Bursa’da başlayan metal grevi Kocaeli ve Ankaraya da yayılmış ve Tofaş ve Mako’da kazanımlar da elde edilmiş durumda. Kocaeli’nde Ford, Ankara’da Türk Traktör’de de üretim durdu. Direniş sırasında Bursa’da Renault ve Tofaş başta olmak üzere 5 fabrikada grev vardı. Buna Ford ve Türk Traktör eklenince iş bırakma eylemi yapan işçilerin sayısı 25 bini buluyordu.

Talepler bütün fabrikalarda aynı: Türk Metal’in gitmesi, yeni bir TİS imzalanması, kendi temsilcilerini seçme ve istedikleri sendikaya girme hakkının tanınması. Metaldeki bu seferberlik bugünden yarına ortaya çıkan, bir anda patlak veren bir hareket olmadı. Sektörde yoğun emek sömürüsüne, düşük ücret dayatmasına karşı işçilerin patlamaya hazır bir bomba olduğu ön görülebilir bir şeydi. 1998’de yine Bursa’da metal işçileri ayağa kalkmış Türk Metal’den 40 bine yakın işçi istifa etmişti. Ancak devletin ve patronların işten atma saldırısıyla işçiler geri adım atmak zorunda kalmışlardı. Bugün işçilerin arasında yaşça ileri olanlar o günleri hatırlamakta ve genç işçilere 98 kalkışmasından ders aldıklarını anlatmaktadırlar.

Birleşik Metal-İş’in patronlar sendikası MESS’in dayatmalarına karşı işçilerin tabandaki baskısı sonucu grev kararı alması ve bu grevin devlet tarafından yasaklanması metal işçilerinin öfkesini daha da bileyen bir durum yarattı. Süreçte Birleşik Metal-İş’in fiili olarak hiçbir etkisinin olmamasına rağmen sektördeki en ileri sendika olması ve işçilerin taban basıncıyla grev kararı alabilmesi Bursa metal sürecinde önemli bir payının olduğunu göstermektedir. Ancak ne BMİS ne de başka bir sendika, siyasal oluşum vb aracın bu direnişi yönlerdirmekten uzak olduğunu görüyoruz. Bunun yanında grevin kitleselliği ve mücadele kararlılığı yakın zamandaki grevi yasaklanınca hiç bir şey yapamayan Birleşik Metalin çapını aşmaktadır.

Metal işçilerinin bu kitlesel seferberliği işçi sınıfı hareketinde yeni bir döneme girmenin temel dinamiğini oluşturuyor. Sonucu ne olursa olsun işçi sınıfının 15-16 haziran, 89 bahar eylemleri gibi tarihsel direnişleri listesinde Bursa metal direnişi şimdiden yerini almış oldu.

Son Dönem İşçi Hareketleri

Son süreçte Türkiyede işçi direnişlerinin yaygınlaştığını görüyoruz. Grev ve Direniş sayısında belirgin bir artış olmakla birlikte sendikasız iş yerlerinde de eylemlerin arttığını işçi sınıfı içerisinde yoğun sömürü ve yoksullaşmaya karşı öfkenin biriktiğini, bu sürdürülemez yaşam ve çalışma koşullarının coğrafyamızda işçi eylemlerini yaygınlaştırdığını söyleyebiliriz…

Son dönemde devletin metal ve Şişecam grevlerini yasaklamasına rağmen bu adımlar direnişlerin sonlanması sonucunu doğurmadı. Özellikle metal sektöründe BİMİS’in örgütlü olduğu Ejot ve Paksan gibi fabrikalarda işçilerin bu yasağı tanımayarak grevlerine devam etmesi ve kimi işletmelerde patronlarını Mess’ten çıkartarak ayrı sözleşmeler yapmaları kısıtlı da olsa kazanımlar olarak hanemize yazıldı. Bu direnişlerde son dakikada sendikanın anlaşıp grevin yapılmamasını sağlamasına rağmen işçiler eylemlerine devam etmişti. Bu kararlılık yakın dönem sınıf mücadelesinde münferit bir örneği de değildi. Petro kimya işçilerinin taşeron karşıtı mücadeleleri, Gaziantep tekstil işçilerinin direnişleri, Greif ve Feniş direnişleri, Sivas Demir Çelik işçilerinin eylemleri, Kayseri Boydak işçilerinin eylemleri ve son olarak metal işçilerinin direnişleri kitlesel bir işçi direnişleri döneminin kimi dinamiklerini bizlere işaret etmektedir.

Tabii ki kitlesel işçi direnişleri dönemini ön görmemiz işçi sınıfının inisiyatifi ele geçireceğinden bahsettiğimiz anlamına gelmez. 90’lar ve 2000’lerin başındaki mücadelelerinin hedefi özelleştirmeler olan işçi sınıfı bu mücadelelerinden yenilgiyle ayrılmıştı. AKP’nin hükümet olduğu dönemde de sınıf mücadelesine damgasını vuran şey bu yenilgiler, örgütsüzleşme ve dağınıklık olmuştu. TEKEL gibi ses getiren kahramanca direnişler dahi savunu karakterli direnişlerdi ve de onu önceleyen direnişler olmadığı gibi mücadeleyi sürekli kılabilecek araçlara da sahip değildi. Son otuz yılın en büyük işçi eylemi olan metal işçilerinin direnişi de bu yenilgiler ve örgütsüzlüklerin ardından gelmiştir. Bu direnişten elde edilebilecek hemen her kazanım da, savunma hattında olan işçi sınıfını bir adım ileriye taşıma dinamiğini taşımaktadır. Çünkü bu kez direnişler işkolundaki başka işletmelere de sıçramış ve de komiteleri aracılığı ile kazanımlarının sürekli kılınmasına dair kimi araçların yaratılabileceğinin sinyallerini de vermiştir.

2000 yılından sonra yaygınlık kazanan neoliberal sömürü koşulları sınıfın sırtında dayanılmaz bir yük halini alıyor. İşçiler küçük çaplı tepkilerinin yanında yer yer kitlesel, kendiliğinden gelişen eylemler de ortaya koyabilmektedirler. Metal direnişinde de işçiler 5 Mayıs’taki Türk Metal saldırısından sonra korku duvarını aşarak sarı sendikaya ve çalışma koşullarına isyan ettiler. İşçilerin bu bilinç sıçraması direnişte de kendini gösteriyor. Muhafazakar toplum yapısında yetişen işçiler direniş içerisinde “Güzel günler göreceğiz çocuklar” şiirini dillendiren pozisyona geldi. Sınıfın atıl pozisyondan mücadeleci ve hak arayan bir konuma geçişinin sinyallerini görüyoruz. Yakın dönemde ortaya çıkan bu direnişlerin ortak özelliği ise kitlesel ve kendiliğinden bir tarzda oluşmalarıdır özellikle Kayseri Boydak işçileri, Sivas ve Bursa metal işçilerinin mücadelesi ihanetçi sendikal bürokrasilere karşı yönelmiş, eski tarz sendikal anlayışın sürdürülemez hale geldiğini göstermiştir.

Sendikaların kalıplarına sığmamaya başlayan işçi kesimlerinin direniş ve mücadeleleri genelde sendikal bürokrasiye yönelmektedir. Bu durum işçilerin gözünde patronların konumunu silikleştirmektedir. Bursa’da rahatça gözlemleyebildiğimiz patronlara karşı olmama hali sendikal bürokrasilere karşı verilen mücadeleye odaklanmaktan kaynağını almaktadır. Özellikle Türk Metal’e karşı mücadele ederken işçiler patronlardan önce sendikayı hedefe çakmaktadır. Bu anlaşılır bir durumdur keza sendika adındaki çete istediği işçiyi işe almakta istediğini işten çıkartmaktadır. Sendikanın bu tavrı ve patronların Mess’te örgütlenmesi işçilerin bilincinde yanılsama yaratarak tek sorumluların Mess ve Türk metal olduğu düşüncesini yaratıyor. Bu durum işçilerin kendi patronlarını hedefe oturtmasını engelliyor. Ancak bu sade düşünce daha üst perdeden patronların örgütlü kurumu Mess’i hedefe oturtmalarıyla işçi bilincinin sınıfa karşı sınıf bakış açısına evrilmesinin de zeminini barındırıyor.

Hareketin Karakteri ve Sınırları

Kendiliğinden bir karakter taşıyan metal işçileri direnişi kendi örgütlenmelerini ortaya çıkarmaktadır. İşçi temsilcilerinin muhatap kabul edilmesini isteyen talepleri işçi demokrasisinin en geniş işçi bölüklerinde yankı uyandırdığı, işçilerin kendiliğinden bu refleksi gösterdiğini görüyoruz. Tarihsel baktığımızda sınıfın geleneksel araçlarının mücadeleler sonucu ortaya çıktığını görürürz. Bursa metal işçileri kendi yolunu açmaya çalışmakta, geleneksel mücadele araçlarının krizini kendi eylemlerinin deneyimiyle sınıf kavgasında sınamaktadırlar. Bursa Metal direnişine giden süreçte işçi eylemlerinin yaygınlık kazanması metal işçilerinin bilincinde yer etmiştir. Metal işçilerinin bu bilinç değişimi sadece fabrikalarıyla alakalı bir durum değildir. Türkiyede son dönemde artan işçi direnişleri metal işçilerinin kendiliğinden sıçrama yaratan bilinçlerinde önemli bir etkide bulunmuştur. Metal sektörünün ülke ekonomisindeki payı ve üretimde teknolojinin yaygınlığı eğitimli ve kalifiye işçi sayısının fazlalığını beraberinde getirmektedir. Bunun farkında olan işçiler fabrikanın kolay kolay başka yere taşınamayacağının veya topluca işten çıkarmaların olamayacağını düşünerek daha fazla özgüvene sahip olmaktadır. Ürettiği değerin farkında ve çıkardığı işin niteliğini kavrayan işçiler bu durumu “50 saniyede ekmek çıkartamazken biz bu sürede araba üretiyoruz” lafıyla özetlemektedirler. Her fabrikanın üretim zincirinin bir halkası olduğunun farkında olan işçiler diğer fabrikalarla dayanışmayı önemsemektedirler. Bu yüzden arabalarıyla topluca birbirlerini ziyaret etmektedirler.

Sendikanın ihanetine karşı sınıf refleksi ile kendi seçtikleri işçi temsilcilerine dayanmaları işçi demokrasisi açısından Türkiyede tarihsel bir örneği teşkil etmektedir. Seçilen temsilcilerin net bir biçimde “işçi arkadaşların iradelerini patrona yansıtmaktan başka bir görevim yok” demeleri işçilerin istedikleri anda temsilcilerini değiştirebildiklerini göstermektedir. Direnişin patlak verdiği bütün fabrikalarda taleplerin aynı olması patronların düşük ücret politikasının ve Türk metal çetesinin bütün fabrikalarda aynı politikayı uygulamasının bir sonucudur. Bunun yanında üretimin birbirine bağlı olması ve işçiler arasındaki geleneksel aidiyet duyguları metal işçilerinin ortak bir tavır takınmalarını kolaylaştırmıştır. Grev alanında topluca kolektif bir tarzda karar almaları kendi kaderlerini ellerine aldıklarını göstermektedir. sendikal bürokrasinin tepeden inmeci anlayışına karşı fiili ve meşru bir hat izleyerek direnişlerini varettiklerini görüyoruz. Bu durum hareketin kendiliğindenci karakterini belirleyen bir özelliği olmakla birlikte sınıf uzlaşmacılığına dayanan, işçilerin kendi mücadelelelerine dayanmayıp masa başında TİS görüşmeleri yapan sendikalara bir cevap niteliği taşımaktadır.

Kendiliğindenliğin sınırlarına çarpma olasılığı çok yüksek olsa da hareketin bu özelliği şimdilik kendisine bir avantaj yaratmaktadır. Sendikaların bürokratikleşmesi ve mücadeleden uzak pozisyonları metal direnişini kapsayacak bir konumdan uzak olduklarını göstermektedir. Bu yüzden direnişin kendi bağımsız kurullarını
oluşturması harekete mücadeleci ve kararlı bir karakter kazandırmaktadır. Şu anda işçilerin bilincinde Türk metal ve MESS baş düşman olarak duruyor. MESS olmasa kendi patronları ile anlaşabileceklerini düşünen işçilerin bu durumu direnişin ileri taşınması ve toptan sömürü düzenine bir karşıtlık oluşmasının önünde bir engel olarak duruyor.

Süreçte DİSK’in eylemsizliği sendikalarına karşı öfkeli işçileri daha da öfkelendirerek toptan bir sendika karşıtlığına neden olabilir. Bu durum direnişin Birleşik Metal İş’in mücadeleci tabanıyla bütünleşerek sürecin ileri taşınmasının önünde engel olmaktadır. Direnişin yarattığı işçi demokrasisi örneği günümüz sendikal anlayışını baskı altında tutarak sendikal bürokrasilerin devrilmesini doğurabilir.

Bunun yanında direnişin büyüklüğü ve burjuvazinin direnişi karalama kampanyası işçiler cephesinde siyasetlere karşı bir tavır takınmalarını doğuruyor. İşçilerin bu tepkisi anlaşılır olmakla birlikte direnişin bir sınırlılığını işaret etmektedir. Yine de işçiler en basit hak talebinin dahi siyasal bir ifadesi olduğu gerçeğine, önümüzdeki dönemde kendi deneyimleriyle varabilirler.

Sosyalistlerin Direniş Karşısındaki Tavrı

Bursa’da patlayan bu direniş, sosyalist hareketin durumunu da ortaya dökmesi açısından turnusol kağıdı görevi gördü. Seçimler yaklaşırken kendini sosyalist olarak tanıtanların direnişe uğramaması sosyalist hareket açısından durumun acziyetini ve sınıftan kopukluğu göstermektedir. Lugatından işçi sınıfını çoktandır çıkaranlara diyecek sözümüz yok ancak işçi sınıfı mücadelesi yürüttüklerini söyleyen oluşumların HDP’nin yarattığı rüzgara kapılarak postmodern ideolojilere yelken açtığını görüyoruz. Diğer yandan, hareketi dışarıdan izleyebilen sosyalistlerde ise derhal tüm bu kalkışmayı bugüne değin önerdikleri şey neyse (konsey, komite, kızıl sendika vb) direnişe bu fikirlerin bir tür yeniden ifadesinin olanağı olarak yaklaşmaktalar. Oysa ki direnişin temel ihtiyaçları, öncesi ve sonrası hakkında ciddi bir inceleme yapmamaktalar. Bu durumda zaten direnişten uzak tutulan sosyalistlerin çoğu kez ultra sloganları ile direnişten iyice uzaklaştırılması sonucunu doğurmaktadır.

Ne yapmalı?

Şu an için işçilerin henüz yorgun olmadığı ve morallerinin ve birliklerinin en güçlü seviyelerden birinde olduğunu görebiliyoruz. Ancak MESS ve devlet müfettişler aracılığı ile direnişi yasa dışı ilan ederek ilk denemelerini yaptılar. Önümüzdeki dönemde de MESS direnişin hızla yayılması karşısında Tofaş ve Mako’da olduğu gibi işçilerin taleplerini kabul ederek direnişin yayılmaısnı engellemeyideneybilirler. Bir diğer ihtimal ise işçilerin bekletilip yıldırılması, yorulması, yeni tekliflerle bölmeye çabalanması olabilir.

Direnişin taleplerinin kabul edilmesi durumunda mevcut deneyimin işçi sınıfının bütününe yayılması gibi bir sorumluluk ile karşı karşıyayız. Diğer bir ihtimal olarak işçilerin direnişinin bekletilerek yorulması ve parçalanmasına karşı da yine işçi sınıfından yana mücadele edenler olarak üzerimize kimi sorumluluklar düşmektedir. Şimdilik mücadelenin hızla bulaşıyor olması patronları daha hızlı sonuçlar almaya teşvik etmiş olabilir. Ancak yine de nihai bir kazanıma kadar sınıf mücadelesinde patronların baskısının son bulmayacağından emin olabiliriz.

Son otuz yılın en büyük direnişi olan metal işçilerinin direnişi ile dayanışma ağlarının geliştirmeliyiz. Bu yüzden; işçilerin mücalesinin uluslararası olduğunu unutmamalı ve enternasyonal bağların kurulması için çaba sarf etmeliyiz.

İşçilerin Türk Metal’den kopmaları bir ileri adımdır. Ancak işçilerin sendikasızlaşması yine bütünlüklü olarak sınıf mücaelesi adına bir kayıp olacaktır. İşçilerin şu ana dek ortaya koydukları mücadele aracı yalnızca işyeri komiteleridir. Bu komiteler işçi demokrasisinin doğrudan temsili vb hususlarına sahip oldukarı ve çeteci Türk Metali def etmeyi başardıkları için oldukça ilericidir. Ancak işçilerin elinde işçi demokrasisine dair bir işleyiş olan işyeri komitelri dışında maalesef ki başka bir araç yoktur. Bu yüzden işçilerin bu işleyişi daha mücadeleci sendikalara önermeleri hayati bir önem taşımaktadır. Bu yüzden daha önce ifade ettiğimiz üzere: “Bu anlamda bir seçenek Birleşik Metal-İş’le birleşmek olabilir. “Katılmak” yerine “birleşmek” sözcüğünü özellikle kullanıyoruz, zira Bursa metal işçisinin özellikle son metal sektörü grevi sırasındaki yetersiz mücadele düzeyi nedeniyle bu sendikaya yönelik de kaygısı ve kuşkusu var. Bu nedenle, eğer direnişçi işçiler bu sendika altında toplanmayı tercih ederlerse, Birleşik Metal’in derhal bir olağanüstü kongre toplayarak son dönemin olumlu olumsuz tüm bilançosunu o direnişçilerle birlikte çıkarmalı ve yeni yönetimini gene onlarla birlikte oluşturmalıdır. Birleşik Metal için sorun sayısal değil, mücadelecilik düzeyi ve niteliği olmalıdır. Direnişçi metal işçilerinin kaygılarını gidermenin ötesinde, onların deneyimlerini ve yeni mücadele bilincini sendikanın içine ve yönetimine çekmek, sadece bu sendikayı güçlendirmekle kalmaz, ama aynı zamanda sınıfın mücadeleci örgütlülüğü açısından çok önemli bir adım oluşturur.”1

Sınıfın kendi kaderini eline alıp hiç bir öncünün olmadığı durumda kendi içinden doğal önderliklerini çıkartarak bu büyük seferberliğe kalkışması hiç bir biçimde kendiliğindenliğin sınırlarında kabul edilerek küçümsenmemelidir. Bu hareket kendi bağrından çıkartacağı öncülerle işçi sınıfının siyasal oluşumunu doğurabilecek potansiyele sahiptir. İşçilerin eylem alanlarında öğrenmeleri, siyasallaşmaları an meselesidir. Bu durumda bizlerin sınıfın önünü açarak kendi dinamiklerini açığa çıkartmasını sağlayacak politikalar üretmemiz gerekmektedir. Yeni ortaya çıkan mücadeleci işçi öncülerini politikleştirmek, işçi sınıfının siyasal öncüsünü bu mücadelelerden yaratmak temel hedefimizdir.

Sınıfın seferberliğini ön plana çıkartarak sürecin kazanımla sonuçlanması için bütün çabamızla mücadele edeceğiz. İşçi sınıfını bu kalkışmasının sektördeki görece mücadeleci bir sendika olan Birleşik Metal İş’e kanalize edilmesi, Birleşik Metal İş’in mücadeleci işçi tabanıyla kaynaşması sağlanarak, işçi demokrasisinin hakim olduğu bir sendikal anlayışın var edilmesinin öncelikli mücadelesini vereceğiz.

[1] http://www.iscicephesi.net/snf-muecadelesi/emek-guencesi/2588-metal-direnisi-sendikal-alanda-bir-yeniden-orgutlenme-donemi-baslatacak