AKP hükümetinin iç ve dış politikadaki çuvallamalarının ardından, iktidar blokundaki çatlama giderek derinleşiyor. AKP hükümeti ile Gülen cemaati arasında bir süredir yaşanan ihtilafların, dershaneler üzerinden açık bir çatışmaya dönüşmesi, iktidar blokunda oluşan yarılmanın hangi boyutlara geldiğini gözler önüne seriyor. AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın başarısının sırrı, burjuvazinin siyasi önderlik krizine bir çözüm üretebilmesi ve sermayenin saldırı polikalarını “ustalıkla” hayata geçirebilmesinde yatıyordu. Bugün ise, izlediği iç ve dış politikayla Erdoğan ve AKP hükümeti, burjuvazinin önemli bir kesimi için giderek sorunun kaynağı haline gelmekte.

Bu durum, işçi sınıfı ve sosyalist hareket üzerinde de belirleyici etkilerde bulunacak. Öncelikle, 11 yıldır sermayenin baskıcı ve neoliberal politikalarının uygulayıcısı AKP’ye ve Erdoğan’a karşı emekçi yığınların ve gençliğin biriken ve Gezi isyanında da açığa çıkan öfkesinin, yeni bir burjuva siyasi alternatifin geliştirilmesi için sömürülmesi, üç seçimin gerçekleşeceği önümüzdeki dönemin başlıca tehlikelerinden biri. Ne “Erdoğansız AKP iktidarı”, ne de Sarıgül türünden burjuvazinin has temsilcileri, emekçilerin ve gençliğin Gezi isyanına neden olan problemlere bir çözüm üretebilir.

AKP hükümeti ve sermayenin egemenliği ancak, işçi sınıfını ve tüm ezilenleri temsil eden bir program ve alternatifle yenilgiye uğratılabilir. Böylesi bir alternatifi yaratabilmek için ise sosyalist hareketin öncelikle, CHP’den medet ummaktan veya AKP ile müzakereler aracılığıyla barış ve demokrasi gelebileceğine dair yanılsamalardan kurtulması gerekiyor. Yerel seçimler arifesinde sosyalist hareket, devrimci solun en geniş birliği temelinde bir işçi-emekçi ittifakının oluşturulması sorumluluğu ve sınavıyla karşı karşıya.

Saldırılara karşı birleşik mücadele hattı!

İktidar bloku içindeki çatışma derinleşirken, AKP hükümetinin işçi sınıfına ve diğer ezilen kesimlere dönük saldırıları şiddetinden hiçbir şey yitirmiş değil. Ankara’da yürüyen eğitim emekçilerine, özelleştirmeleri protesto eden Yatağan işçilerine dönük sert polis müdahaleleri, 25 Kasım’da kadın yürüyüşünün polis tarafından engellenmesi, Gezi protestocularına Redhack operasyonları adı altında gözdağı verilmesi, AKP hükümetinin toplumsal muhalefeti baskı ve şiddetle sindirme çabalarının son örnekleri oldular.

İşçi sınıfı açısından hayati önemdeki kıdem tazminatının hükümet tarafından gasp edilmesi girişimi ise, masada durmaya devam ediyor. Bu konuda bir eylem planı oluşturmayan ve üretimden gelen gücün sergilenmesinden ısrarla kaçınan sendikal konfederasyonların yönetimleri ise, yeni bir tarihsel ihanete imza atmak üzereler. Kıdem tazminatının gasp edilmesine dönük girişimlerin durdurulması, özelleştirme saldırısına karşı mücadele eden Yatağan işçilerinin desteklenmesi, KESK’in 19 Aralık için ilan ettiği grevin büyütülmesi ve 19 Aralık’ın hakiki bir mücadele gününe dönüştürülmesi için, sendika yönetimlerini daha fazla vakit kaybedilmeden acil bir eylem planı oluşturmaya çağırıyoruz.

image_pdfimage_print