2014 Kasım’ında en az 123 işçi daha öldü. Onlar da ölen binlerce işçi gibi maliyetler düşsün, kârlar artsın, tekeller gölgelerini yaşamlarımıza daha fazla uzatsın diye öldürüldüler. Vasıf yelpazesi epey geniş; ölenlerin içinde madenci, doktor, tarım işçisi, sıvacı, teknisyen, şoför, itfaiyeci var. Onlarca farklı hikayeyi bir araya getiren ise patronların kâr hırsı, yaşamlarına bilinçle, isteyerek saldırılmış olunması ve elbette hepsinin aynı sınıfa mensup olması.

Bir yandan da Soma, Torunlar GYO, Ermenek gibi büyük çapta katliamlar işçi cinayetlerini patronlar ve hükümetlerinin tüm silikleştirme çabalarına rağmen gündeme taşıyor. Daha fazla işçinin ölmesini garanti altına alan AKP tipi büyümeyi, taşeron, esnek, güvencesiz çalışmanın genelleştirilmesini sorgulatıyor.Ermenek’le artan basınç hükümetin de konuya dair adım attığı iddiasıyla mikrofonlara yaklaşma ihtiyacını görünür hale getirdi. Çözüm yeteneğinden yoksunluğuyla tanıdığımız paketlerden biri daha tasarlandı. Paket, işçiler adına en ufak bir düzenlemeyi içermezken sermaye egemenliğinin genişlemesi için yeni alanlar açma, iş sağlığı ve güvenliği alanını bir bütün olarak kapitalist temelde yapılandırma fırsatını kaçırmıyor.

Paketin öne çıkan maddesi tehlikeli işlerde çalışan milyonlarca işçiye “mesleki yeterlilik belgesi” zorunluluğunun getiriliyor oluşu. Durun bir dakika! İşçiler lehine birşeyler yapıldığı iddia edilmiyor muydu? Ama biz bu mesleki yeterlilik meselesini ilk kez duymuyoruz. Performans/kalite, verimlilik/yeterlilik yaklaşımıyla burjuvazinin uzunca dönemdir tasarladığı her belgede onlarca kez karşılaşılabilir. Yaşam boyu eğitim, emeğin “yetersizlik” bunalımına itilerek büsbütün tahakküm altına alınması, emeğin nicelikselleştirilmesi, ölçülebir hale getirilmesi, burjuvazinin dönem ihtiyaçları ve emperyalist işbölümünün gereksinimlerinin bileşkesiyle emeğin vasıf düzeyinin (elbette bütünüyle değişim değeri üreten nicel yönüyle) artırılması… Tümü, ulusal istihdam stratejisiyle emek üzerine kurulmak istenen azami hegemonyanın gereklilikleri olarak sermayenin tasarımında yer buluyor ve AKP tipi büyümenin eş anlamlısı kölece çalıştırma stratejisini temsil ediyor. “Mesleki yeterlilik belgesi” düzenlemesinin her bir alt parçası, daha verimli, daha kârlı, uluslararası sermayeye daha entegre, sömürü oranı daha yüksek bir üretim tasarımından çıkışını alıyor. Ulusal İstihdam Stratejisi, Sanayi Strateji Belgesi, Mesleki Eğitim Strateji Belgesi… Bugünlerde burjuvazi neyi kaleme alırsa alsın verimliliği, yeterliliği anmadan geçemiyor ve tüm bunları yeterli görmüyor olacaklar ki, işçi katliamlarının üzerinden tasarladıkları paketi de kârlılık ekseninde yapılandırıyorlar.

İşçi sağlığı alanında yeterlilik dayatması aynı zamanda cinayetin failini de gizliyor. Performans/verimlilik uygulamaları, olağan çalışma sürecinde işçide yarattığı “yetersizlik” hissiyle sömürüyü gizleyen bir araç olarak kullanılır. Maliyeti düşürmek, sermayeyi şişirmek için alınmayan önlemler, gerçekleştirilmeyen denetimler, tüketici iş saatlerinin sonucu olan işçi cinayetleri de, işçilerin yetersizliği perdesinin altında yok edilmek isteniyor. Davutoğlu’nun işçilere önerdiği “zihniyet değişimi” de aynı algı yönetiminin bir parçası. İşçilerin yetersizliği, işçilerin cahilliği, işçilerin zihniyeti tüm bu hikaye, yaşama saldıran sınıfın patronlar olduğuna herkesi ikna etmek, köleliği içselleştirmek için anlatılıyor.

Paketle birlikte işçilere hayat sigortası yapılması zorunlu hale getirilecek. Davutoğlu çekinmeden işçi ölümünün ardından patronun yükleneceği tazminatla özel sigorta şirketleri vasıtasıyla gerçekleştirilecek hayat sigortasının prim maliyetini kıyaslıyor ve hayat sigortası seçeneğinin daha az maliyetli olduğunu açıklıyor. Fazla söze gerek yok. Her şey gibi dizaynın bu parçası da maliyeti düşürme hesabının gölgesinde. Bu düzenleme bir yandan da özel sigorta şirketlerinin denetim sürecine katılmasıyla daha sağlıklı bir iş vaat ediyor. Sermayenin planında herkesin denetimine yer var: patronların, iş sağlığı ve güvenliği şirketlerinin, patronların ofislerinde çay içip evrakları dolduran denetçilerin, patronların temsilcisi devlet yetkililerinin ve son olarak asalak finans tekellerinin. Yalnız tek bir kural sıkı sıkıya işliyor. İşçilerin sözünü, kararını, denetimini devre dışı bırakmak hatta mümkünse işçilerden hiç bahsetmemek.

Elbette hayat sigortası düzenlemesi paketi tekeller için daha parlak hale getiriyor. Onlarca finans/sigortacılık tekeli için yeni ve kârlı bir alan açılıyor. İşçilere düşen ise çalışma sürecinin, yaşamlarının her anında yüz yüze kaldıkları, kendilerini ne denli önemsediklerini iyi bildikleri finans tekellerinin denetimine açılması ve kendileri öldükten sonra ailelerin tepkisini azaltmak için ödenen kan parasının “daha sağlıklı ve az maliyetli” formüle edildiğini bilmek oluyor.

Paket, işçi sınıfı lehine biçimsel düzenlemeler dahi içermemekte, bir bütün olarak tekellerin ve sermaye birikiminin ihtiyaçlarına çözüm üretmeye çalışmaktadır. Paket bir yönüyle burjuvazinin işçi sağlığı ve güvenliğini sağlama yeteneğinin olmadığını tekrar göz önüne sermekte, diğer yönüyle ise bunun da ötesinde işçi cinayetlerinin dahi neoliberal düzenlemelere dayanak hale getirildiğini göstermektedir. Bu bir sermaye sağlığı ve güvenliği paketidir. Bir taraftan her alan sermayeleştiriliyor, emek yıkıcı bir değersizleşme ve imha süreciyle dibe itiliyor, toplumun neredeyse tüm kesimleri kendilerini proleterleşme sürecinde buluyor, tüm kategori ve vasıf düzeyleri sömürü, tahrip ve ölümde birleştiriliyor. Bunun karşısında işçi denetimi, sınıfın bir bütün olarak örgütlenmesi, sermayenin stratejik saldırılarına sınıf temelinden stratejik yanıtlar üretilmesi ölüm-kalım sorununa dönüşüyor.

image_pdfimage_print