15 Mart tarihinde Suriye halkının Beşar Esad rejimine karşı iş, ekmek, özgürlük ve onurlu bir hayat talepleriyle başlattığı ayaklanmanın beşinci yılına girildi. Devrim sürecinin başlangıcından bu yana kitle hareketini bastırmak adına, rejimin uyguladığı yoğun şiddet, aradan geçen 4 yılda oldukça ağır bir bilanço yarattı: 200.000 civarı ölü, yıkılıp yok edilmiş birçok şehir ve kasaba, yerinden edilmiş yaklaşık 7 milyon insan ve 3 milyonu aşkın mülteci.

Bu tablonun asıl sorumlusu Beşar Esad ve onun rejimi, kitle seferberliğini yok etme girişimlerinde hiçbir zaman yalnız olmadı. Rejim bir yandan Rusya ve İran gibi ülkelerden destek alırken, bir yandan da radikal İslamcıları serbest bırakarak kitle seferberliklerinin sönümlendirilmesi adına bu gruplarla örtülü bir uzlaşı gerçekleştirdi. Öte taraftan, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye gibi ülkeler de bölge çıkarları adına IŞİD, El-Nusra Cephesi ve Ceyş-ül İslam gibi radikal İslamcı gruplara açıktan destek olmayı görev bildiler. Başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler de, Kuzey Afrika ve Ortadoğu devrimci sürecinin bastırılabilmesi maksadıyla, Suriye’de yeri geldiğinde rejim, yeri geldiğinde de radikal İslamcı grupların arkasında durarak halk ayaklanmasını ezmeye çabaladılar. Tüm bunlara ek olarak, Castro-Chavizm başta olmak üzere, geleneksel sol partilerin önemli bir kesimi de Esad diktatörlüğüne destek sunarak, Suriye halkının haklı mücadelesinin yanında olmaktansa emperyalizmin politikalarına yedeklenmeyi tercih ettiler.

Devrimci süreci yenilgiye uğratmak amacıyla rejim, radikal İslamcı gruplar ve emperyalizm eliyle yürütülen karşıdevrimci politik hat, henüz kitle mücadelesini ezebilmiş değil. Suriyeli kitleler bugün, bir yandan rejime, bir yandan da radikal İslamcı gruplara karşı mücadelelerini sürdürmekte, devrimin taleplerini ve ruhunu yaşatmaktalar. Bu kapsamda dünya soluna düşen en acil görev de Suriye halkının haklı taleplerini sahiplenen, Esad diktatörlüğü, radikal İslamcılar ve emperyalizm üçgenine karşı sürdürdüğü mücadeleyi destekleyen ve Suriye devrimiyle sürekli bir dayanışma içerisinde olan bir cephenin örgütlenmesi olmakta.

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI) olarak, biz de Kuzey Afrika ve Ortadoğu devrimci sürecinin başlangıcından itibaren, bölge devrimleriyle enternasyonal dayanışmanın önemini vurgulayarak dayanışma kampanyaları örgütlemeye çabaladık. 2013 yılında Tunus’ta gerçekleşen Dünya Sosyal Forumu’nun ardından “Sol Suriye Devriminin Yanında” başlığıyla enternasyonal bir kampanya örgütledik. Suriyeli devrimci grupların öncülüğünde, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Avrupa ve Latin Amerika’dan 30’u aşkın devrimci partinin katıldığı kampanya çerçevesinde, imzacı olan partiler, kendi ülkelerinde Suriye devrimiyle dayanışma etkinlikleri düzenleyerek Suriye halkının haklı taleplerini ve mücadelesini duyurdular.

Geçtiğimiz Mart ayında, yine Tunus’ta düzenlenen Dünya Sosyal Forumu’nda da, UIT-CI olarak Suriye devrimi temalı bir oturum düzenleyerek, enternasyonal dayanışmanın üzerinde durduk. “Suriye Devrimi ve Kürt Halkıyla Dayanışma” başlıklı panelimize davetli konuşmacılar olarak Fathi Salaoui (Sol İşçi Birliği- Tunus) ve Salameh Kaileh (Filistin kökenli Suriyeli Marksist entelektüel, devrimci) katıldı. UIT-CI adına da Cristina Mas (Enternasyonalist Mücadele- İspanya), Laura Marrone (Sosyalist Sol- Arjantin) ve Görkem Duru (İşçi Demokrasisi Partisi- Türkiye) paneldeki diğer konuşmacılardı.

Panelde ilk olarak söz alan Salameh Kaileh, Suriye devriminin kökenlerini, Suriyeli kitlelerin iş, ekmek, özgürlük ve onurlu bir yaşam taleplerinin nasıl bir gerçekliğe tekabül ettiğini anlattı. Ardından Esad rejimi, radikal İslamcılar ve emperyalizmin konumuyla ilgili de şu tespiti yaptı: “Devrimi yolundan çıkartmak için ellerinden geleni yaptılar, rejim İslamcıları serbest bırakırken emperyalizm ve bölge devletleri kitle hareketinin bastırılması için radikal İslamcı gruplara büyük destek sundular.” Aradan geçen dört yılın ardından devrimin hala sürdüğünü belirten Kaileh, “devrimle dayanışma hala çok acil bir ihtiyaç ve bu kapsamda, sol güçleri 2015 yazında İstanbul’da gerçekleşecek Suriye devrimiyle dayanışma toplantısına davet ediyoruz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

İkinci konuşmacı olan Fathi Salaoui ise, Dünya Sosyal Forumu sonrasında Suriye devrimine destek amacıyla örgütlenecek olan dayanışma kampanyasının önemine vurgu yaparak; “Kuzey Afrika ve Ortadoğu devrimci süreçleri radikal İslamcı grupların desteklenmesi yoluyla yozlaştırılmaya çalışılıyor ve bu dünya sosyalist hareketi içerisinde de kafa karışıklığına yol açıyor. Dünya solunun Suriye devrimini sahiplenmesi ve onunla dayanışması acil bir ihtiyaç” tespitinde bulundu.

UIT-CI adına ilk konuşmayı yapan Görkem Duru, Türkiye’nin devrimin yozlaştırılmasındaki rolünü belirttikten sonra Kobane’de IŞİD’e karşı kazanılan zaferin devrimin ilerletilebilmesi adına oldukça önemli olduğunu ve bu zaferin Suriyeli halkların mücadelelerini ortaklaştırabilmeleri için de önemli bir fırsat olduğunu söyledi. Konuşmasını bitirirken de; “bizler için Suriye devriminde iki cephe var. Birinci cephe Esad rejimi, radikal İslamcılar ve emperyalizmden oluşuyor ve bu cephe devrimin boğazlanmasını hedefliyor. Diğer tarafta ise, hem rejime hem de radikal İslamcılara karşı mücadele eden Suriyeliler var ve dünya solunun sorumluluğu da bu mücadeleyi sahiplenmekten geçiyor” vurgusunu yaptı.

Panelde son konuşmayı UIT-CI adına Cristina Mas yaptı. UIT-CI olarak 2013 yılında örgütlediğimiz dayanışma kampanyasının içeriğini aktaran Mas, bu Dünya Sosyal Forumu’nun bitiminde de, Suriye devrimiyle dayanışma amacıyla uluslararası bir çağrı yayınlanacağını ve bu kapsamda 2015 yılı Temmuz ayı içerisinde İstanbul’da bir toplantı gerçekleştirileceğini belirtti. Dünya solunun Suriye devrimine bakışıyla ilgili ise; “dünya solunun Castro-Chavizm önderliğindeki bir kesimi antiemperyalist olduğu iddiasıyla Esad diktatörlüğünü destekliyor. Buna ek olarak, geleneksel sol partilerin ağırlıklı bir kısmı da komplocu bir bakış açısıyla Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da gerçekleşen ayaklanma süreçlerini emperyalizmin oyunu olarak tarif ederek pasifist bir tutum alıyor. Bizlere düşen bu algıyı kırmak ve Suriye halkının taleplerinin ve mücadelesinin dünya solu içerisinde sahiplenilmesini sağlamaya çalışmak” tespitini yaparak konuşmasını sonlandırdı.

Gerek gerçekleştirdiğimiz panelde gerekse de Dünya Sosyal Forumu kapsamındaki diğer aktivitelerimizde Suriye devrimiyle bir dayanışma kampanyası hazırlığında olduğumuzu vurguladık. Kuzey Afrika ve Ortadoğu devrimci süreci açısından Suriye devrimi hala kilit konumunu sürdürmekte iken, dünya solu içerisinde Suriye devriminin desteklenmesi noktasında önemli bir eksiklik mevcut.

Bu kapsamda, Suriye devrimiyle dayanışma adına sosyalist hareket ve partilere, sınıf örgütlerine, bu yaz İstanbul’da gerçekleşecek olan toplantıyla ilgili çağrımızı bir sonraki sayımızda sizlerle paylaşacağız.

image_pdfimage_print