Geçtiğimiz Nisan ayında dünya tekstil sektörünün tüm Asya ve Güney Asya ülkeleri içinde en ucuza mal üretebildiği ülke olan Bangladeş’te insan hayatını ve iş güvenliğini hiçe sayan uygulamalar neticesinde, onlarca yabancı firmanın mallarının üretildiği Rana Plaza’nın çöküşüne ve 1000’i aşkın işçinin enkaz altında ölmesine tanık olmuştuk.

Uluslararası firmaların, bu listeye Türk giyim markaları da dahil, temel üretim sahalarını Çin’de işçilerin zam protestolarıyla birlikte maliyetlerin yükselmesinin ardından, bölgeye kaydırdıklarını açıklamıştık.

Uzunca bir süredir diğer Güney Asya ülkeleriyle rekabet edebilmek adına ülkeyi emek talanına açan mevcut Bangladeş hükümeti, tekstil işçilerine verdiği aylık 68 dolar ile bölge sıralamasında en altta bulunuyor.

Ancak geçtiğimiz ay ülkede yaşanan bu büyük iş cinayeti sonrasında ayaklanan tekstil işçileri asgari ücretin yükselmesi, tazminatların alınması ve iş güvenliği gibi garantilerin hükümetten alınması konusunda oldukça ısrarlı.

Dünyanın ikinci büyük tekstil ülkesi olan ve 3 bin 200 tekstil fabrikasında yaklaşık 4 milyon işçi çalıştıran Bangladeş’te işçiler fabrikaları işgal ediyor, ateşe veriyor, paralarını vermeyen patronları paralarını alana kadar atölyelere kilitliyor ve polislerle çatışmak pahasına kitlesel grevler örgütlüyorlar.

Tekstil işçileri verdikleri mücadele sayesinde, gerek tansiyonu yüksek bir seçime hazırlanan Bangladeş hükümeti, gerek sendikalar ve tedarikçiler üzerinde belli bir baskı oluşturmuş, ücretlerde yüzde 70’lik bir artışı elde etmiş gözüküyorlar. Diğer bir taraftan da atılan bu geri adımın arkasında uluslararası tekstil tekellerinin dünya ekonomisi açısından duydukları endişe de var. Üstelik aynı endişeyi Bangladeş Çalışma Bakanı ve sendika bürokrasisi de paylaşıyor olacak ki, vakitlerini dış basına verdikleri “panik yapmayın, halledeceğiz” konulu demeçlerle geçiriyorlar.

Evet, yanlış okumuyorsunuz, dünya gerçekten Bangladeş’i ve buradaki işçilerin seferberliğini konuşuyor çünkü, bu kitlesel eylemler ve grevler sadece Bangladeş’in önüne koyduğu kalkınma programının değil, krize girmiş Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinin ucuz emekgücü sayesinde elde ettikleri trilyon dolarların da önüne kocaman bir taş koyuyor. Bu vesileyle, kendilerini çoğu zaman yalnız hisseden, “Ama biz ne yapabiliriz ki?” diye soran tekstil işçilerinin de burjuvaziyle aynı şekilde düşünmesi gerekiyor. O da ne? Örgütlenmiş bir işçi sınıfının tüm bir dünya ekonomisini allak bullak edebileceği gerçeği.

image_pdfimage_print