Burjuvazinin, kapitalizmin yapısal krizlerini aşabilmek için uyguladığı yöntemlerden biri emek piyasasını ve onun kurallarını yeniden yapılandırmaktır. Son 35 yıldır da tüm dünyada uygulanan neoliberal politikalar sonucu özelleştirmeler, taşeronlaşma, güvencesiz ve esnek çalışma artık yeni çalışma düzenini oluşturmakta. Türkiye’de de durum dünyadan farklı değil… Bu yazıda tam da bu durumdan kaynaklanan bir mücadeleden ve zaferden bahsedeceğiz; BEDAŞ direnişinden.

Maaşları eksik ve zamanında yatırılmadığı (son iki aydır maaş alamıyorlardı) ve bölgelerde eksik işçi çalıştırıldığı için 21 Mayıs 2012 günü İş Kanunu’nun 34. maddesine göre iş bırakan Enerji-Sen sendikasında örgütlü 116 sayaç okuma işçisi, taşeron patronlarca “İşe iki günden fazla mazeretsiz bir şekilde gelmedikleri” gerekçesiyle işten çıkarıldı. Bunun üzerine direnişe geçen taşeron işçiler Talimhane’deki BEDAŞ binası önünde 5 Haziran günü direniş çadırlarını kurdular.208 gün boyunca hem yazın kavurucu sıcağını hem de kışın zemheri soğuğunu gören enerji işçileri, direnişi sadece 7/24 bekledikleri çadırda sürdürmeyip sokağa da taşıdılar. “Taşerona teslim olmayacağız” şiarıyla yollara dökülen sendikalı işçiler direniş boyunca her cuma gerçekleştirdikleri eylemleri ile kitlelere seslerini duyurdular.

Zaferlerin ancak mücadeleleri büyütmekten ve birleştirmekten geçtiğini bilen Enerji-Sen sendikası ve işçiler, diğer direnişlerle de dayanışma içinde olup ortak eylemler düzenleyerek sınıf dayanışmasının önemini bir kez daha gösterdiler.Direniş süresince yeni bebekler dünyaya gelmiş, çocuklar okula başlamış ve birkaç boşanma krizi atlatılmıştı ama yine de direnişe en büyük destek ailelerden geldi. Pek çok işçi eşinin katıldığı cuma eylemlerinin yanı sıra işçilerin ağırlıklı olarak yaşadığı Gazi Mahallesi’nde de direnişe destek eylemleri yapıldı.

Enerji işçileri bir yandan sokakta mücadelelerini verirken bir yandan da davalar devam ediyordu. İşe iade davaları muvazaa kararları ile birlikte işçilerin asıl işveren BEDAŞ’a iadeleri ile sonuçlanıyordu. Muvazaa kararları taşeronla mücadelenin hukuki boyutunda büyük önem taşıyordu. Enerji işçileri yalnızca işlerine geri dönmek için değil ama aynı zamanda taşerona ve taşeronlaştırmaya karşı mücadele vererek örnek bir sınıf mücadelesi sergilediler. Çünkü BEDAŞ işçileri biliyor ki, taşeron çalışma emekgücünün ucuzlaştırılmasının yanı sıra örgütlenmenin önüne de set çekilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla bu direnişin en büyük kazanımı işçilerin sendikalı olarak işe geri dönmeleri olmuştur.

Taşeronda verilen pek çok sendikal mücadele ihale dönemlerinde kaybedilirken BEDAŞ direnişinde durum tam tersi olmuş, işçilerin ve sendikanın ısrarlı ve mücadeleci tutumları ile direniş tam da ihale sürecinin sonucunda kazanılmıştır. Taşeron işçilerin direnmekten ve mücadele etmekten vazgeçmeyeceğini anlayan BEDAŞ yönetimi, işçilere yeni ihale döneminde işe iade sözü vermiş ancak ihale sürecinin tamamlanmasına rağmen, işe iadeler yeni taşeron patron ve BEDAŞ yönetimi yüzünden tavsamıştı. Bunun üzerine asıl işveren BEDAŞ’a seslerini daha gür duyuracak eylemler gerçekleştiren işçiler, 14 Aralık sabahı Enerji-Sen, BEDAŞ yönetimi ve ihaleyi kazanan taşeron şirketin katıldığı toplantıda işe iade protokolünü imzalanmasıyla direnişi kazanımla sonuçlandırdılar.

Ocak 2013 ayının başında işbaşı yapacak olan işçiler asıl mücadelenin şimdi başlayacağını biliyorlar. Sendikal örgütlenmeyi devam ettirerek enerji sektöründeki sarı sendika olan Tes-İş’ten yetkiyi almak en önemli görevlerden biri olarak BEDAŞ işçilerinin önlerinde durmakta.

Enerji işçilerinin olduğu gibi hepimizin önündeki en acil görev geleneksel sendikal anlayışı bir kenara bırakıp, tek tek işyerlerinde değil tüm işkollarında örgütlenmemize sahip çıkarak ve mücadeleyi birleştirerek sermayenin topyekün saldırılarına karşı topyekün mücadele vermek olacaktır. BEDAŞ işçileri bunun için ilk adımı attılar.

image_pdfimage_print