İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne göre yılın ilk yarısında en az 951 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Kapitalizmin fıtratında olan kâr hırsı ve hükümetin de buna çanak tutmasıyla bir maliyet unsuru olarak görülen yaşamlarımızı her yıl en az biner biner kaybediyoruz. Mayıs ayında Soma’da 301 işçinin katledilmesi yetmedi, Şırnak’ta da madenci arkadaşlarımız kör kuyularda ölmeye devam ediyor. Rödovans usulü çalışılan Şırnak’taki kaçak kuyularda genç Kürt işçiler “ölümüne” kömür çıkartıyor.

Katliamın gerçekleştiği Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. de rödovans usulü çalışıyordu. Yani Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) sahibi olduğu kömür madenlerini önce kiraya veriyor, sonra da çıkarılan kömürü belirli bir fiyat üzerinden satın alıyor. Son 1,5 yılda ise TKİ Soma A.Ş.’ye çıkardıkları her şeyi satın alacağını söylüyor ve bunun üzerine zaten yeterli olmayan işçi sağlığı ve iş güvenliği için gerekli önlemler yok sayılarak üretime geçiliyor. Daha fazla kömür eşittir daha fazla kâr formülünün hayata geçirildiği madende, üretimi hızlandırmak için vardiyalar yerinde değiştirilmeye başlanıyor (Facia tam da vardiya değişimi sırasında yaşanmıştı.) Dayıbaşı sistemi ile işçiler küfür ve dayak gibi her türlü kötü koşulda daha yoğun çalıştırılıyor, vardiyalar daha fazla kömür çıkarmak için kendi aralarında rekabete zorlanıyor. Belki de Başbakan Soma’daki katliamdan sonra 150 yıl öncesinin örneğini vermekte haklıydı (!). Ne de olsa sermaye ve hükümetin el ele verip oluşturdukları bu çalışma düzeni 150 yıl öncesini aratmıyor.

Soma’daki maden işçilerinin üyesi olduğu Türk-İş’e bağlı Türkiye Maden-İş Sendikası ise tüm bu süreçte yaşananlara kör, sağır ve dilsiz kaldı. Daha fazla kömür için gerçekleşen bu katliamın sorumlusu devlet ve sermaye olduğu kadar, üyesi olan işçilerin haklarını korumayan Türkiye Maden-İş bürokrasisidir aynı zamanda.

Türkiye Maden-İş’in yaklaşık 25 bin üyesinin 13 bin kadarı Soma Şubesi’nde bulunuyor. Şimdiye kadar bu şubede yönetiminden, bütün temsilci ve delegelerine kadar tüm seçimler -işçinin iradesi hiçe sayılarak- işverenle birlikte tek liste usulüyle gerçekleşiyordu. Yaşanan faciayla birlikte bu gidişata dur demek isteyen, sendika üyesi olan ama gerçekte örgütlü olmayan maden işçileri eylemleriyle sendika bürokrasisi üzerinde basınç kurarak şube yönetimini önce asiller sonra da yedekleri olmak üzere tümüyle istifa ettirdi. Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Merkezi bu süreçte, 13 bin üyeli Soma Şubesi’ni üç ayrı şubeye böldü ve ilk kez işverenin ya da sendika bürokrasisinin müdahalesinin olmadığı seçimler gerçekleştirildi. Geçici şube seçimlerinde işçilerin kendi çıkardığı 10’un üzerinde liste ve yaklaşık 90 adayla seçime gidildi. Şurası bir gerçek ki, bu seçimlerin iyi organize edilememesi, tüm işçilerin seçimlere katılamaması gibi sorunlar vardı ancak maden işçileri ilk kez kendi iradeleriyle gerçekleştirilen bu seçimleri bir kazanım olarak görüyor ve daha da ileriye taşımayı hedefliyor.

Yalnızca seçimlerle yetinmeyen maden işçileri Yatağan işçileriyle birlikte sendika bürokrasisi üzerinde kurduğu baskıya devam ederek 22 Haziran Pazar günü Soma’da “İş Cinayetlerine, Özelleştirmeye, Talana, Soyguna Karşı Kamulaştırma” başlıklı miting gerçekleştirdi. Türk-İş bürokrasisinde örneğine pek rastlanmayan biçimde hükümet politikalarını eleştiren; iş cinayetlerinin hesabının sorulması, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması, taşeron sistemin kaldırılması, özelleştirilen işyerlerinin kamulaştırılması gibi ana talepleri olan mitingi sahiplenen işçiler bu talepler doğrultusunda sendikal bir mücadelenin takipçisi olacaklarını dile getirdiler.

Sendikal bürokrasiyi alaşağı edebilmek, bölgedeki tüm madenlerde tabandan örgütlülüğü örebilmek için harekete geçen maden işçilerinin daha başlangıçta dahi önünde pek çok engel var. Örneğin daha önce istifa eden yönetimin, haksız yere istifa ettirildikleri ve yapılan seçimlerin iptal edilmesi için açtığı davalar var. Bununla birlikte geçici şube yönetimlerinin önümüzdeki 8 Ağustos’a kadar Genel Kurul’u bölgedeki tüm işyerlerinde sendika bürokrasisinin ve işverenin dahli olmadan örgütleyip, gerçekleştirmesi gerekiyor.

Elbette ki bu sorunlar buzdağının yalnızca görünen kısmını oluşturuyor. Ve her bir adımın sonucunu belirleyecek olan ise maden işçilerinin kararlılığı olacak. Ancak her şeyi de Soma işçilerinden bekleyemeyiz! Türkiye işçi sınıfı hareketinin tüm bileşenleri maden işçilerinin mücadelesinde işçi demokrasisinin tesis edilebilmesi, sermayeden bağımsız bir sendikal mücadelenin örgütlenebilmesi için Soma’ya omuz vermelidir.

image_pdfimage_print