Söz konusu kârsa gerisi teferruat!

Bazen fabrikada, atölyede bazen tarlada, inşaatta, madende bazen de bir elektrik direğinin üstünde: İş cinayetleri her yerde! İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporuna göre 2012 yılında en az 867, 2013’ün ocak ayında ise en az 68 işçi hayatını kaybetti. Raporda “en az” diyorlar çünkü, sigortasız işçilerin ölümünün kayıt altına alınması kolay olmadığı gibi pek çok sigortalı işçinin hayatını kaybetmesi durumunda da kayıtlara ulaşabilmek zor. On yıllık AKP iktidarı boyunca Türkiye’de kayıtlarına ulaşılabilen 10 bin 723 işçi iş cinayetlerine kurban gitti. Peki bir savaş istatistiği gibi olan iş cinayetlerinin altında yatan gerçek sebepler nelerdir?

Patronların kâr hırsı öldürüyor!

İşçi sağlığı ve iş güvenliği patronlar için birer maliyet unsuru olarak görülüyor. Onlar daha fazla kâr elde edebilmek adına bizlerin hayatını hiçe sayıyorlar ve ardı ardına cinayetlere kurban gidiyoruz. Son yıllardaki iş cinayetlerinin sıklıkla yaşandığı işyerlerine baktığımızda ise daha çok taşeron ve güvencesizliğin kol gezdiği sektörler ve işyerleri ön plana çıkmakta. Örneğin geçtiğimiz yıl, patronlar tarafından güvencesiz çalışma cenneti olarak görülen inşaat sektöründe en az 278 işçi, tamamen ucuz emeğin ve güvencesizliğin hakim olduğu tarım ve ormancılıkta en az 89 işçi, AKP döneminde özelleştirilmesi için daha hızlı adımlar atılan ve işçileri taşeron çalışmaya mahkum edilen enerji sektöründe en az 83 işçi, patronların kârını yükseltmek için ölümün kol gezdiği madende 80 işçi can verdi (İSİG 2012 iş cinayetleri raporu).

Görünen açık ki, taşeron çalışma yalnızca güvencesiz çalışma değil aynı zamanda güvenliksiz çalışma anlamını da taşıyor. Taşeron derken anlatmak istediğimiz aldığın maaşla açlık sınırlarında yaşamak ya da iş güvencesi olmadığı için bir dahaki aya o maaşı bile alamamak; yasadışı bir şekilde fazla çalışmak; sosyal haklardan yoksun kalmak; sendikal örgütlenmenin engellenmesi… Tüm bunların üstüne bir de iş cinayetlerinde hayatını kaybetmek kastediliyor. Bunun üzerine bir de esnek çalışma koşullarını, daha yoğun ve daha uzun çalışma saatlerini eklersek, cinayetler kaçınılmaz sonun bir parçası haline geliyor.

Taşeron çalışmayı fiiliyattan çıkarıp aynı zamanda yasal bir kural haline getirmeye çalışan hükümet bir yandan da bizi örgütsüzleştirmek adına elinden geleni yapıyor. Ve yine görülüyor ki, iş cinayetleri çoğunlukla sendikasız, örgütsüz iş yerlerinde gerçekleşiyor. Hükümet Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü söyleyedursun, bizler biliyoruz ki bu büyüme güvencesizlik üzerinden yükseliyor. Kazanılan zenginlikler işçilerin emekleri, bedenleri, kanları üzerinden elde ediliyor.

Geçtiğimiz 7 Ocak tarihinde Zonguldak Kozlu’da MHP milletvekili Ruhsar Demirel’in eşine ait Star A.Ş. adlı taşeron firmada çalışan 8 işçiye metan gazının ani püskürmesi sonucu çalıştıkları maden mezar oldu. Bu şirkete bağlı olarak çalışan işçiler 2011 Haziran’ında maaşlarını düzenli alamadıkları, iş güvenliği önlemlerinin yetersiz olduğunu, gaz maskelerinin bile olmadığını belirterek “Sonumuz Karadon’da ölen 30 işçi gibi olsun istemiyoruz!” diyerek eylem yapmışlardı. Ne var ki, kimilerinin “madencilerin kaderinde var bu” dediği, bizimse “kader, kaza değil iş cinayeti” dediğimiz bu sonucu tıpkı Karadon’daki sınıf kardeşleri gibi yaşadılar. Firma daha önce de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılan denetimlere giriyor ve her seferinde uyarı alarak sadece para cezası kesiliyor. İşçi sağlığı için iş güvenliği önlemlerini almaktansa bir miktar ceza ödeyen şirket faaliyete devam ediyor. İşçilerin canı ise basit bir mali kalem olmaktan öteye geçemiyor ve bu son yaşanıyor.

30 Ocak’ta Gaziantep 4. Organize Sanayi bölgesinde Güneydoğu Galvaniz fabrikasında buhar kazanında meydana gelen patlama ile 7 işçi can verdi. “Çeliğin hayat bulduğu yer” sloganı ile faaliyet gösteren fabrikada 7 kişinin hayatı son buldu. Yine yazımızda adı geçen bakanlıkça yapılan açıklamaya göre şirket 2011’de 2 kez teftiş görmüş ve idari para cezasına çarptırılmış. Ama nedense Güneydoğu Galvaniz şirketi faaliyetine devam edebilmiş. Edebilmiş ve bunun sonucunda da 7 işçiye mezar olmuş.

Bu durumda, “yaşanan felaketin sorumlusu işçiler midir yoksa iş cinayetlerinin yaşandığı işyerlerinin patronları ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı mıdır” sorusu, gereksiz kalıyor.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği maliyet unsuru ya da yeni bir kâr alanı değildir!

Sermaye sınıfı ve onun ihtiyaçları doğrultusunda taşeron, güvencesiz, esnek ve örgütsüz çalışmayı dayatan AKP hükümeti iş cinayetlerinin sorumlularıdırlar. Bir iş cinayeti olduğunda patronlar en kolay yol olarak kan parası ile ölümümüzü dahi ucuza getirmeye çalışırken, AKP var olan sorumluluklardan da kaçmak adına yeni yasalar çıkartıyor. Geçtiğimiz haziran ayında meclisten geçen 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği yasası -maksadı adından belli; işçiyi değil işi koruyan-ile AKP işyeri denetimlerini devletten alıp özel şirketlere devrederek işçi sağlığı ve iş güvenliğini satın alınabilir bir hizmet haline getiriyor. Bu sayede sorumluluk devlet ve işverenden alınıp iş güvenliği uzmanına bırakılıyor. Neredeyse her iş cinayetinde kusur işçi, teknisyen ve uzmanlarda bulunurken devlet ise sadece arada bir göstermelik ceza kesip, tahsildar konumuna geliyor. Yaşanan son iş cinayetlerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik o işyerlerine daha önce de denetlemeler sonucu para cezaları verildiğini söylüyor. Buna rağmen cinayetlerin devam etmesi cezaların ne kadar caydırıcı olduğunu ortaya koyuyor.

Taşeronlaşma öldürüyor!

Türkiye iş cinayetlerinde Avrupa’da birinci, dünyada ise üçüncü sırada. 10 yıllık AKP iktidarı döneminde taşeron şirketlerde yaşanan iş kazası sayısı 706 bin 608. Şimdi ise çoğunlukla taşeron çalışmanın sebep olduğu iş cinayetlerini sözde önlemek adına taşeron sistemi daha da yaygınlaştırma hedefindeler. Kozlu’da 8 işçinin kurban gittiği iş cinayetini fırsata çevirmek isteyen AKP, taşeron mevzuatını genişletme girişimine hız kazandırdı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan yasa taslağı bakanlığa göre taşeron işçileri koruyacak. Ancak gerçek amaç taşeron işçilerin sorunlarını çözmek ve onları korumak değil, taşeron uygulamanın önündeki tüm yasal engelleri kaldırmaktır. Ne de olsa her iş cinayeti sonunda “ölüm bu işin kaderinde var”, “güzel öldüler!” ya da “iş kazalarının çokluğu medeniyet göstergesidir” diyen hükümet yetkililerinin gerçekten de güzel ölümlerinönüne geçmesini beklemiyoruz!