Seçimler yaklaşırken, yitirdiği meşruiyeti geri kazanmak için çırpınan AKP, “demokratikleşme” paketi safsatasının ardından, şimdi de “asrın projeleri”yle göz boyama peşinde. AKP’nin görkemli açılışlarla reklamını yaptığı projelerin niteliği epey tartışma götürür fakat; 11 yıllık iktidarında bir asra bedel saldırı projelerini hayata geçirdiği tartışılmaz bir gerçek. Hatırlatalım, 10 yılda TC tarihindeki tüm özelleştirmelerin yaklaşık yüzde 90’ını gerçekleştiren bir hükümetten; taşeron işçi sayısının 4 kat artarak 1,5 milyonu aştığı, iş cinayetlerinde 10 binden fazla işçinin hayatını kaybettiği bir dönemden söz ediyoruz.

Pekiyi, Gezi isyanıyla AKP’yi sokakta yenilgiye uğratan işçiler, emekçiler ve gençler aynı başarıyı seçimlerde de gösterebilir mi? Bu şüphesiz mümkün fakat, işçi sınıfının burjuvaziden bağımsız kitlesel bir partisinin olmadığı koşullarda bu, sosyalist hareket tarafından ciddiyet ve sorumlulukla ele alınması gereken bir görev. Bunun için, seçimlere dönük olarak ilk elden, işçi sınıfından ve ezilenlerden yana berrak bir programın oluşturulması ve sol-sosyalist hareketin en geniş birliği temelinde bir işçi-emekçi ittifakının hayata geçirilmesi gerekiyor. Yeni kurulan HDP, böylesi bir ittifakın temelini oluşturulabilir mi? Bunun netlik kazanabilmesi için, HDP’nin öncelikle kimin belediye başkanı olacağına dair isim tartışmaları ve benzeri konulardan sıyrılıp, yerel seçimlere nasıl bir programla katılacağının tartışmasına geçmesi gerekiyor. HDP dışında yer alan solun öncelikli görevi ise, bir işçi-emekçi ittifakının oluşturulması yönünde çabaların güçlendirilmesi olmalı. Aksi durumda, yani işçi sınıfının ve ezilenlerin temsil edilemediği bir süreçte, AKP’nin kaybettiği oyları geri kazanması veya AKP’ye karşı biriken öfkenin başka bir burjuva alternatife tedavül olması, kaçınılmaz hale gelecek.

Kıdem tazminatının gaspı hayata geçirmek üzere

Öte yandan, ekonomik krizin yaklaşmasıyla AKP’nin yeniden gündemine aldığı “asrın saldırı projesi”nde, yani kıdem tazminatı hakkının kaldırılmasında son aşamaya geliniyor. Çalışma Bakanlığının sızdırdığı son taslağa göre, işçinin alacağı kıdem üçte iki oranında azalıyor ve kıdem tazminatı ancak 15 yıl sigortalı çalışmanın sonunda alınabiliyor. Pekiyi, başta Türk-İş olmak üzere kıdem tazminatına dokunmanın genel grev sebebi olduğunu defalarca tekrarlayan sendikalar, harekete geçmek için daha neyi bekliyor? Bu konuyla ilgili olarak DİSK’in başlattığı #direnişçi kampanyası anlamlı bir adım olsa da, bu da tarihi saldırıyı durdurabilmek için henüz oldukça cılız durumda. İşçi sınıfının iş güvencesi adına elinde kalan son mevzi olan kıdem tazminatının gaspına dönük saldırıyı durdurabilmek için, sendikal konfederasyonların öncülüğünde, hakiki bir genel grevin örgütlenmesini de önüne koyan bir acil eylem planının oluşturulması, işçi hareketinin ve solun önünde duran acil ve hayati bir göreve dönüşmüş durumda.

image_pdfimage_print