ar | en | es | fr | tr

Yaşar Kemal’e veda…

“Kuşlar da gitti, dedi Mahmut. Sonra hiç konuşmadık. Kuşlar da gitti, kuşlarla birlikte de… Ne olacak, kuşlar da gitti.” – Yaşar Kemal, “Kuşlar da gitti” romanından

Son senelerde insanı ve onun eylemlerini liberal tınılarla bir yandan aşağılarken bir yandan da onun hayatına elinden geldiğince bir gizem perdesi çekmeye çalışan, “düzen içi” çözümlerin süslü propaganda malzemeleri diyebileceğimiz dejenere romanlar raflarda bir hayli çoğaldı. Ancak bunların karşısında, oldukça zengin bir içeriğe sahip olan sınıf esinli edebiyat pratiklerimizin sembolleşmiş isimleri de raflardan asla düşmediler ve konu edindikleri mücadeleleri devamlı olarak yeni okuyuculara taşımayı başardılar. Yaşar Kemal belki de bu halkanın son isimlerindendi. Sait Faik’in “Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türkü” olarak tarif ettiği edebiyatın koca çınarı, 28 Şubat günü 91 yaşındayken aramızdan ayrıldı.

Edebiyatının kaynağını sefalet ücretleriyle hayatta kalma mücadelesi veren mevsimlik işçilerde, cehennem sıcaklarında ve dondurucu soğuklarda vücudu telef olana kadar çalışan topraksız köylülerde, büyük şehirlerin uğultulu acımasızlığında kendini yitiren kent yoksullarında bulan Yaşar Kemal artık yok ancak eserleri hala yaşıyor. İşte bu eserler, bir zamanlar Yaşar Kemal’i hapislerde süründürenlerin, ona 80’inde bile hapis cezası kesenlerin, bugünkü timsah gözyaşlarını teşhir ediyor.

Yaşar Kemal eserlerinde, burjuva sermaye birikim krizinin yol açtığı yozlaşmış sonuçları ve mevcut mülkiyet ilişkilerinin neden olduğu toplumsal patlamaları, isyancı karakterler üzerinden işleyerek ve bu ilişkileri türküleştirerek bizlere ulaştırmanın yollarını aradı. Onun tarafı daima belliydi. Çukurova’nın tarlalarından İstanbul varoşlarının fabrikalarına dek, sömürülenin, aç bırakılanın, ezilenin safında yer almaktan bir kere bile tereddüt etmedi. Tarafında olduğu sınıfların davasını mürekkebiyle ölümsüzleştirirken asla ikircikli bir tutum içerisine girmedi, gövdesi gibi kalemini de dik tuttu. İşte bu sebeplerle, bugün ölümünün ardından Yaşar Kemal’i ve eserlerini sistem içi sınırlara çekmenin yolları aranıyor, kendisi duysa kalın çerçeveli gözlüklerinin ardından gözleriyle güleceği makyajlı teklifler yapılıyor, “ulusal birliğin simgesi” olduğu yönünde acemi ve klişe demagojiler dolup taşıyor…

Fransız bir aydın olan Alain Bosquet ile yaptığı görüşme sırasında şöyle konuşuyor Yaşar Kemal: “Marksizm bana dünyaya bakmak için en aydınlık kapı oldu. Yaşamım boyunca bu düşünceyi yaşamla ölçtüm, yanıldığını görmedim.”

Eylem aracı olarak benimsediği Marksizmi daima hayatla, somut gerçeklerle sınadı Yaşar Kemal. Böylelikle canlı ve dinamik tutmayı başarabildiği bu eylem aracı onun edebi üretiminde işlediği konulara gerçekten dokunabilmesini sağladı, Anadolu’dan aldığı kokuları sayfalara aktarabildi, dili asla melodisini kaybetmedi, yoksul sınıfların dünyasını da bu devrimci melodiyle işledi. Romanlarında egemen sınıflara ve onları temsil eden her şeye yönelik geliştirdiği, oldukça ustaca işlenmiş ve sivri ancak sade bir dille de desteklenmiş eleştirilerinin gücünü, asla kaybetmediği bu melodiden aldı.

Yaşar Kemal bu melodiyle, tarihsel TİP’den (Türkiye İşçi Partisi) istifa ederken partinin emekçilerden koptuğunu ve bürokratların eline geçtiğini söyledi. Bu melodiyle, 1971 senesinde Abdi İpekçi ile yaptığı bir röportajda “Devrim bir bütündür ve süreklidir.” diye konuştu. Yine bu melodiyle 1993’te yaptığı bir röportajda SSCB’nin çöküşünü sosyalizmin sonu olarak görmediğini aksine dünya sosyalizminin yolunun artık daha da açık olduğunu söyledi. Yaşar Kemal sınıfından hiçbir zaman kopmadı, kalemiyle ve hayatıyla emekçiler ile yan yana durdu.

Alain Bosquet’le yaptığı aynı görüşmede “Ben kalabalıkları severdim. (..)Bir de hep kaçmak, kaçmak düşleri kurardım. ” diyen yüreği dev adam, binlerle ifade edilen kalabalıklarla uğurlandı. Hayatın doğup, büyüyüp, ölmek olarak kendisini gösteren diyalektiğiyle daima barışık olan bu büyük yazar, kalemini adadığı kavgada yaşayacak, delicesine yazdığı binlerce sayfayla, mücadeleler ile dolu onurlu hayatıyla anılacak.

Ömer Sevi

Yazar

Ömer Sevi

Sıradaki

İlgili Haberler