İktidar bloğu çatlamıştır. Çatlamanın sebebi bizzat Başbakan Erdoğan’dır. Evet, AKP hükümeti son 10 yılda Türkiye’yi sermaye cenneti yaptı. Ekonomi rekorlar kırdı. Türkiyeli dolar milyarderlerinin sayısı dörde beşe katlandı. Dünya ekonomik krizi koşullarında dahi Türkiye cazibesini kaybetmedi. Lakin bunlar sorunlar çözülerek değil birikerek oldu. Erdoğan liderliğinde AKP hükümeti bir sorun çözdüyse yerine iki sorun üretti. Başbakan Erdoğan’ın olaganüstü liderlik özelliği ve uzlaşmaz kişiliği ironik şekilde kendisi, hükümet ve sermaye için en büyük tehdit haline geldi. Gezi Parkı direnişinin ulusal ölçekte bir kitlesel halk ayaklanmasına dönüşmesi bu tehdidin ulaştığı en somut ve üst noktadır.

Sermaye çevreleri Başbakan Erdoğan’a çok şey borçlu. Bunu her fırsatta ifade ettiler. TÜSİAD birçok konuda ayrı düşşe de hemen tüm temel konularda Başbakan’ı destekledi. Rejimin yeniden yapılanması, Kürtlerle barış, anayasa revizyonu ve yeni bir anayasa hazırlanması konularında TÜSİAD, AKP hükümetinin yanında yer aldı. AKP hükümetinin ekonomi politikasını ve sağladığı istikrarı hafife alan tek bir TÜSİAD patronu bu nedenle yoktur. MÜSİAD hem AKP’yi zirveye taşıyan hem de onunla birlikte büyüyen bir güç olarak öne çıktı. TÜSİAD ve MÜSİAD pastanın paylaşımı konusunda çok sert bir mücadele içinde olsalar da AKP hükümetinin neoliberal programı çevresinde bir sermaye bloku oluşturdu. Bugün bu sermaye bloğu da çatlamıştır.

Başbakan Erdoğan’ın otobüs konuşmasında faiz lobisi olarak işaret edip suçladığı neredeyse tüm bankaları bünyesinde barındıran TÜSİAD’dır. Lakin Başbakan Erdoğan için sorun TÜSİAD ile sınırlı değildir. Son 10 yılda muazzam bir sermaye birikim sahibi olan MÜSİAD’ın da bir süredir keyfi kaçmıştır. MÜSİAD’ın gücünü muhafaza etmesi siyasal istikrarın devamını gerektirmektedir. Oysa Başbakan Erdoğan’ın tercih ettiği yol bunu imkansız kılmaktadır. Yaklaşan ve bu kez etkileri “teğet” geçmeye izin vermeyecek gibi görünen kriz dalgası sermaye blokunu korkutmaktadır. Daha Mavi Marmara krizi sırasında hem TÜSİAD’ın hem de Fethullah Gülen’in ve MÜSİAD içinden bazı dev şirketlerin [örneğin Boydak] Başbakan Erdoğan’ı İsrail ile ilişkiler konusunda “uyarması” hatırlanmalıdır. AKP hükümetinin Suriye politikasının ekonomik ve politik istikrarı tehdit eden yıpratıcı etkisi hakkında kaygı belirtmeyen sermaye çevresi, yok denecek kadar azdır. Sermaye bloku Gezi Parkı’ndan çıkıp 31 Mayıs’ta kitlesel patlamaya dönüşen seferberliğe işte bu koşullarda yakalanmıştır.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “uzlaştırma ve normalleştirme” çerçevesinde sahneye girişinin anlamı budur. Erdoğan’ın otobüs konuşması ile Gül’ün “Mesaj alınmıştır.” açıklamaları sermaye ve iktidar blokunun iki ayrı çözüm anlayışının kamuoyuna yansımasıdır. Yeni bir anayasa ve güçlü bir yürütme [mümkünse yarı-başkanlık] sermaye blokunun beklentisidir. Erdoğan ile bu hedeflerin gerçekleştirilmesi ihtimali pamuk ipliğine bağlanmıştır. Bu nedenle Başbakan Erdoğan sürpriz bir “yumuşama” göstermezse sermaye bloğunda Erdoğansız AKP senaryolarının öne çıkması şaşırtıcı olmayacaktır. Başbakan Erdoğan’ın kutuplaştırıcı ve onur kırıcı politika yapma anlayışının yarattığı toplumsal öfke ve iktidar blokunda sebep olduğu siyasal yorgunluğun daha ne kadar taşınabileceğini hep birlikte göreceğiz. Erdoğan’ın son otobüs konuşması bu anlamda AKP için değil ama Başbakan Erdoğan için yolun sonunu işaret etmektedir. Bunun AKP için anlamı açık olsa da, burjuvazinin AKP’siz bir politik alternatif üretme konusundaki kısırlığı kısa vadede hükümeti ayakta tutma yönünde olacaktır. Bu çelişkinin aşılmasında uzlaşma ve normalleşme isteyen egemen sermaye adına Cumhurbaşkanı Gül’ün tüm gücüyle sahnede olacağına emin olabiliriz.

image_pdfimage_print