TBMM’nin gündeminde olan Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, kamuoyunda MHP ve CHP sayesinde (!) gündeme getirilen ve aslında kimi AKP milletvekillerinin de aynı nedenle tepki gösterdiği bilinen “federatif yapıya gidiş” saçmasından öte, AKP’nin neoliberal yağmayı hızlandırmak için yerel yönetimler düzeyinde getirdiği bir dizi düzenlemeyi içeriyor.

Kamuoyunda kısaca Yeni Büyükşehir Yasası olarak bilinen değişikliklerin getirecekleri arasında 13 ilin (Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van) büyükşehir belediyesi olması, buna ilaveten halihazırda büyükşehir belediyesi olan illerin büyükşehir belediye sınırlarının il mülki sınırı haline getirilmesi -dolayısıyla bu illerdeki büyükşehir sınırları içerisindeki belde belediyeleri ve orman köylerinin tüzel kişiliklerinin kaldırılması- ve büyükşehir olmayan 52 ilde, nüfusu 2000’in altındaki belde belediyelerinin tüzel kişiliğine son verilmesi gibi düzenlemeler yer almakta. Kanuna göre büyükşehir belediyesi olan 29 kentte valiliğe bağlı özel bütçeli “Yatırım İzleme ve Koordinasyon Merkezleri” (YİKM) oluşturulacak. Bu merkezler valiliğin ildeki bütün kamusal hizmetlerin denetim, koordinasyon ve hatta yapım süreçlerindeki belirleyiciliğini artıracak. Maden ruhsatı, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ruhsatına ilişkin yetki ve görevler, il özel idarelerinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı illerde, valiliklerce yürütülecek.

AKP tarafından hazırlanan kanun tasarısının gerekçesinde, “mevcut yerel yönetim yapısı ile yerel nitelikteki kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sunulması olanağı kalmayan bazı illerde, bu hizmetlerin vatandaşlarımızın artan beklentilerini karşılayabilecek nitelik ve kabiliyetle donatılmış, ideal ölçekte etkin hizmet sunma potansiyeline sahip yerel yönetimlerce sağlanması öngörülmekte ve bu doğrultuda düzenleme yapılmaktadır”, denilmekte. Peki tüm bunlar neyi ifade ediyor?

İşin özü TÜSİAD gibi patron örgütlerinin de üzerinde önemle durduğu yerel yönetimleri ekonomik açıdan daha “işlevsel” hale getirme amacında yatıyor. Yani doğanın madencilik, turizm, HES vb. adlar altındaki talanına karşı YİKM’ler ve valiler aracılığıyla hükümet, il özel idareleri ve diğer çeşitli kurumların halkın baskısıyla çıkarabileceği kimi engellerden kurtulmaya çalışıyor. Neoliberal yağma süreci böylelikle hızlandırılırken, kaldırılan -yasayla beraber Türkiye’deki 2950 belediyenin yarısından fazlasına karşılık gelen 1591’i kapanmış oluyor- belde belediyeleriyle bu kurumların kısmi de olsa süreçlere müdahalesi ortadan kaldırılıyor.

Diğer yandan, düzenleme ile öngörülen değişiklikler arasındaki “Katılma Payı” ile yol, kanalizasyon ve su tesisleri harcamalarında vatandaştan para alınması öngörülüyor. Bunun vergi şeklinde mi yoksa faturalara ek ücret olarak mı yansıyacağı henüz belirsizliğini koruyor. Yasa değişikliği ile kamu kaynaklarının burjuvazinin yağmasına açılmasının bir başka yönü daha var: Söz konusu yasanın belediye açma ve kapama işlemlerinden kaynaklı 4 milyar liralık maliyeti. Kuşkusuz AKP’nin burjuvaziye bir başka hizmeti 4+4+4’de olduğu gibi burada da maliyetin halkın sırtına bindirileceğini bilmek için müneccim olmaya gerek yok. Her nasılsa yasanın gerekçesinde “kamu kaynaklarının etkin ve verimli biçimde” kullanılmasından bahsediliyor ancak artan savaş harcamaları, özel sağlık kurumlarına transferin bedeli ve 4+4+4 değişikliğinde olduğu gibi, burada da milyarlarca liralık kamu kaynakları burjuvazinin yağmasına feda ediliyor. Nasılsa zamlar var değil mi?

Yasanın bir başka yönü ise yaklaşan yerel seçimlerle ilgili. Zira yapılan değişikliklerle CHP ve MHP’nin elindeki belediyelerin -2011 Genel Seçim Sonuçları uygulandığında- AKP’ye geçebileceği hesaplanıyor. Bu da AKP’nin neoliberal yağmalara kapı açarken katıksız bir otoriterlik istediğinin kanıtı. Ancak söz konusu partilerin ‘bölünmeye gidiş’ iddialarının aksine; yasa federalizm, özerklik vb.ne göre oldukça hafif sayılabilecek ve Avrupa’daki ulusal sorunların ağzına bir parmak bal çalmak amaçlı Avrupa Özerk Yönetimler Şartı’na dahi uygun hale getirilmiyor. Ayrıca söz konusu şartın özerklikle ilgili maddelerine konulan çekincelerin AKP iktidarında da aynen devam ettiğini belirtmek gerek.

Kısacası, yeni belediyeler Yasasıyla yerel kaynaklar bütünüyle burjuvazinin hizmetine sunulup bu konudaki en ufak bürokratik engel dahi kaldırılmaya çalışılırken, tüm bunların maliyeti işçi sınıfına yıkılıyor.