AKP hükümeti için işler bir süredir iyi gitmiyor. Bunun en önemli nedeni dünya ekonomisinin kötüye gitmesi. Uygun koşullar yerini krize terk etmiş durumda. Bütün ekonomik göstergeler olumsuz. Siyasi istikrar da pamuk ipliğine bağlı halde. AKP hükümeti kriz koşullarını yönetemiyor. Ağzını açan herkese sopa gösteriyor. Bu nedenle “çıraklık” döneminde yıldızlaştığı söylenen hükümet “ustalık” döneminde acemi olmakla suçlanıyor. Sık sık kontrolünü kaybetmekle eleştirilen Başbakan Erdoğan’a “one minute” diyenlerin sayısı hızla artıyor. Üstelik bu kez sesini yükseltenler sadece müzmin muhalifler değil, “beraber yürüdük biz bu yollarda” denilen “dostlar” da işin içinde. Cemaatle yaşanan kavga bu durumun geldiği noktanın bir göstergesi. Dün Erdoğan’ı ve hükümeti yere göğe sığdıramayanların oluşturduğu “o eski halinden eser yok şimdi” korosu genişledikçe genişliyor. Kısacası iktidar bloku dağılıyor. Hükümet ise kızgın ve küskün! Şimdilik analizini; nifak, nazar, vefa ve komplo üzerinden yapıyor.

Örneğin, hükümeti sükunete davet eden Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mustafa Boydak’ı, Enerji Bakanı Taner Yıldız, “AK Parti iktidarı zamanında servetini katlayanlar oldu” diyerek muhtemelen vefaya davet ediyor. Bu davetin aynı zamanda, “unutma, hâlâ iktidar biziz” mesajı içerdiğini söylemek de herhalde abartı olmaz. Hatırlanacağı üzere Boydak, Koç Grubu’na yönelik hükümet tarafından yapılan baskıya itiraz etti ve 28 Şubat’ın yanlışları tekrarlanmamalı dedi. Koç Grubu’na yönelik baskının doğrudan Gezi Parkı direnişi sırasında Divan Oteli’nin göstericilere açık olmasından kaynaklandığı yönünde genel bir kabul var.

Bu durumu kısaca şöyle formüle edebiliriz: AKP hükümetine göre Gezi direnişi hükümeti yıkmaya dönük -kökü dışarıda- bir komploydu. Divan Oteli’ni göstericilere kapatmayan Koç Grubu direnişe lojistik destek vermiş oldu. Hükümete göre bunun anlamı Koç grubunun hükümeti yıkmak isteyenlere destek vermesiydi. Hükümet bu durumu cezalandırmak için Koç Grubu şirketlerine yönelik mali bir denetim başlattı. Basın üzerinden hem Başbakan Erdoğan hem de çeşitli hükümet sözcüleri Koç’un Divan Oteli’ni açık tutmasının kabul edilemez olduğunu defalarca ifade etti. Bir bakıma mali denetimin düğmesine basıldı. Mali denetim Koç hisselerinin büyük değer kaybetmesine yol açtı. Hükümet ayrıca Koç Grubu’nun daha önce kazandığı 1,1 milyarlık MİLGEM ihalesini de iptal etti. Bu gelişmeler üzerine Mustafa Boydak’tan hükümete yönelik “yanlış yapıyorsun, yapma” açıklaması geldi. Boydak’ın bu açıklaması Koç Grubu’na yönelik hükümet baskısını onaylamadığı gibi aynı zamanda dolaylı yoldan Başbakan Erdoğan’ın aksine Gezi direnişini hükümeti yıkmaya yönelik bir uluslararası komplo olarak görmediğinin de bir ifadesiydi. Boydak’ın AKP hükümetini var eden Anadolu kaplanlarının en güçlü ve önde geleni olduğu düşünülürse taşlar daha da yerine oturacaktır. Hükümet ile onu iktidar yapan en önemli sermaye güçlerinden biri arasındaki bu açı farkı iktidar ve sermaye blokunda bir çatlamadır.

Boydak-Koç örneğinden hareketle AKP hükümetiyle geçmişte onu destekleyen kimi sermaye kesimleri arasında meselelere başka ilke ve önceliklerden bakmaya başlama halinin derinleşerek devam edeceğini öngörebiliriz. Eskiden olsa Başbakan Erdoğan ekonomik büyüme ve kalkınma göstergeleriyle durumu lehine çevirirdi ama tablo buna müsait değil. İlginç olan Boydak ve Koç’un hükümeti aynı kaygılar temelinde uyarıyor olması. Bir analize göre bu iki sermaye grubu, ait oldukları farklı dünyalar nedeniyle, ölümcül bir kavgaya girmişti ve savaş ancak birinin iflasıyla sonuçlanacaktı. Öyle olmadı. Aksine süreç içinde bu sermaye grupları kazan-kazan zemininde bir araya geldi. Sonradan iptal edilmiş olsa da Koç Grubu ile birlikte köprü ve otoyol özelleştirme ihalesini ortak bir konsorsiyum ile birlikte alan Ülker’in patronu Murat Ülker’in yeşil sermayeyle ilgili şu sözleri, neden böyle olduğuyla ilgili çok şey anlatıyor; “doğrudur, hepimizin kullandığı dolarlar yeşil.”

Kuşkusuz bu bir keşif değil. Burjuvazi için hükümetler bir araçtır. Sermayenin kalıcı düşmanlıkları olmadığı gibi kalıcı dostlukları da yoktur. Murat Ülker’in, “Geçmişe değil ileriye bakmak lazım. Ben işimde de, politikalarda da her zaman yarın ne olur, ben ne yapabilirim, nasıl muvaffak olabilirim ona bakıyorum.” açıklaması iktidar bloklarının hemen her zaman çatlama potansiyeli barındırdığını, çıkarlar değiştikçe ittifakların da değişeceğinin somut bir göstergesi olarak kabul edilmeli. İttifakların kalıcı olması için çıkarların da kalıcı olması gerekir.

AKP hükümeti özellikle ilk döneminde başta tekelci sermaye grupları olmak üzere patronların yüzünü güldürdü. AKP tipi ekonomik büyüme ve zenginleşmeye itiraz eden patron olmadı. Son dönemde ise hükümetin siyasi süreci yönetme becerisi tartışılır hale geldi. Çünkü hükümet sermaye için dün kazandırdığını bugün fazlasıyla kaybettirme potansiyeli göstermekte. Sadece iç toplumsal bölünme ve gerilimler açısından değil dış ilişkiler açısından da hükümetin izlediği bu riskli politikaya inanç ve destek sermaye çevrelerinde bu nedenle giderek azalmakta. Doğrudan devlet ve belediye ihaleleriyle zenginleşen hükümet himayesindeki bir kısım sermaye grubu dışında gidişattan memnun patron bulmak zor. Çeşitli sermaye gruplarının yeni alternatif arayışları olduğu da bir sır değil. Sermaye yağmurdan kaçarken doluya tutulmak istemiyor.

Dünya ekonomik krizi Avrupa dahil birçok ülkede hükümetleri yerinden etti. Yunanistan örneğinde olduğu gibi sistem alternatif üretmekte zorlandıkça kriz daha da derinleşti ve neredeyse bütün siyasal sistemi altüst eder hale geldi. Kuşkusuz burjuva kapitalist düzenin inandırıcılığının yerlerde sürünüyor ve alternatif üretmekte zorlanıyor olması boşuna değil. Giderek daha kötü ve güvenceden yoksun koşullarda çalışma ve yaşamaya mecbur bırakılan insanlar daha iyi bir yaşam talep ediyor. Hükümetler değiştikçe kendi koşullarında bir değişme olmadığını gören insanlar öfkeleniyor. Yeni alternatif arayışları gündeme geliyor. Patronlar işte bu yeni alternatif arayışları manipüle edecek seçenekleri oluşturmaya odaklanmış durumda. Türkiye’de iktidar bloku aynı güçlerle yeniden konsolide olamayacak şekilde dağılacak, bu kaçınılmaz. Yeni ittifakın nasıl kurulacağını ve tutup tutmayacağını ise sınıf mücadelesi belirleyecek.

image_pdfimage_print