işçileri bu işi sonuna vardırırlar bilmiyoruz. Önemli olan, buz kırılmış, yol açılmıştır.

7 Kasım 1917’de V.I. Lenin önderliğindeki Bolşevikler insanlık adına yeni bir çağ başlattılar ve bize yolu açtılar. Başka bir dünyanın mümkün olabileceğinin göstererek bize çelikten daha güçlü dev bir anıt bıraktılar. Bu yıl 95 yaşında olan Ekim Devrimi, günümüz kuşaklara paha biçilemez dersler vermektedir.

image_pdfimage_print