Aralık 2013’te Batı Afrika’da başlayan Ebola salgını, her geçen gün yayılıyor ve binlerce insanın ölümüne neden oluyor. Salgının kontrol altına alınması en iyimser tahminle 6 ayı bulacak ve bu her hafta yüzün üzerinde insanın daha ölmesi demek. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün son açıklamasına göre 10141 kişi virüse yakalandı ve 4922 kişi hayatını kaybetti. Liberya, Gine ve Sierra Leone virüsün en yaygın olduğu ülkeler ve bir çok hastanın sağlık tesislerine başvurmadığı, ölülerin nehirlere atıldığı, gerçek bilançonun açıklananın oldukça üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Dünyanın en yoksul ülkeleri arasında yer alan üç ülke virüsün çıkış noktasını oluşturmaktayken bugüne dek Nijerya, Senegal ve Mali’de de ölümler yaşandı. Liberya’nın bazı bölgeleri karantina altında. ABD ve İspanya’da da vakalara rastlandı. Emperyalist ülkeler ve burjuva işbirliği örgütleri ise şimdiye kadar ölümleri engellemekten çok virüsün Amerika ve Avrupa’ya yayılmasını engellemeye çalışıyorlar. Kimi sivil toplum kuruluşları tarafından gönderilen tıbbi yardımlar yetersiz ve açıkça görülüyor ki, geç kalındı. Güncel salgın, bugün kontrol altına alınsa ve ölümler durdurulsa bile dünya tarihinin en ölümcül Ebola salgını olarak kayıtlara geçecek.

Önceki en ciddi Ebola salgını 1976’da Orta Afrika’da görülmüştü. Virüs, meyve yarasaları ve bazı primatlardan bulaşıyor. 38.6 0C’den yüksek ateş, ciddi baş ağrısı, kas ağrısı, kusma, ishal, karın ağrısı ve açıklanamayan kanamalar ebolanın klinik bulguları arasında yer alıyor. Tüm bunların yanında 5000’i geçeceği görülen dahası WHO’ya göre bile bir o kadar daha insanı tehdit eden ölümleri açıklamak için dünya kapitalizminin klinik raporuna gözatmakta fayda var.

Liberya, Gine ve Sierra Leone’de 100 bin kişiye 2’den az doktor düşüyor. Önleyici sağlık hizmetleri bir tarafa hastalığın yayılmasını engellemek için gereken şartlar da yerine getirilmiyor. Ebola salgınından önce de açlık ve yoksulluğun hüküm sürdüğü sokaklara virüsle ilgili bilgi taşınamadı. Bu nedenle ölülerden bile virüs yayılmaya devam etti. Tek bir holdinginin yıllık cirosu üç ülkenin toplam sağlık harcamalarından (900 milyon dolar) fazla olan emperyalist ülkeler, burjuva sisteminin sac ayağı uluslararası sivil toplum, burjuva medyası ise konuyla fazla ilgilenmedi, yalnızca salgının kıtalararası çapa erişmesinden kaygı duydu. Bu nedenle Ebola’ya karşı alınan önlemlerde Afrika’dan çok havalimanlarının ismi geçiyordu.

İkincisi, virüsün yayılması için optimum koşulları yaratan da dünyanın her köşesine yayılan doğa tahribatıyla kapitalizmdir. Liberya, Gine gibi ülkelerin öne çıkan bir diğer yönü yayılan inşaat alanlarının ormanları ciddi oranda tahrip etmesidir. Bu aynı zamanda yarasa ve primatların doğal yaşam alanlarının yıkımı ve insanlarla normalin üzerinde yakınlaşmaları anlamı taşımakta. Doğal dengenin bozumu, bahsi geçen türlerde ölümcül olmayan virüsün insanlara kolayca geçmesine ve ölümcül yönünü tekrar sergilemesine yol açtı.

İnsanlığın ihtiyaçlarıyla değil elde edeceği kârlarla ilgilenen sağlık sistemi, tam da bu yönünden dolayı çözüm üretmiyor. Batı Afrika büyük ilaç tekelleri için ilgi çekici değil. Üç dört ülkede aşı çalışmaları mevcut, Ocak ayına kadar sonuç alınabileceği söyleniyor ancak bu çalışmalara da yeterli kaynak ayrılmamış durumda. 1976’dan beri bilinen ve 2000’li yıllarda da çeşitli aralıklarla vakalara rastlanmış bir virüsün aşısı konusunda tıp ve ilaç sermayesinin neden bu denli geride kaldığı sorusu, ister istemez akıllara gelecektir. Aşı çalışmalarının bir parçası olan Oxford Üniversitesi’nden Prof. Adrian Hill açıklıyor: “Buradaki sorun, aşının üretilmesinin yolunu bilseler dahi, ortada büyük bir pazar yoksa mega şirketler için aşıyı üretmeye değer bir durum yok. İhtiyacı olan insanlar için bir Ebola aşısı üretmek ticari olarak anlamlı değildi. Üç temel nedeni var. Birincisi salgının yapısı. İkincisi etkilenmesi beklenen insan sayısının yeterince fazla olmadığı düşüncesi ki, şimdiye dek bu sayının çok sınırlı olacağı sanılıyordu. Üçüncüsü ise salgından etkilenmesi muhtemel insanların en yoksul ülkelerde yaşıyor olması ve aşıyı satın alacak güce zaten sahip olmadıkları düşüncesiydi. Bu bir piyasa fiyaskosudur”.

Ebola salgınının öldürdüğü binlerce işçi ve yoksul ve tehdit altındaki binler, kapitalist çürümenin dayandığı sınırları anlatıyor. Sermaye, her yönden yaşamı baskılayan bu krizi çözmekte yeteneksiz olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Afrika’nın derinleşen sağlık krizi, tüm dünyanın kaynaklarının ve tıbbi birikiminin seferberliğiyle çözülebilir. Önleyici, tüm insanların yaşam düzeyini yükseltmeyi temel edinecek bir sağlık sisteminin inşası için sermayeyi ve tüm doymak bilmez arzularını yaşamımızdan çıkartmamız gerekiyor.

image_pdfimage_print