AKP hükümeti yaşadığı derin meşruiyet krizini yeni kozmetik müdahalelerle aşma çabasında. İçeride Gezi isyanına dışarıda Arap devrimlerine toslayan, yarattığı ekonomik balon patlamanın arifesinde olan AKP hükümeti, son olarak da Kürt hareketiyle yürüttüğü “çözüm sürecini” bir çıkmaza soktu. Bütün bu sorunlardan çıkış yolunun formülünü ise hükümet, 11 yıllık iktidarı boyunca alanında ustalaştığı yeni bir “Ali Cengiz oyunu”nda buldu: “Demokratikleşme” paketi!

Haftalardır nefeslerimizi tutup beklememiz istenen ve hükümet basınının “devrim” olarak sunduğu paket, yeni bir demokrasi güldürüsü olarak tarihteki yerini aldı. Paket, tam da kendisinden beklendiği gibi, hiçbir temel demokratik soruna çözüm üretmiyor, bunun yerine, birkaç kozmetik müdahaleyle “bir şeyleri değiştirirken hiçbir şeyi değiştirmeme” amacı taşıyor. “Andımız” kaldırılırken ırkçı, gerici ve neoliberal eğitim sistemi varlığını sürdüyor; Siyasi Partiler Kanunu’nun birkaç maddesi değiştirilirken, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki devasa engeller olduğu gibi duruyor; yüzde 10’luk seçim barajı yerine, güçlü partileri kayıran daha da geri seçim sistemleri öneriliyor. İşte AKP’nin ustalık dönemi; demokrasi adına demokrasinin tarumar edilmesine aynen devam!

Paketin Kürt sorununa ilişkin bölümleri ise daha da trajikomik bir hal alıyor. Q, x, w gibi harflerin kullanılması, Türkçe dışındaki dillerde propaganda yapılması zaten fiilen delinmiş yasaklardır; bunların cafcaflı bir şekilde reform olarak sunulması, yalnızca hükümetin demokrasi tahayyülünün teşhiri bakımından önem taşımaktadır. Anadilde eğitimin özel okullarla sınırlandırılması ise yeni bir ucubeyi ortaya çıkarmıştır: paran varsa anadilinde eğitim alabilirsin! Hükümetin neoliberal ve otoriter zihniyetini yansıtan manidar bir örnek. Paket, Kürt halkının hiçbir temel demokratik talebine yanıt vermiyor. Bunun yerine, Kürt halkının sokağa taşmaya başlayan öfkesini soğurmayı, “çözüm süreci”ne dair sönmekte olan umutları bir süreliğine daha diri tutmayı, ölümü gösterirken sıtmaya razı etmeyi amaçlıyor.

Yapılan onca tartışmanın ardından, Alevilerin temel haklarına dönük olarak da, AKP cephesinde yeni bir şey yok! Kamuda başörtüsüne serbestlik getirilirken, cemevlerinin statüsüne dönük bir adım atılmıyor. Aynı şekilde, Ruhban okulunun açılması gibi Hıristiyan azınlıkların temel talepleri de bir başka bahara bırakılıyor. Bütün bunlar, devletin bütün olanaklarının belirli bir dinsel mezhebin hizmetine sunulduğu, muhafazaklaştırma politikalarının giderek derinleştirildiği bir ortamda gerçekleşiyor. İşte AKP’nin laiklik ve inanç özgürlüğü (!) anlayışının sınırları!

Pakette kendisine yer bulamayan işçi sınıfı ve emekçiler için ise, ayrı bir çalışma giderek olgunlaşıyor. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Çalışma Meclisi’nde de tekrar gündeme geldiği üzere; kıdem tazminatının kaldırılmasına, Özel İstihdam Büroları’nın kurulmasına, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılmasına dönük adımlar, önümüzdeki günlerde hükümetin başlıca gündem maddeleri arasında yer alacak. Hükümetin yıllardır hayata geçirmeyi arzuladığı bu saldırı maddeleri, krizin derinleşeceği önümüzdeki günlerde kaçınılmaz bir biçimde karşımıza çıkacak başlıklar arasında yer alıyor.

Hükümetin meşruiyet krizinin derinleştiği ve ekonomik krizin kapıda olduğu bir dönemde, işçi hareketinin ve sosyalist hareketin önünde önemli görevler duruyor. Hükümetin yeni ekonomik saldırı planlarına karşı, sendikalar öncülüğünde derhal bir acil eylem planı hazırlanmalı. Öte yandan, yerel seçimler arifesinde, AKP hükümetine karşı, burjuvaziden bağımsız bir işçi-emekçi ittifakının oluşturulması günün başlıca görevine dönüşmüş durumda. Emekçilerden ve ezilenlerden yana bir alternatifi büyütmenin şimdi tam vakti!

image_pdfimage_print