8 Mart’a kadın cinayetlerinin, kadına yönelik cinsel ve fiziksel şiddetin ve kadın emeğini esnekleştirmeye yönelik saldırıların eşliğinde giriyoruz. Tüm bu saldırılaa karşı ise kadınların mücadelesi ve dayanışması büyüyerek devam ediyor. Kamu emekçisi kadın bir okurumuzun mektubunu ve dayanışma çağrısını sizlerle paylaşıyoruz.

Kamuda kadın olmak başlığına bakmayın siz. Asıl mesele öncelikle ‘kadın’ olmak. Çünkü kadın sözcüğü önüne bir sıfat almadan kullanılmıyor pek. İyi kadın, kötü kadın, güzel kadın, açık kadın, kapalı kadın, ev kadını, çalışan kadın, çocuk kadın, anne kadın, sokakta kadın, işsiz kadın, eksik etek kadın. Son olarak da kamuda kadın. Eksik etek kadın dedikten sonra bu eksik eteklerin kamuda nasıl göründüğünü nasıl algılandığını kestirmek güç değil aslında.

Evet tabi ki, Türkiye Anayasasında hukuki açıdan kadın erkek eşitliği ilkesi vardır. Öte yandan Türkiye 3232 sayılı yasa ile onaylanması uygun bulunan Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni (CEDAW) 1985 yılında imzalamıştır. Dünya’da ve Türkiye’de bunun gibi onlarca sözleşme, protokol, yasa, ilke var diyebiliriz. Nitekim kadın hakları tarihten beri öyle çok kısıtlanmıştır ki ne kadar düzenleme yapılsa da henüz bir eşitlik söz konusu değildir.

Toplumsal algı ve miras erkeğin sürekli olarak bir hatta birkaç adım önde olduğu bakış açısını getirmiş, pratikte girdiğimiz ortamlara, evlere, sokağa ve tabi kamu kuruluşlarına bu eşitsizliğin yansımaları olmuştur.Öncelikle söylenmesi gereken ataerkil sistem ve dayatmalarının zaten amir- memur ilişkisinde ciddi bir eşitsizlik yaratmış olduğudur. Ancak bu eşitsizlik kadın- erkek eşitsizliğini de kapsayınca çok daha ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Kamu kuruluşlarına girişte adaletsizliği anlamak için kamudaki erkek sayısının kadın sayısından on üç kat fazla olduğunu söylemek yeterli sanırım.

Görünüşte kamu çalışanına mobbing mücadelesinin önü açık olsa da bu konudaki girişim ve cesaret eksikliği mağdurları susmaya sevk ediyor. Susmayıp şikâyette bulunan mobbing mağdurları bu mücadelede ataerkil sistemin engellerine takılıp zaten yıpranıyor. Bu işin sonuna kadar giden kişiler failin ceza almasını sağlıyor ama sonrasında iş hayatının nasıl devam ettiği meçhul. Çünkü yasa mağdurun akıbetini pek önemsemiyor. Zaten kadınlar da genellikle akıbetim ne olur korkusuyla susmuyorlar mı?

Mobbing örneklerini sıralayacak olursak bunlar saymakla bitmez. Ancak öğretmen ortamında yaşananlardan yola çıkacaksak durum burada da vahim. Kadın öğretmene sözlü taciz, psikolojik taciz, görev yaptığı okuldan uzaklaştırılıp başka okula gitmesi için uygulanan mobbing, aşağılama, küçümseme, dışlama, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muamele, yıldırma, giyimiyle ilgili imalar, tacize uğrayan kadını suçlu bulan zihniyet, öğrencinin karşısında zayıf göstermek bunlardan bazılarıdır. Toplumsal cinsiyet rollerinin öğrenciye devlet eliyle yüklendiğinin somut bir kanıtı olan ders kitapları ile yetişen öğrenciler karşısında öğretmenin de dili bağlanmaya çalışılmaktadır. Sosyal bilgiler öğretmen kılavuz kitabında ‘kınanın gelin olacak kızın yeni evine bağlı kalacağını sembolize etmek üzere yakılacağını, gelinin evine ve kocasının yoluna gerekirse kurban olacağının vurgulandığını söyleyiniz’ ifadesi yer almaktadır.

Bütün bunlar sonucunda hangi alana bakarsak bakalım kadına karşı baskı ve şiddet had safhadadır. Kadınların tek çıkar yolu ise kadın dayanışmasında yer edinmeleridir. Kadın mücadelesinin içinde yer almak her kadının hem görevi hem de ihtiyacıdır. Bu mücadele kadının önce kendini tanımasına, kendi gücünü fark etmesine, yapabileceklerinin, başarabileceklerinin ayırdına varmasına ve nihayet haklarını tanıma ve kullanmasına yardımcı olacaktır. Kadının tek kurtuluşu kadınlarla dayanışmada ve mücadelededir.

image_pdfimage_print