Gezi olaylarından bu yana Hükümetin dikişlerinin tutmadığını ve sadece patronlar tarafından değil, çeşitli cemaatler ve muhafazakar sektörler tarafından da, özellikle Erdoğan’ın, açık ve kapalı olarak eleştirildiğini bir süredir gazetemizde yazıyoruz. Bu tartışma, Gülen Cemaati/Hareketi (Hizmet) ilişkilerinde neredeyse bir yangına dönmüş durumda. Detaylarını aşağıda açacağımız bu gerilim, dershanelerin kapatılması önerisiyle bir üst boyuta sıçradı. Bugüne kadar olabildiğince siyasete başka araç ve kurumlarla müdahale eden Cemaat, ilk kez yüksek sesle bir iktidara karşı durdu.

Gülen Hareketi/Cemaati

1. Yüzde 3 civarında oyu olduğu ifade edilen, bunun da ötesinde emniyet ve yargı başta olmak üzere, devlet bürokrasisinde ciddi bir gücü olan ve büyük bir sermaye ve medya ağını yöneten Cemaat, ismini lideri Fethullah Gülen’den almaktadır. Sünni-Hanefi İslam görüşünü savunan Gülen, Saidi Nursi’nin görüşlerini izleyen Nur Cemaatinin içerisinden çıkmıştır. Saidi Nursi’nin Risalelerini yayma organizasyonu olan “Hizmet” adıyla da kendilerini tanımlamaktalar.

2. 1960’ların sonunda, Saidi Nursi’nin ölümünün arından, Nur Cemaati, Okuyucular ve Yazıcılar olarak ikiye ayrıldı. Gülen, Okuyucularla başta hareket etse de sonra bağımsız bir çizgi izledi. (Bir tarihsel ironi olarak, Okuyucular hareketinin bir kısmının 12 Eylül 1982 anayasasında “evet” oyu verdiklerini unutmamak gerekir)

3.Diğer İslami cemaatlerin aksine, Gülen hareketi, başta medya olmak üzere, batılı araçları kullanmayı tercih etti. Milli Görüş’ün ve Nur Cemaatinin aksine siyasetten uzak durdu. Özellikle eğitim konusuna yoğunlaştı. Bugün Gülen Hareketinin çok sayıda okul, dersane, üniversite ve yayınevi bulunmaktadır. Bu okullar ayrıca dünyanın birçok ülkesine yayılmıştır. Bunun yanısıra çok sayıda vakfı ve ticari şirketi kontrol etmektedir.

4. Cemaat, başta istihbarat ve eğitim dairesi olmak üzere emniyet içerisinde önemli bir etkiye sahiptir. Ayrıca, özel yetkili mahkemeler ve genel olarak yargı içerisinde de olduça güçlüdür. Ordu içerisinde de sınırlı ama artan bir etkiye sahiptir.

5. Cemaatin neredeyse tüm şirketleri kâr amaçlı kapitalist kuruluşlardır. Cemaat bu nedenle kapitalist ekonominin yaşaması için olanca gücüyle çalışmaktadır. Uluslarası alanda da çok sayıda ülke ile iyi ilişkilere sahiptir.

AKP (Milli Görüş), Gülen Cemaati İlişkisi

6. Daha İslamcı görüşte olan Milli Görüşle Cemaatin ayrışması 1970’li yıllara dayanır. Nakşibendi kökenli Erbakan ve onun talebesi Erdoğan’ın aksine Gülen Cemaati, her zaman iktidarlara yakın olmuş ve ancak açık bir iktidar talebiyle ortaya çıkmamıştır.

7. Cemaatin ABD gibi bir dizi ülkeyle ilişkisi diğer İslami akımlarca daima eleştirilmiştir. Cemaat de Milli Görüş’ü radikal İslamcı akımları desteklemekle eleştirmiştir. Ayrıca Cemaatin 28 Şubat sürecinde ordu karşısında sessiz kalması ve diğer akımları savunmaması, İslami çevrelerin tepkisini çekmiştir.

8. Tersinden Hükümetin de Cemaate karşı ordu ile işbirliği yaptığı, yeni sunulan belgelerde de açığa çıkmış bulunmaktadır. 2002-2007 arasında ordu ile çatışmaya girmek istemeyen hükümetin, 2004 yılında MGK’nın hazırladığı, Gülen Cematiyle mücadele belgesini imzaladığı artık bilinmektedir.

9. Bu iki akım arasındaki mesafe, 2007 yılındaki darbe tehdidiyle sona ermiş, ordunun hedefindeki Gülen Cemaati ve AKP, ortak bir koalisyon oluşturmuştur. Amacı, Cemaatin kontrolündeki polis istihbarat, Özel Yetkili Mahkemeler ve medya desteğiyle, darbeye ve “askeri vesayet”e karşı durmaktı. Bunun sonucunda Ergenekon ve Balyoz gibi davalar açılmış, çok sayıda subay ve sivil tutuklanmıştır. Bu başarı sonucunda AKP gücünü arttırırken, Cemaat devlet içerisinde daha etkin hale gelmiştir.

Cemaat-Hükümet geriliminin bugünü

10. Basına yeterince yanısmasa da, iki eğilim arasındaki tartışma 2010 yılına kadar gitmektedir. Başta Erdoğan olmak üzere Hükümet, İlker Başbuğ’un Özel Yetkili Mahkemelerce yargılanması, Nedim Şener, Ahmet Şık tutuklanması gibi konularda Cemaatin ileri gittiğini ve Hükümet’i de zorda bıraktığını düşünmekte. Cemaat ise, Mavi Marmara baskını konusunda açıkça Hükümet’ten farklı düşündüğünü ifade etmekteydi. Ayrıca Cemaat, Hükümet’in Ortadoğu politikasını da eleştirmekteydi. Yine, Kürt sorununda farklı iki yaklaşım sözkonusuydu. Oslo görüşmelerinin basına sızdırılması ve MİT müsteşarı Fidan’ın ifadeye çağrılmasına kadar giden süreç bu kavganın en üst ifadesi olmuştur.

11. Cemaat 2002-2010 yıllarında devlet bürokrasisi içerisinde büyük bir güce ulaşmıştır. Bu güç sayesinde devleti kontrol etme çabasına girmiştir. Böylece Hükümet’i de yönlendirmek istemektedir. Bunun için özellikle MİT’i ele geçirmek önemli hale gelmiştir. Erdoğan hükümeti bunun Ordu yerine geçen Cemaatin vesayeti olarak görmekte ve devlet aygıtını kimse ile paylaşmak istememektedir. Son tartışmalarla da açığa çıktığı üzere, 2010 yılından beri Cemaat mensubu çok sayıda emniyet görevlisinin ve bürokratın yeri bu yüzden Hükümet tarafından değiştirilmiştir.

Sonuç Olarak

12. Dershaneler tartışması kavganın görünen yüzüdür. Dershaneler ticari açıdan ve kadrolaşma açısından cemaat için önemlidir. Buralardan ciddi gelir elde ettiği gibi, çok sayıda kadrosunu da istihdam etmekte, ayrıca gençlerle doğrudan temas kurabilmektedir. Ancak Cemaat bu dershaneleri dönüştürebilecek ekonomik güce de sahiptir.

Doğal olarak sorun, dershaneler gibi görünse de, esas olarak devlet aygıtının kim tarafından yönetileceği tartışmasıdır. Bu nedenle Cemaat, ilk defa doğrudan Hükümete karşı durabilmektedir.

13. Her iki kesim de sadece “askeri vesayet”e karşıdırlar, kendi kontrollerindeki vesayete değil. Vesayeti kimin kontrol edeceği konusunda tartışmaktadırlar. Her iki kesim de sınıf düşmanı, emperyalizm ve kapitalizm yanlısıdır, gerici ve otoriterdir. Doğal olarak bizim ikisi arasında bir taraf tutmamız sözkonusu değildir (Ayrıca alternatif gibi görünen CHP’nin, icazet almak için Washington’a gittiğini ve Cemaatle işbirliği arayışı içerisinde olduğu da unutulmamalı).

14. Hükümet-Cemaat kavgası ortak çıkarlar ve iktidarı kaybetme riskinden dolayı geçici bir uzlaşma ile sonuçlanabilir. Bunun sonucunda yerel seçimlerde Cemaat AKP’yi desteklemeye muhtemelen devam edecektir. Esas gerilim ise Cumhurbaşkanlığı seçiminde olacaktır. Cemaat, Erdoğan dışı seçenekleri aramaya devam edecektir. Bu da Hükümet içerisindeki krizin devam edeceği anlamına gelir.

15. Akit başta olmak üzere bazı yayın organlarının Cemaat Gezi’yi kışkırttı, destekledi, vb. haberleri açık bir yalandır. Cemaat medyası açıkça hükümeti desteklemiştir. Sadece şiddetin dozajı konusunda köşe yazarlarından kısmi çıkışlar olmuştur. Hükümet gibi, İslami ve muhafazakar basının geniş bir kesimi, kendileri için her olumsuz konuyu Ergenekon, dış güçler ve Gezi’ye bağlama hastalığına tutulmuştur.

16. Biz işçiler, yoksul emekçiler ve ezilenler bir alternatif oluşturamadığımız sürece, şu ya da bu gerici burjuva kesimin politikalarına boyun eğmekten kurtulamayız. Tam da bu nedenle, Gezi’de yazmaya başladığımız hikayemize devam etmeliyiz…

image_pdfimage_print