Türkiye milat niteliğinde bir seçime doğru yol almakta. Ekonomideki daralmanın önüne geçilememesi ülkeyi hızla bir ekonomik krize sürüklerken, pastanın küçülüyor olması AKP içi çatışkı ve çelişkileri de giderek görünür hale getiriyor. Erdoğan’ın AK Saray’dan AKP’nin iplerini çekmesi Erdoğan’ı güçlendireceği yerde kırılganlığı artırıyor.

Ekonomi son çeyrekte sadece %1,7 büyürken, Türk Lirası dolar karşısında yılbaşından bu yana %12 değer kaybetti. Buna rağmen Şubat ayında ihracat gelirleri %13 azaldı. Öte yandan, ülkedeki toplam borç stoku 672,9 milyar dolara ulaşırken, dolardaki yükseliş borç maliyetini 38,5 milyar dolar artırmış durumda. İşsizlik dört yıl önceki düzeye, %10,7 seviyelerine dönerken gençlerde bu oran %25’e ulaşıyor. Bölgedeki istikrarsızlık ve kriz ortamı bugüne kadar ekonomiyi ayakta tutan sıcak para girişini zora sokarken, Gezi isyanın tetiklediği ve yolsuzluk operasyonlarının iyiden iyiye ayyuka çıkardığı politik krizin derinleşmesi yabancı sermayenin de merkez ülkelere doğru çekilişini hızlandırıyor. Kısacası, AKP’nin “ekonomik istikrar” balonu patlamak üzere…

Bu durum, AKP içindeki çatlakları da giderek görünür hale getiriyor. Erdoğan’ın ortaya çıkacak bir ekonomik krizin kendisine fatura edilmesini engellemek adına yıllarca kendisine yol arkadaşlığı yapmış Ekonomi Bakanı’nı ve Merkez Bankası başkanını ihanetle suçlaması, MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın milletvekili adaylığı konusunda Erdoğan ve Davutoğlu arasında yaşanan çekişme, Abdullah Gül’ün başkanlık sistemine karşı olduğunu açıklaması, Bülent Arınç’ın neredeyse her konuda Erdoğan’ın aksi yönde açıklamalarda bulunması gibi örnekler AKP koalisyonunun dağılmakta olduğunu gösteriyor.

Öte yandan, derinleşen politik kriz ve ekonomik daralma AKP’nin işçi ve emekçileri hedef alan saldırılarını hızlandırmasına sebep oluyor. Son olarak yasaklanan metal grevi ve iç güvenlik paketi gibi örnekler, önümüzdeki dönemde Gezi benzeri kalkışmaların engellenmesinin AKP’nin temel gündemlerinden olduğuna işaret ediyor.

Bu dolayımla, 7 Haziran seçimleri yeni anayasa, başkanlık sistemi ve çözüm süreci bağlamında büyük önem taşıyor. Tüm ekonomik ve politik göstergeler, çözüm sürecinin Kürt halkının talepleri doğrultusunda nihayete kavuşmasının her geçen gün daha da imkânsız hale geldiğini gösterir nitelikte. Öte taraftan, yeni anayasa ve başkanlık sisteminin, grev ve örgütlenme yasakları ve iş güvencesi başta olmak üzere işçi ve emekçiler açısından daha baskıcı ve işçi düşmanı bir rejim anlamına geleceği çok açık.

Geçtiğimiz ay metal işçisinin sendika ve patronlar karşısında gösterdiği direngenlik ve Boydak işçisinin kazandığı zafer gibi örnekler, önümüzdeki dönemde işçi hareketinin yeni bir ivme kazanma olasılığının ise güçlenmekte olduğuna işaret ediyor.

Mevcut durumda, emperyalizmden ve kapitalizmden kopuşu esas alan, Kürt halkının seferberliklerinin kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde ilerletilebilmesini hedefleyen, örgütlenme ve grev hakkı önündeki tüm engellerin kaldırılması ve herkese iş güvencesi taleplerini öne çıkaran, işçi ve emekçilerden yana yeni bir anayasanın hazırlanması için kurucu meclis şiarını yükselten bir siyasi alternatifin ihtiyacı giderek yakıcı hale gelmekte. İDP olarak bu doğrultuda kararlı bir şekilde çalışmaya ve emek güçleri içinde mümkün olan en geniş ittifakı sağlamak için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Ancak, bu doğrultuda bir işçi-emekçi alternatifinin henüz oluşturulamadığı gerçeğinden hareketle; 7 Haziran seçimlerinde Kürt halkının seferberliklerine olan desteğimizi somutlamak, AKP’nin mecliste sayısal olarak geriletilmesi ve rejimin yeni anayasa ve başkanlık sistemi etrafında daha da otoriter bir karakter kazanmasının önünü kesmek için HDP’ye oy çağrısında bulunuyoruz. Bu oy çağrısı aynı zamanda, HDP’nin tabanını oluşturan Kürt emekçilerine işçi sınıfının birliği için bir çağrıdır. Kürt halkının haklı taleplerinin pazarlık konusu haline getirilmesine karşı, onların mücadelelerini destekliyor, barış ve özgürlüğün yegâne garantisi olan sınıf seferberliklerini büyütmeye çağırıyoruz!

image_pdfimage_print