İstanbul deklarasyonu: Suriye devriminin üzerindeki kuşatmayı kıralım! Suriye halklarının yanındayız: Esad’a, IŞİD’e ve emperyalist müdahalelere hayır!

Farklı kıtalardan enternasyonalistlerin ve Suriyeli devrimcilerin katılımıyla 11-12 Temmuz tarihlerinde İstanbul’da Suriye devrimine desteği büyütmek amacıyla gerçekleşen uluslararası toplantının sonuç deklarasyonu.

Mart 2011’de, bölgede yükselen devrimci dalgayla beraber Suriyeli emekçiler, gençler ve yoksul köylüler kitlesel bir biçimde sokaklara inerek Beşşar Esad diktatörlüğüne karşı mücadeleye atıldılar. Esad, bu barışçıl gösterileri tutuklamalar, işkence, varil bombaları, halkın yoğun olarak yaşadığı mahallelere kimyasal silahlarla yapılan saldırılar gibi vahşice yöntemlerle cevaplandırdı. 4 yıl sonra halk özgürlük mücadelesinin bedelini ağır bir biçimde ödemiş bulunuyor: %95’i Esad güçleri tarafından katledilen 300.000’den fazla ölü; sayıları tam olarak bilinmemekle beraber toplamda en az yarım milyona ulaşan yaralı, tutuklu ve kayıplar… Dahası, tutuklu sayısının yaklaşık 200 bin kişi olduğu tahmin edilirken, çoğunun kaderi hala belirsizliğini koruyor. Bu dönemde binlerce köy ve kent imha edilirken, yurtdışında güvenli bir yer aramaya giden 4 milyondan fazla mültecinin de dâhil olduğu 11 milyondan fazla Suriyeli, evlerini terk etmeye zorlandı.

Bu rakamlar, iktidarda kalabilmek için tüm silah kapasitesini seferber eden bu eli kanlı rejimin neden olduğu acıların boyutlarını yansıtmaktadır. Esad bu vahşeti yalnızca iktidarda kalabilmek için hayata geçirmekte. Öte yandan, işçi, emekçi ve köylüleri sefalete mahkûm eden ve Beşşar döneminde yoğunlaşan neoliberal politikaların uygulayıcısının da yine aynı rejim olduğunu unutmamak gerekir. Sınıf ve kimlik nefretiyle bilenmiş bu devlet aygıtına karşı süren direnişin devamlılığı halkın mücadelesinin kararlığını kanıtlamaktadır. Bu kararlığın diğer göstergeleri, yerel komite ve konseylerin devam eden varlığı, kurtarılmış bölgelerde süren seferberlikler ve sosyal medyada gerçekleşen yoğun faaliyetlerdir. Aynı zamanda bu süreçte, ilk günden itibaren devrimin en ön saflarında yer alan kadınların mücadelesini selamlıyor ve kadınların özgür ve demokratik bir Suriye’nin siyasal yaşamında kilit bir rol oynayacağını vurguluyoruz.

Bununla birlikte, devrim yalnızca rejimin vahşetiyle değil aynı zamanda IŞİD gibi gerici güçlerle yüzleşiyor. IŞİD Suriye’de caniyane eylemleri ve İslamcı bir devlet kurma projesiyle devrimi imha etme amacında, rejimin bir müttefiki olarak ortaya çıktı. IŞİD, Suudi Arabistan ve Katar’ın Türkiye üzerinden gelen silah ve para yardımıyla güçlendi. Türkiye de IŞİD savaşçılarına sınırlarını açarak IŞİD’in güçlenmesine destek oldu. Beşşar ise, kökten dincileri devrimin ezilmesine hizmet edecek güçler olarak kullanırken, IŞİD ve Esad rejimi arasındaki silahlı çatışmalar oldukça seyrek bir biçimde gerçekleşti. Bu dönemde Esad hapishanelerindeki cihatçıları serbest bırakırken, cihatçılardan boşan yerleri tutukladığı işçiler, kadınlar, bloggerlar, gazeteciler, solcular ve insan hakları aktivistleriyle doldurdu. IŞİD’in gelişmesindeki bir başka etmen de ABD’nin bölgede terk ettiği silahlar ve sonuçları bölge halkları açısından bir felaket olan ABD’nin bölgedeki askeri ve siyasi varlığıdır.

Suriye devrimi kritik bir dönemden geçmektedir. Askeri olarak rejim gerilemekte ve rejim Suriye topraklarının ancak üçte birini kontrol edebilmektedir. Rejimin varlığını sürdürebilmesi, Suriye silahlı kuvvetleri içerisinde etkisi giderek artan ve bir tür işgal kuvveti haline gelen İranlı generaller ve milisler aracılığıyla İran’dan gelecek yardıma bağlı durumdadır. Bu durum, rejiminin yönetici tabakası içindeki bölünmeyi günden güne artırmaktadır.

Halkların mücadelesini ve onların devrimlerini destekleyen aktivistler, entelektüeller ve Suriye, Arap ülkeleri, Türkiye, Avrupa ve Latin Amerika’dan enternasyonalist örgütler olarak ilan ederiz ki:

1. Rejimin ölüm makinesiyle ne yazık ki tam bir yalıtılmışlık içinde yüzleşen Suriye halkının kahramanca mücadelesini destekliyoruz. Uluslararası solun rejimi destekleyen ve mücadelenin bugünkü yalıtılmışlığının sorumlusu olan büyük çoğunluğunun sessizliğini ve açık suç ortaklığını kınıyoruz. Tarih önünde affedilemeyecek düzeyde bir ihanet anlamına gelen bu durum sonucunda, Suriye’de özgürlük ve sosyal adalet için mücadele edenlerin durumu daha da zorlaşmıştır. Bizler bu mücadele deneyiminin ve halk direnişinin yanındayız. Tüm zorluklara rağmen Suriye halkı iş, ekmek, özgürlük ve onurlu bir yaşam taleplerini dile getirmeye devam ediyor. Kürt halkı başından beri bir parçası olduğu Suriye devrimine Suriye’deki diğer tüm halklar gibi haklarını elde edebilmek için katılmaktadır. Şüphe yok ki, Suriye devriminin zaferi Kürt halkı için de demokratik hakların kazanılması anlamına gelecektir.

2. Gerek bölgesel düzeyde gerekse uluslararası düzeyde Suriye devriminin düşmanı olan güçlerin Suriye’ye dönük her türlü müdahalesine karşıyız. Bu güçler, devrimin olası bir zaferinin Ortadoğu, Magreb ve tüm diğer ülkelerde halkların mücadelesine yeni bir umut vereceğinin farkındalar. İran (Hizbullah ile birlikte) ve Rusya rejimin ayakta kalabilmesi için yaşamsal önemde olan askeri desteği sunmuş durumdalar. Türkiye ve Körfez ülkeleri (özellikle Suudi Arabistan ve Katar) rejimin düşüşünden sonra ülkenin geleceğini denetim altında tutabilmek için radikal gerici gruplara destek olmakta ve bu yolla mücadeleyi mezhepsel bir iç savaşa dönüştürerek soğurmaya çalışmaktadırlar. ABD ve AB emperyalizmi ise Suriye ve Irak’ta giriştikleri bir dizi hava harekâtıyla rejimin ve cihatçıların güç kazanmasına zemin hazırlamakta ve bu yolla Esad’ı uluslararası planda “cihatçı tehlikeye karşı” “aklamaya” çalışmaktadır. Bu durum, “bölgesel istikrarı” ve kuzey sınırını korumayı garanti altına alan rejimle güçlü bağları bulunan İsrail’in de çıkarınadır. Rejimin Yarmuk kampındaki Filistinli mültecilerin direnişini kırmak için IŞİD ile gerçekleştirdiği işbirliği Şam rejiminin siyonist İsrail ile olan nesnel bağlarının son göstergesidir.

3. IŞİD’in yanı sıra Ceyş’ul İslam (İslam Ordusu), El Nusra gibi diğer kökten dinci örgütler de halkın özgürleşme isteğini kırmak adına devrimin önderlerini ve aktivistleri tutuklama, insan kaçırma, kafa kesme gibi yöntemlerle onları yok ederek Suriye halkına gerici ve vahşi iktidarlarını dayatma arayışındadırlar.

4. Rejimin dâhil olduğu hiçbir siyasi çözüm önerisinin kitlelerin uğrunda seferber oldukları özgür ve demokratik bir Suriye’nin kurulması ve sosyal adaletin sağlanması gibi hedefleri gerçekleştiremeyeceği konusunda uyarıyoruz. Bu ancak Suriyeli kitlelerin yürüttükleri mücadelelerin geleceği üzerinde söz sahibi olmasıyla mümkündür.

5. Sınırlarını bir kale gibi kapatarak aralarında Suriye’den kaçan ve hayatlarını Akdeniz’de riske atmaktan başka çareleri olmayan göçmenlerin de olduğu binlerce göçmeni ölüme terk ederek, bu insanları ya 21. yüzyılın paryaları haline getiren ya da dünyanın en büyük mezarlığı haline gelen Akdeniz’de ölüme terk eden Avrupa’nın politikalarını kınıyor ve reddediyoruz.

6. Suriye’deki mücadelenin hem bölgesel hem uluslararası düzeydeki özgürlük ve sosyal adalet talebinin bir ifadesi olduğunun farkındayız. Bu devrim 2008’de patlak veren derin kapitalist krizin etkisiyle işçiler, yoksullar ve gençlik aleyhinde saldırılarını yoğunlaştıran emperyalizme ve burjuvaziye karşı ortaya çıkan uluslararası devrimci dalganın bir parçasıdır. Bu sebeple, dünya ekonomik krizinin sonuçlarına karşı yürütülen mücadeleler bölgesel diktatörlüklere karşı yürütülen mücadelelerden ayrı tutulamaz. Suriye devriminin kaderi Irak, Bahreyn, Mısır, Tunus, Libya, Yemen ve baskı ve sefalete karşı gençliğin, işçilerin ve köylülerin ayaklandığı diğer ülkelerdeki kitlesel seferberliklere organik biçimde bağlıdır.

Suriye devrimi aynı zamanda 1948’den beri işgale karşı savaşan Filistinlilerin mücadelesinden ayrı tutulamaz. Ve bölge sınırlarının ötesinde bu devrim, Latin Amerika ve Avrupa’da, Yunan işçilerin ve gençlerin kemer sıkmaya ve borç diktatörlüğüne “Hayır” demesi gibi, neoliberalizm karşıtı hareketlerde yankı buluyor.

7. Son olarak, Suriye’de faaliyet halinde olan yerel komitelere, devrimci konseylere, insan hakları örgütlerine ve rejim güçleri ile radikal İslamcı gruplara karşı mücadele yürütmekte olan Özgür Suriye Ordusu’nun bağımsız tugaylarına desteğimizi sunuyoruz. Bunun yanında gerçek Suriye solunun güçlenerek devrimi savunabilmesi ve devrimin esas hedeflerine ulaşabilmesi için de bu kesimlere desteğimizi sunuyoruz.

Devrimin yenilgisi tüm dünyadaki mücadeleler adına bir yenilgi anlamına gelecek ve olasılıkla uluslararası düzeyde, mücadeleler için bir geri çekiliş dalgasını tetikleyecektir. Devrimin zaferi ise, tüm bölgede ve dünyada yeni bir yolun açılmasını sağlayacak, işçilerin ve halkların mücadelesini güçlendirecektir.

Deklarasyonun imzacıları olarak kısa vadeli hedeflerimiz şunlardır:

1. Devrimin gerçek resminin çizilmesine katkı sağlamak, etkisini pekiştirmek ve zafere ulaşması için tüm çabaları sarf etmek adına devrime olan desteğimizi sunmak ve bu doğrultuda çeşitli faaliyetler örgütlemek.

2. Bu deklarasyonu mümkün olan tüm kanallarla yaygınlaştırmak.

3. “Suriye devrimi üzerindeki kuşatmayı kıralım” sloganıyla bir kampanya başlatmak. Bu kampanyanın parçaları olarak,

– 21 Ağustos 2013 tarihinde Doğu Guta’da gerçekleşen kimyasal saldırının ikinci yıl dönümünde, aktif olarak var olduğumuz ülkelerde kamusal etkinlikler düzenlemek

– 5 Ekim ile 11 Ekim 2015 tarihleri arasında Suriye devrimiyle uluslararası dayanışma haftası düzenlemek.

-Yazılı ve görsel materyallerin ve haberlerin yayımlanması, paylaşılması ve yaygınlaştırılması için bir Facebook sayfasının ve/veya web sitesinin kurulması

4. Yukarıda ifade edilen kampanyaları ve gelecekteki eylemleri ve faaliyetleri koordine etmek için bir Koordinasyon Komitesi’nin seçilmesi.

İmzacılar

Salameh Kaileh, Filistinli-Suriyeli gazeteci ve Marksist yazar

Yasser Munif, Suriyeli aktivist, Suriye Devrimi’yle Küresel Dayanışma Kampanyası kurucularından

Mansur Atassi, Demokratik Sol Parti (Suriye)

Yasin El Hac Salih, Suriyeli yazar

Adeed Nassar, Sol Hareket (Lübnan)

Miguel Sorans, İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI) Uluslararası Sekreterliği

Görkem Duru, İşçi Demokrasisi Partisi (Türkiye – UIT-CI)

Cristina Mas, Enternasyonalist Mücadele (İspanya – UIT-CI)

Raoul Guzman, Enternasyonalist Sosyalist Grup (Fransa)

Kosaro, İşçi Demokrasisi İçin Komite (Almanya – UIT-CI)

Johannes Waardenburg, Suriyelilerle Aktif Dayanışma Grubu (İtalya)

Gabriel Huland, Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal (LIT-CI)

Shady Ammane, Yasemin Kollektifi (İsviçre)

Fathi Salaoui, Sol İşçi Birliği (Tunus)

İstanbul, 12 Temmuz 2015