18 yaşındayken kurduğu Güney Rusya İşçi Birliği grubunun içerisinde bir yoldaşıyla beraber faaliyet yürüten Troçki, bu yoldaşının örgütten uzaklaşıp okul eğitimine ağırlık verdiğini gözlemlediğinde ona bir not yazmış ve şöyle demişti: “Eylemsiz inanç ölüdür.”

Onun 1879’dan 1940’ın 20 Ağustos’una değin yaşadığı hayatın bütünü, yoldaşına verdiği bu öğüdün kendisi için ne kadar sağlam bir ilke olduğunu gösterir niteliktedir.

Politik hayatına Narodnik olarak başlayan Troçki’nin Marksizm’i benimsemesi bundan iki yıl sonra gerçekleşmişti. Bu bağlamda onun kaderi Franz Mehring ile paralellik gösterir. Mehring, Marksizm’i kabul etmeden önce sıkı bir liberaldi ancak eleştirel düşünen kafası ile Marksizm’i bir hapmış gibi yutmaya kalkmış olan ve ardından da sağa savrulup dağılan kendi çağdaşlarına oranla bu bilimi çok daha ileri bir noktaya taşımıştı.

Yeraltı faaliyetleri nedeniyle Sibirya’ya sürgüne gönderildiğinde, bir yandan sivrisineklerle, çeşitli bataklık hastalıklarıyla ve dondurucu soğukla başa çıkarken, bir yandan da Lenin’in “Ne Yapmalı?”sının yayınlanmasına daha bir sene varken, yani 1901’de merkeziyetçi parti fikrini ortaya atıyordu.

Sürgünden kaçıp Londra’ya vardığında, Lenin kendisinin derhal İskra (Kıvılcım) gazetesinin yazı kuruluşuna alınmasını istedi. Aleyhte oy kullanan bir tek Plehanov vardı. Zasuliç’in bir anısına göre bu oy politik değil, kişiseldi. Zasuliç bir defasında ona Troçki’den bahsederken “Çocuk büyük bir deha.” diyince Plehanov “Evet biliyorum. Bu sebeple onu asla affetmeyeceğim.” diye cevap vermişti.

1903’e gelindiğinde Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi 2. Kongresi’ni organize etmek üzere toplanmıştı. İşte tarihsel ayrışma da burada, Lenin ile Martov’un farklı üyelik tanımlamalarından doğmuştu. Ancak, Stalinizm’in tarihi yeniden yazarken iddia ettiği üzere, Troçki bu kongrede Lenin’in parti fikrine değil, yazı kuruluşu kadrosunu yarıya indirme projesine karşı çıkmıştı.

Lenin’in, Zasuliç-Axelrod-Potresov üçlüsünün yazı kuruluşundan çıkarılmasını teklif etmesi Troçki’yi öfkelendirmiş ve Lenin’in niyetleri hakkında şüphelere düşmesine neden olmuştu. Bu öfkenin nedenini anlamak çok zor değildi çünkü bu üçlü, Rusya sınıflar mücadelesinin önderlerindendi ve Lenin ile Troçki kuşağı, biraz bunların hocalığıyla yetiştirilmiş, biraz da bu insanların kahramanlık öyküleriyle cesaret dolmuşlardı.

Öte yandan Lenin’in davranışının haksız olduğu da söylenemezdi. Eski İskra’nın çıkmış olan 45 sayısında Martov’un 39, Lenin’in 32, Plehanov’un ise 24 yazısı çıkmıştı. Zasuliç ise 6, Axelrod 4 ve Potresov da 8 yazı kaleme almıştı.

Bölünme esnasında Martov’a daha yakın duran Troçki, 1903’te kaleme aldığı bir yazıyla Menşeviklerle ve onların temsil ettikleriyle bütün bağlarını kopardığını ilan etti. 2 sene sonra, 1905’te işçiler kendisini Petersburg Sovyeti’nin başına getirdiklerinde, daha 26 yaşındaydı. Her ne kadar Stalinist resmi tarih, Troçki’yi bu dönemde “ılımlı” bir politika izlemekle eleştiriyor olsa da, 17 Ekim 1905’te Yürütme Kurulu’na seçilen ne 3 Menşevik, ne 3 Sosyal Devrimci, ne de 3 Bolşevik (bunlardan biri Sverçkov’du), onun politikalarına alternatif herhangi başka bir hat önermediler Sovyetlere. Troçki bu sebeple ilk defa 1926’da “suçlanmıştı”.

Halbuki o sıralarda Lenin, Novaya Jizn (Yeni Hayat) isimli bir Bolşevik gazetesine yazdığı mektupta, 1905 ayaklanmasının 1906 ilkbaharına ertelenmesini daha doğru bulduğunu yazıyordu. Ne var ki bu mektup, 35 sene sonra, 5 Kasım 1940’da Pravda’da açıklanacaktı.

Lunaçarski’nin bireysel anılarına göre, 1905 senesinin 8 veya 10 Kasım’ında Rusya’ya dönen Lenin, Sovyet’teki otoritenin Troçki olduğunu öğrendiğinde, şöyle diyordu: “Eh, Troçki titiz ve yorulmaz çalışmasıyla bunu hak etti.”

Ayaklanmadan bir sene sonra, 1906’da, anayasalcı burjuva partisinden liberal Miliukov’a neden 1905’te Troçkizm’e karşı savaşmadıklarını sorduğunda, o, şöyle yazıyordu: “Partimizi (yani Kadetleri) Troçkizm’in o günkü rüyalarına karşı koymamakla suçlayanlar o sırada toplantılarda hâkim olan demokratik havayı ya anlamamışlar ya da hatırlamıyorlar.”

İleride en büyük hasmı olacak Stalin’in bir zamanlar yazdığı gibiydi gerçekten de: “Troçki’nin gücü devrim hızını aldığı ve ilerlediği zaman kendini gösterir; devrim yenildiği ve geriye çekilmek gerektiğinde Troçki’nin güçsüzlüğü ortaya çıkar.”

Çarlık kuvvetlerince tutuklanan Troçki, mahkeme karşısındaki meşhur savunuşunu yaptıktan sonra tekrar sürgüne gönderilir ancak bu sefer yoldayken kaçar ve Avrupa’ya döner.

1907’deki RSDİP kongresinde sürekli devrim teorisini ortaya atar. Rosa Luxemburg derhal desteğini sunar. Ancak Stalin tarafından “Troçkist” olmakla suçlanacağı tarih olan 1922’ye daha çok vardır. Kongre boyunca Lenin, Troçki’nin işçi-köylü ittifakını savunarak kendileriyle aynı noktaya geldiğini iki kez ısrarla vurgular.

Zimmerwald Bildirisi’ni bizaat kendisi yazar. Viyana Pravda’sını çıkarır ve bu gazete, o dönemde, bütün diğer devrimci yayınlardan daha fazla satar. Lenin’in 1917’nin Mayıs’ında daha Troçki partiye girmeden evvel, kendi partisinin Merkez Komitesi’ne Troçki’nin Bolşevikler tarafından çıkartılan gazetenin başyazarı olmasını teklif etmesi boşuna değildir. Teklifi reddedilir.

Balkan savaşlarına dair gözlemler yapmak için gazeteci kimliğiyle siperlere kadar girer. Savaş taktikleri ve askeri meseleler üzerine okumalarını ilk defa bu dönemde yapar. Gelecekte bunlar çok işine yarayacaktır.

Şubat Devrimi’nin haberini aldığında New York’tadır. Hemen bir gemiye atlasa da, İngiliz hükümeti tarafından yakalanır ve Alman askerlerinin bulunduğu Kanada’daki bir toplama kampına gönderilir. Alman askerleri arasında yaptığı ajitasyon ve propaganda radikal şekillerde kendisini açığa vurmaya başlayınca, kamptan gönderilmesi kararı alınır. Kampı terk ettiği sırada, Alman askerleri tek ağız olmuş, Enternasyonal Marşı’nı söylüyorlardı.

Rusya’ya sonunda dönen Troçki’nin Sovyet Yürütme Kurulu’na seçilmesini Bolşevikler istemişti. Hatta kendisine 7 Mayıs 1917’de bir hoş geldin toplantısı bile yaptılar.

Troçki ile Lenin dünyanın ayrı uçlarında olmalarına rağmen Şubat Devrimi üzerine aynı politik analizlerde bulunmuşlar ve aynı pratik sonuçları çıkarmışlardı. Troçki “burjuvazi kendi devrimini yapmaktan acizdir” diye yazarken, Lenin “büyük burjuvazinin devrime ihanet edeceğine şüphe yoktur” diyerek Rusya’daki yoldaşlarını uyarmaya çalışıyordu. Bu uyarıları yankı bulamıyordu.

Bolşevik önderlerin birçoğu sürgünde olduğundan Pravda’nın yönetimi Kamenev ile Stalin’e kalmıştı. Bunlar uzlaşmacı çizgiye kaymışlardı ve Lenin’in mektuplarını sansürlüyorlardı. Stalin Mart 1917’de “ılımlı bir enternasyonalizmi benimsemiş kimi Menşeviklerle yeniden birleşmenin mümkün olduğu”nu vurgulamaktaydı. Birkaç ay sonra, 1 Kasım 1917’de, Petrograd Komitesi’nde Menşevikler ve Sosyalist Devrimci (SR)’lerle bir anlaşma yapılıp yapılmayacağı tartışılırken Lenin oturumda söz alıp şöyle diyecekti: “Anlaşma mı? Bundan ciddi bir şekilde söz dahi edemem. Troçki çok önceleri bu birliğin imkânsız olduğunu söyledi. Troçki bunu anlamıştı ve o zamandan beri ondan daha iyi bir Bolşevik yoktur!”

Bu tarihi oturumun büyük bir cilt oluşturan tutanakları, Stalin’in özel bir emri ile devrimin yıldönümüne ayrılan kitaptan çıkarıldı ve partiden gizlendi.

Pravda’nın bu uzlaşmacı çizgisi tabanı rahatsız etti ve partinin Petersburg kanadı Kamenev’in kovulmasını isterken, Viborg ilçesinde de Stalin’in kovulması istenmişti.

Lenin, Nisan Tezleri’ni parti kadrosuna sunduğunda Troçkist olmakla suçlandı. Kerenski’nin parlamentosuna katılalım mı katılmayalım tartışması sırasında Merkez Komitesi’ne bir mektup yazdı ve haykırdı: “Troçki boykotton yana – Yaşa Troçki Yoldaş!”

Lenin, tezlerinin kabul edilmemesi halinde istifasını verip tabanda çalışacağı tehdidinin savurduğunda, parti tezleri resmi politikası olarak benimsiyor ve Troçki de, “Enternasyonalistler” isimli dört bin kişilik grubuyla Bolşeviklere katılarak, militan sayısını 23 000’e yükseltiyordu.

Ekim Devrimi’nden iki gün evvel, İngiliz elçisi Rus Bakanları’nda pek de diplomatik olmayan bir dille Troçki’yi tutuklamalarını istiyor olsa da, bu istek Troçki’nin devrimin beyni, örgütçüsü ve askeri kanadının önderi olmasını önleyemiyor.

Sonradan sıkı bir Stalinist olan Jacques Sadoul, “Notes sur la revolution”da, Ekim’den önce şöyle yazıyordu: “Troçki, devrime hâkim oluyor, devrimin çelik ruhudur. Oysa Lenin kuramcısı olarak kalıyor.”

Buharin, 1917’yi anlatırken “Ekim Devrimi’nin parlak ve kahraman hatibi, devrimin yorulmaz ve ateşli vaizi Troçki (…)” diyordu.

6 Kasım 1917’de Pravda’da çıkan yazısında Stalin şöyle yazıyordu: “Ayaklanmanın pratik örgütlenme çalışması tamamen Petrograd Sovyeti başkanı, Troçki yoldaşın doğrudan yönetiminde yürütüldü. Şu kesinlikle belirtilebilir ki, parti garnizonunun hızla Sovyetler kampı haline getirilmesini ve Devrimci Askeri Komite’nin ustaca manevralarını öncelikli ve esas olarak Troçki Yoldaş’a
borçludur.”

Her ne kadar Lenin, yeni hükümetin ve Halk Komiserlerinin başına Troçki’nin geçmesini istese de, o bunu reddediyor. O da kendisini, tıpkı Lenin’in yaptığı gibi, partinin basit bir savaşçısı olarak görmeyi tercih ediyor. Ardında gelen İç İşleri Komiserliği teklifini de geri çevirdikten sonra, Dış İşleri Komiseri oluyor.

Brest-Litovsk Barış Görüşmeleri’nde Sovyet Hükümeti’ni temsil ediyor. Parti içerisinde Lenin’in “hemen barış” politikası 15 oy alırken, Buharin’in “devrimci savaş” politikası 32 oy alıyor. Lenin, önergesinin kabul edilmemesi durumunda istifa edeceğini söylüyor. Gözler Troçki’ ye çevriliyor ve insanlar onu ikna etmeye çalışmaya başlıyorlar. Lomov-Oppokov, Troçki’ye, Lenin olmadan da iktidarı yürütebileceklerini söylüyor. Dzerjinski, partinin Lenin’in çekilmesini karşılayabilecek güçte olduğunu iddia ediyor. Troçki, savaş yanlılarına kulak asmayıp Lenin’in önergesine oy veriyor.

Hükümet, eserlerini 18 ciltten oluşmak üzere basıyor ve bazıları Sovyet okullarında ders kitabı olarak okutulmaya başlanıyor. Ardından İç Savaş sırasında yazdığı askeri yazıları da, 5 ciltte toplanıyor.

İç Savaş tehlikesinin çanları çalmaya başladığında, Troçki Kızılordu’nun örgütlenmesi görevini üzerine alıyor. 1917’de Petrograd’da 4000 adet, Moskova’da ise 3000 adet olan kızıl muhafızları toparlayan Troçki’nin Kızılordusu, iki buçuk yıl içerisinde beş milyona çıkıyor. Bu ordu çevresi 2700 kilometreyi bulan bir sürü cephede savaşıyor. Troçki, zırhlı treniyle cepheden cepheye giderek, erlerle omuz omuza kurşun yağmurunun altında çarpışarak, Beyazların yenilgisini ve devrimin muzafferliğini örgütleyen devrimci oluyor.

Lenin o sıralarda Maksim Gorki’ye bir mektubunda bu devrimciden şöyle bahsediyor: “Bir tek yıl içinde örnek bir ordu örgütleyen ve askeri uzmanların saygısını kazanan başka bir adam gösterin bana. Elimizde böyle bir adam var. Her şeyimiz var. Ve harikalar yaratacağız.”

11 Nisan 1922’de, Lenin, Politbüro’nun bir oturumunda, Troçki’nin Halk Komiserleri Kurulu Başkan Yardımcısı olmasını istiyor. Dokuz ay boyunca bu isteğini tekrar ve tekrar dile getirse de, Troçki’den kabul gelmiyor.

1921 Temmuz’unda Komintern’in Yürütme Kurulu’nda Lenin, sağ kanat olan Cachin ile Fossar’a karşı Troçki’yi savunuyor ve hastalığına rağmen toplantıya neden katılım gösterdiğini ekliyor: “Troçki’yi savunacağı yerde ona karşı çıkan Bela Kun’u protesto etmek üzere buraya geldim. Gerçek Marksist olsa idi, Bela Kun, Troçki’yi tutardı. Troçki Yoldaş binlerce kere haklıdır. Troçki Yoldaşın bütün söylediklerini desteklemeyi görevim sayıyorum.”

Nisan ayında gerçekleşen 12. Kongre Lenin’e ve Troçki’ye bir övgü gösterisi oldu. Sendikalar, işçi-öğrenci grupları, parti hücreleri her masajda Lenin’e ve Troçki’ye selamlar verdi.

1922’nin sonlarında ve 1923’ün başlarında Troçki Lenin’i, Gosplan, Rabkrin, parti bürokrasisi ve Gürcistan olayları konusunda kendisine çekti. Lenin bu konular üzerine yürüttüğü araştırmaların ardından Stalin ile olan kişisel ilişkilerini kesti. Ona ve yaptığı işlere çok sert eleştiriler yazdı. Öyle ki, Troçki bile eleştirileri ilk okuduğunda kullanılan dile çok şaşırmış olduğunu yazar. Lenin, Troçki ile Stalin’e karşı derhal bir blok oluşturmak istedi. Ne var ki bunu başaramadan hayata veda etti.

6 yıllık arkadaşlıkları boyunca Lenin hiçbir zaman Troçki ile aralarında geçen eski çatışmalar için en ufak bir imada bile bulunmamıştır. Yalnız özel konuşmalarında Troçki’nin bir takım noktalarda haklı olduğunu söyledi ve vasiyetnamesinden de, Troçki’nin parti dışında geçen hayatının ona karşı bir koz olarak kullanılmamasını istedi partiden.

“Troçki Yoldaş yalnızca olağanüstü melekeleriyle değil – kişisel olarak elbette şu andaki merkez komitenin en yetenekli kişisidir” diye yazan ve Stalin’in derhal genel sekreterlikten alınmasını buyuran Lenin’in vasiyetnamesinin Pravda’da basılması önlendi ve partinin dar kadrosunda yalnızca bir kereliğini olmak şartıyla (not almak katiyen yasaktı) okundu. Vasiyetnamenin bir kopyası daha sonra onurlu Bolşevikler tarafından yut dışına gönderildi.

Kızıl Ordu Siyasi Komiseri Antonov-Ovseenko’nun, silahlı kuvvetlerin Troçki’yi “bir tek insan gibi destekleyeceğini” söylemesi üzerine Troçki, tarihin yapıcısının ordu değil, işçi sınıfın partisi olması gerektiğini söyleyerek, moral olarak örnek bir tutum aldı.

Bolşevik Parti’sinin 15. Kongresi gelip çattığında sinirler çok gerilmişti. Bürokrasinin temsilcileri olan Buharinciler ile Stalinciler, Marksist politikanın tek kelimeyle tahrifi olan “tek ülkede sosyalizm” saçmalığını partinin resmi programı haline getirmeye çalışıyorlardı. Muhalefetten konuşma yapmak için çıkan herkes provakatörler tarafından ıslıklanıyor, yuhalanıyor, küfür yağmuruna tutuluyordu. Konuşma yaptırılmıyordu (bkz. Zinovyev’in bölük pörçük kelimeleri. Kongre, kendisinin başında bulunduğu Komintern’in üzerine bir rapor sunmasına bile izin vermeyecek darkafalı dalkavuklarla doludur).

Lenin’in partisi katlediliyordu, katilleri ise devrimin “mezar kazıcıları”ydı.

Buharin şöyle yazıyordu: “Üzerinde tartıştığımız sorun şu: Uluslararası olayları bir yana bırakarak sosyalizmi kurabilir ve kuruluşu tamamlayabilir miyiz?”

Troçki ise buna kongrede şöyle cevap veriyordu: “Uluslararası olayları bir yana bırakacak olursak gerçekten kurabiliriz; ama asıl sorun şu ki bu olayları bir yana bırakamayız (gülüşmeler) . Havayı ve milisi de hesaba katmazsak Ocak ayında Moskova sokaklarında da çırıl çıplak dolaşabiliriz (gülüşmeler). Ama korkarım ki ne hava ne de milisler bizi rahat bırakmayacaklardır. Yaptığımız devrim ne zamandan beri kendi kendine yeter oldu?”

1923’ün sonlarına doğru doğru Fransız ve Polonya partilerinin Merkez Komiteleri Troçki’ye sürülen lekeleri Moskova nezdinde protesto ettiler. 1924 yılında, 1917’nin ilk gününden beri Bolşevik Partisi’ne bağlı olan üyelerin oranı yüzde birdi. Küçük-burjuva yabancı sınıf unsurları Bolşevik Parti içerisinde bürokrasinin de desteğiyle Troçki’nin devrimci duruşuna olabildiğince darbe vurmaya uğraştılar. Zinovyev’in söylediğine göre, 1917 Şubat’ından önce yer altında çalışan Bolşevik sayısı, 1922 yılındaki üye sayısının ancak yüzde 2’si kadardı. Ve bu, 1921’de başlatılan ihraç işlemleri sırasında partiden 200 bin üyenin atılmasından sonra böyleydi. “Kendiliğinden Menşevik” öğeler, partiye dolmaya başlamıştı.

Bürokrasi onu hem “Menşevik” (!) olmakla suçladı, hem de Sürekli Devrim teorisiyle suçladı. Böylece kendi tabanına dahi açıklayamadığı bir çelişki yarattı. Çünkü sürekli devrim teorisi demokratik devrimle sosyalist devrimin görevlerinin tarihsel olarak kaynaştığı noktasından yola çıkarak, sömürge ve yarı- sömürge ülkelerde patlak veren devrimci durumlara burjuvazinin değil, ancak proletaryanın önderlik edebileceğini ve bunu yaparken de özel mülkiyet kurumunu karşısına almak zorunda kalacağını söylüyordu. Menşevizm ise, tam tersine, burjuvazinin kuyruğuna takılmayı ve devrimi “aşamalara” bölmeyi politik olarak tercih ediyordu.

Onu ultra-solculukla suçlayanlar da tabana bunu nasıl açıklayacaklarını bilememişlerdi; bizzat Troçki 1920’de Kızılordu’nun Varşova’ya yürüme macerasına karşı çıkmış, kapitalist ülkelerle ilişkileri normalleştirmek istemiş, köylüler için N.E.P’i savunmuş ve Zinovyev’in vaktinden önce dışarıdaki ayaklanmaları teşvik etmesini eleştirmişti.

XV. Kongre öncesi Troçki’nin işçilere ve parti hücrelerine konuşma yapması yasaklandı. 1923’ten beri küs olduğu Zinovyev ve Kamenev’le 1926 Nisan’ında gizlice buluşmuşlar ve Birleşik Muhalefet’i oluşturmuşlardı. Zinovyev de, Kamenev de pişman olduklarını söylemişler ve onu Leninizmin düşmanı olarak lanse etmenin yanlış olduğunu kabul etmişlerdi. Suçlamaları, Troçki’yi liderlikten atmak için uydurmuş olduklarını kabul ettiler.

Muhalefet kısa sürede programını oluşturdu: ülke içerisinde, kulaklar (zengin köylüler) ve NEPmen’ler (yeni doğan üst orta sınıf) derhal ezilmeli, buğday stoklarına el konmalı, kent ile köy arasındaki ilişki işçi sınıfı önderliğinde yeniden inşa edilmeli ve hızlı bir sanayileşmeye gidilmeliydi. Ülke dışarısında ise, dünya devrimi programı savunulmalıydı.

27 Eylül 1927’de Troçki, Enternasyonal’in Yürütme Kurulu’nun karşısına çıkmıştı. Gündem Troçki’nin Komintern’den atılmasıydı. Gülünç bir mahkemeydi bu.

Mussolini’nin savaş taraftarı kampanyasını desteklemiş olan Marcel Cachin, geleceğin faşisti ve Hitler’in kuklası Doriot, Almanya komünizmini Hitler’e teslim edecek olan Thalmann ve Çin Komünist Partisi’ne Çiang-Kay-Sek’in ayağını yalatmış olan Roy da kararı verecekler arasındaydı. Deutscher’in deyimiyle bunlar “devrimci bozmasıydılar”, “Ekim İhtilali’nin gölgesine sığınan” küçük mezhep başlarıydılar ve komünist “meziyetlerden” tamamen yoksundular.

Troçki’nin atılmasını öngören önergeyi vermek görevi, İngiltere Komünist Partisi’nden önemsiz bir adama, J. D. Murphy’e düşmüştü.

Murphy, oturumdan önce Troçki’yle koridorda karşılaştığını yazar: “Herkesin üzerinde kalın paltolar ve başlarında kürk şapkalar vardı.”

Troçki çevresine bakınıyordu. Muphy’nin sekreteri kendisine şöyle bir soru sordu:
“Size yardımım dokunabilir mi, Troçki Yoldaş?”

Troçki hemen kibarca cevap verdi: “Sanmıyorum. Çünkü burada iki şey aramaktayım; biri, iyi komünist, ikincisi paltomu asacak bir yer. İkisi de burada yok.”

Toplantı akşam 21:30’dan sabahın 5’ine kadar sürdü.

Bürokrasi çok geçmeden, 1927 senesinde Troçki’yi Alma Ata’ya sürmeye kalktı. Ne var ki, tren raylarının üzerine yatıp trenin geçmesini engelleyen kitle buna izin vermedi. Böylece Troçki sürgüne gizlice, evine ani bir baskınla, kimsenin ve yoldaşlarının haberi olmadan gönderildi. Alma Ata’dan sonraki durak Büyükada oldu. Burada kaldığı süreç boyunca tam 6000 sayfa doldurdu.

Troçki’nin Büyükada’da yaşadığı sıralarda bir hobi olarak yaptığı balıkçılık Rusya’da bile duyulmuştu. Hatta ağızdan ağıza şu fıkra dolaşıyordu;

“Boğaz’da bir gün Troçki balık avlamaktadır. Bir ara dalar, düşünmeye başlar. Sorarlar:
‘Ne oldu, Leon Davidoviç?’

‘Düşünüyorum da! Lenin sağ olsaydı, şimdi o da benimle beraber burada balık tutardı. Beraber olurduk.'”

Stalinistler, sağ olsaydı Lenin’in bile tasfiye edilip Stalin tarafından sürgüne yollanacağını ima eden bu fıkrayı anlatanları yakaladıklarında kestikleri ceza Sibirya’da üç yıl sürgün oluyordu.

SSCB’de Leninist Muhalefet direnişine devam ediyordu:

Yakov Blumkin, Sovyetlerin gizli polis örgütü olan GPU’da ajan olarak çalışıyordu. Bir görev için gittiği Büyükada’da, Troçki ile görüştü. Sadece bir kez. Sovyet’lerde devrimin ihanete uğradığını düşünüyordu. Rusya’ya döndüğünde Stalin tarafından idamı istendi. Yakov Blumkin manganın karşısına cesaretle çıktı… Ateş emri verilirken ” Yaşasın Troçki!” diye bağırdığı duyuldu.

Polonyalı komünist İgnace Reiss, Gizli Servisin en önemli yöneticilerindendi. 1936’da, Birinci Moskova Duruşması sırasında Stalinizm’den koptu. Kahramanlık madalyalarını Stalin’e geri göndererek şu açıklamayı yaptı: “Troçki’ye ve 4. Enternasyonal’e katılıyorum.” Bu açıklamayı yapmasında birkaç hafta sonra Lozan yakınlarında GPU tarafından katledildi.

Muhalefet Bülteni’ne düzenli yazı gönderen ve 1903’den beri Bolşevik olan İvan Smirnov, Moskova Duruşmaları sırasında savcının kendisine sunduğu affedilme talebini “bir devrimci için en büyük şerefsizlik olur” sözleriyle geri çevirdi ve kurşuna dizildi.

1933’te Komintern’in Alman işçi sınıfına gösterdiği ihanetle Hitler’in başa geçmesinden yola çıkan Troçki, artık yeni bir Enternasyonal’in inşasının gerekliliğine işaret etti. Bir zamanlar sıkı bir Troçkist olan ve hatta 1923’te “Leon Troçki, Zaferin Örgütleyicisi” başlığıyla bir deneme kaleme almış olup, daha sonra Stalin’in yanına geçen Radek bile 1932 yılında, çok itimat ettiği “Rote Fahne” gazetesinin başyazarı Wollenberg’e, Kremlin’de dolaşırken Stalin’in çalışma odasını gösteriyor ve “İşte Hitler’in zaferinden mesul olanlar burada oturuyorlar.” diyordu.

1939’da Hitler-Stalin Paktı imzalandıktan sonra ise 570 Alman Komünisti Moskova’da toplanarak Almanya’ya iade ediliyordu.

3 Eylül 1938’de, onlarca ülkece örgütlü, kendini sınıf mücadelesine adamış inançlı Bolşevik kadrolarla, 4. Enternasyonal kuruluşuna bütün dünyaya ilan etti.

Böylece Mussolini’nin Hitler’e yazdığı o mektupta “Stalin bolşevizmi öldürdü… O, Troçki’nin aksine dünya devriminden tamamen vazgeçti. ” demesinin üzerinde çok geçmeden, Bolşevizm tekrar bir Enternasyonal altında buluşabildi.

Troçki, Meksika’ya sürüldüğünde, bürokrasinin ve emperyalizmin ondan ve onun taraftarlarından duyduğu korku tavan yapmıştı. Troçki’nin büyük kızları Zina ve Nina’nın kocaları Stalin tarafından toplama kamplarına gönderildi. Zina hastalığı nedeniyle yurtdışına çıktı ve orada Sovyet yurttaşlığından ihraç edildi. Sonunda intihar etti çünkü Stalin onun iki çocuğundan birisini rehin olarak SSCB’de tutmuştu. Nina önce parti üyeliğinden ihraç edildi, Stalin’in talimatıyla işsiz bırakıldı ve sonunda bakımsızlıktan, veremden öldü. Troçki’nin oğlu Leon Sedov 1938’de Stalinizmin gizli polisi GPU ajanları tarafından zehirlenerek öldürüldü. Troçki’nin küçük oğlu Sergei politikaya tamamen ilgisizdi, o bir bilim insanıydı. 1934 Aralık ayında tutuklandı ve Sibirya’ya sürgüne gönderildi. En son 1936’da bölgedeki tüm kampları kapsamış ve 132 gün sürmüş olan açlık grevine katıldığı haberi geldi.

Troçki’nin ilk karısı, Alexandra Sokolovskaya 1936’da Tobolsk’a, daha sonra Omsk’a sürüldü. 1938’de Stalin’in emriyle vurularak öldürüldü. Troçki’nin hiçbir zaman politikaya karışmamış olan erkek kardeşi Alexander 1938’de, kız kardeşi Olga 1941’de Stalin’in emriyle kurşuna dizildiler. Alexander’ın kızı Matilda toplama kampına gönderildi ve orada öldü. Oğlu Boris 1937’de Stalin’in isteğiyle vuruldu. Politikaya hiç karışmamış olan diğer oğlu Lev ve kızı Evgenia sürgünde öldüler. Troçki’nin ablası Elizaveta 1924’de öldü. Onun oğlu Lev politikaya hiç karışmamış olmasına rağmen önce tutuklandı, sonra sürgüne gönderildi…

Sadece akrabaları ve ailesi değil, eski yoldaşları da katlediliyordu. Stalin’in Politbüro meslektaşlarından beşi ve 139 Merkez Komite üyesinden 98’i öldürülmüştü. Ukrayna Cumhuriyeti Merkez Komitesi’nin 200 üyesinden sadece 3’ü hayattaydı; Merkez Komite’nin Komsomol örgütünün 93 üyesinden 72’si ortadan kaybolmuştu. 1934 yılındaki Yedinci Kongre’deki 1996 parti liderinden, 1108 kişi hapsedilmiş ya da öldürülmüştü. Eyaletlerde 385 bölge parti sekreterinden 319 tanesi ve 2750 bölge sekreterinden 2210 tanesi öldürülmüştü.

Troçki’nin son mücadelesi, devrimci Marksist teoriyi Stalinist dejenerasyondan temizleyerek gelecek kuşaklara altında savaşabilecekleri temiz bir sosyalizm bayrağı sunmaktı. 1940 yılında NKVD ajanı olan Ramón Mercader adlı Stalinist bir İspanyalı, uzun uğraşları sonucunda Troçki’nin kaldığı eve girmeyi başarır ve fırsat bulunca başına kazmayla vurmak suretiyle onu ağır şekilde yaralar.

Ölümünden önce iki kez bilinci yerine gelen Troçki, ilkinde eşine “Burjuva basına iyi malzeme olduk” diyerek ölümle yüz yüze geldiği bir anda cesaretini yitirmediğini gösterir. Bir sonraki bilincin geri gelişi ise son sözlerini sarf etmesini sağladı.

Bu sözler: “Dördüncü Enternasyonal’in zaferinden eminim, ileri!” olmuştur.

image_pdfimage_print