Dördüncü Enternasyonal’in (DE) İkinci Dünya Savaşı sonrası başlıca liderlerinden, Arjantinli devrimci Nahuel Moreno’yu (24 Nisan 1924 – 25 Ocak 1987) 26 yıl önce kaybettik.

Nahuel Moreno, 40 yıla yayılan mücadele hayatının ürünü olarak, dünya çapında sayısız devrimci partinin inşasına katkıda bulundu ve aynı zamanda sınıf mücadeleci bir temelde yüzlerce kadronun oluşturulmasında başı çekti. Geride birçok devrimci işçi partisi, uluslararası bir politik eğilim ve zengin bir külliyat bıraktı. Öte yandan, devrimci programın sınıf mücadelesinin çetrefilli sorunları karşısında sürekli güncellenerek sınanmasına yönelik çizginin ısrarlı bir savunucusu olarak, sayısız işçi mücadelesinin bizzat önderliğini üstlenmesi, onu dönemi içinde özgün bir konumda ele almayı gerektirmekte. Moreno, en elverişsiz koşullarda Leninist metodolojiyi sahiplenmekle kalmadı ama aynı zamanda bu metodolojiyi sınıf mücadelesinin değişken ihtiyaçları bağlamında güncelleyip zenginleştirme gayretinin de önde gelen temsilcisi oldu. Büyük ustamız Nahuel Moreno’yu 26 yıl sonra dinmeyen bir özlemle anıyoruz.

Enternasyonal bir örgütün ve önderliğin inşasına duyulan ihtiyaç

(…) Dünyanın tanık olduğu en devrimci çağa girilmiş olmasından bu yana geçen 60 yılın ardından1, yaşamakta olduğumuz bu durum, bizi sorunların sorunuyla yüzleştiriyor doğrudan; dünya devrimci önderliği. İnsan uygarlığının en objektif ve somut ihtiyacı olan dünya sosyalist devrimi, bir dünya devrimci önderliği ile sübjektif bir karşılıklılık ilişkisine sahip. O olmaksızın, diğerinin gerçekleşmesi de olanak dışı. Bu nedenle çözümsüzlük gün be gün, insanlığın krizini de derinleşmekte.

Şurası çok açık ki, 60 yıldan fazla süredir yaşanmakta olan devrimler ve karşıdevimlerin kesin bir şekilde kanıtladığı üzere, uluslararası bir devrimci önderliğin yokluğunda ve bürokrasinin önderliğinde dünya sosyalist devrimi yolunda proletaryanın elde ettiği en büyük zaferler ve ilerlemeler dahi, olumsuz sonuçlarla tamamlanmakta.

Dünya sosyalist devriminin temel objektif ihtiyacı, -bürokratik değil enternasyonal devrimci bir önderliğe duyulan temel sübjektif ihtiyaçta somutlaşmaktadır.

(…) 1917 Ekim Devrimi -ki devrimler ve karşıdevrimler çağı bu aşamayla birlikte başlar- yalnızca tarihte ilk kez kapitalizmin mülksüzleştirildiği değil, aynı zamanda devrimci bir önderlik altında -bürokratik ya da küçük burjuva değil- gerçekleşmiş ilk devrim karakteri taşımaktadır. Lenin ve Troçki tarafından biçimlendirilen önderliğin hedefi, Rus devriminin ilk aşamasını oluşturduğuna inandıkları dünya sosyalist devrimini gerçekleştirmekti. Bu nedenle onlar açısından temel sorun, -İkinci Enternasyonal’in yaşatmış olduğu ihanetin ardından- özellikle de Rusya’da iktidarın zaptından önceki dönemlerden başlayarak dünyadaki tüm enternasyonalistleri bir araya getirecek uluslararası bir devrimci önderliğin inşası idi.

(…) Halen, enternasyonalist bir devrimci önderlik tarafından gerçekleştirilmiş ve kapitalizmi mülksüzleştirebilmeyi tarihte ilk kez başarabilmiş yegâne devrimin Rus devrimi olması ne bir tesadüfün ürünüdür ne de şaşırtıcıdır. Zira bu devrim uzun bir sürecin zirve noktasıdır.

Birinci dünya savaşı öncesi, emperyalizmin reformlar yoluyla ve barışçıl yayılma aşamasında 2. Enternasyonalin gözle görülür büyümesine tanık olunur.

Bu enternasyonal, sendikal ve parlamenter rekabete uygun, ama kesinlikle yararsız ve dahası karşıdevrimci partilerin bir federasyonundan ibarettir. Reformlar çağının sonu, bazı partileri devrimci savaş yoluyla iktidarın zaptı noktasına iter.

Ama Rusya’da, bu ülkenin özgün koşullarının bir ürünü olarak çelişkili bir şekilde, -zira, reformist değil devrimciydiler ve dahası ulusal ölçekte ileri sürdükleri savlar, ilerleyen süreçte dünya çapında genel nitelikler haline dönüşecekti- yeni tipte bir parti ve önderlik gelişti; Bolşevik parti. Bir devrimci savaş partisi ve enternasyonalist devrimci bir önderlik.

Ekim’de önderliğin iktidarı zaptı ve 3. Enternasyonal’in kurulmasıyla sonuçlanan ulusal ve uluslararası süreç, sonuçları yarım yüzyıla yayılan, son derece zahmetli ve karmaşık bir katkı niteliği taşımaktadır. Bu katkıyla birlikte, yıpratıcı ve uzun bir ulusal ve uluslararası deneyim sürecinin de altı çizilmiş olur; Paris Komünü’nden, sonrasında Avrupa işçi sınıfı hareketinin yaşadığı yeniden örgütlenme sürecine -2.Enternasyonal- ve hatta Rusya’da halkçı devrimcilerin Marksizm öncesi devrimci girişimlerine dek uzun bir deneyimdi bu. Ama bütün bu sürecin içerisinde belirleyici olan, bu önderliğin devrimlerden geçmiş olmasıydı.

Açık bir gerçek olsa da bu durumun altını ısrarla çizmek önemli, zira sıklıkla göz ardı edilen de bir gerçek bu; devrimler olmaksızın, devrimci önderlikler oluşamaz.

Aynı şekilde, büyük grevler ve sendikalar olmaksızın, güçlü sendikal liderler oluşturulamaz, on yıllara yayılacak bir öğrenme ve büyük devrimci sarsıntılar süreci yaşanmaksızın bir devrimci önderlik biçimlendirilemez. Bir başka deyişle, Rusya’da halkçıların hatalı fakat aynı zamanda kahramanca mücadelesi, 2. Enternasyonal’in büyük sosyalist partileri ve hepsinden önemlisi 1905 ve 1917 Şubat’ı olmasaydı, Ekim Devrimi’nin ve 3. Enternasyonal’in devrimci önderliği de olamazdı.

1 Nahuel Moreno LIT-CI (Uluslararası İşçi Birliği-Dördüncü Enternasyonal) kuruluş tezleri adlı bu metni 1982 yılında kaleme aldı ve Kolombiya’nın başkenti Bogota’da gerçekleşen kuruluş kongresine sundu.

image_pdfimage_print