Yalnızca bir metne imza attığı için soruşturulan akademisyenler, YÖK’ün her yazısını emir telakki edip savcılığa soyunan idareciler, bir rapor metnini okudukları için tutuklanıp cezaevine gönderilenler, tutuklanmasını istediği kişileri görmeden ve avukatlarını hiç dinlemeden tutuklanmalarını buyuran kayıp savcılar, suç isnadını öğrenemeden savunma yapmak zorunda bırakılan ve adliye koridorlarından polis zoruyla kovulan avukatlar, kendi ayağı ile ifadeye gelenleri ‘kaçma şüphesi var’ gerekçesiyle tutuklamaya karar veren hakimler…

Türkiye’nin değişik üniversitelerinden 1128 akademisyenin imzası ile açıklanan  “Barış çağrısı deklarasyonu”  bir rejim krizinin aşil topuğu haline geliverdi.

56f4e611a781b617c8718854
Esra Mungan, Kıvanç Ersoy ve Muzaffer Kay.

15 Mart 2016’da “Barış için Akademisyenler çağrısını” tekrar okuyan ve çatışmalı bölgelerde ‘akademik nöbet’ başlatacaklarını açıklayan girişim sözcüsü dört akademisyenden – Boğaziçi Üniversitesi’nden Esra Mungan, Mimar Sinan Üniversitesi’nden Kıvanç Ersoy ve Nişantaşı Üniversitesi’nden bu süreçte görevinden alınan  Muzaffer Kaya- tutuklanarak cezaevine gönderildiler. Mahkeme ayrıca Yeni Yüzyıl Üniversitesi tarafından bu dönemde görevinden alınan, girişim sözcüsü  diğer bir öğretim üyesi olan Meral Camcı’nın da gözaltına alınmasını talep etti, Bu işlem sırasında  yurt dışında olan Camcı ise yurda giriş yaptıktan ve kendi ayağıyla ifade vermeye gittikten sonra çıkartıldığı mahkeme tarafından “Kaçma şüphesiyle”  tutuklanmış oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın akademisyenleri,  “5. kol faaliyeti” ve “terör örgütü destekçiliği ile”  suçlamasının ardından gündeme gelen gözaltılar,  soruşturma komisyonları,   akademisyenlere yönelik ağır tehdit ve küfür kampanyaları, Hitler Almanya’sının üniversitelere yönelik “temizlik” operasyonlarını hatırlatıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP kurmayları, hukuki temelden yoksun silahsız terör suçları uydurmaya, bu şekilde tüm muhalefet ve eleştirel düşünceleri baskı altına almaya çalışmaktalar.  Akademisyenler bir yandan tutukluluk ile diğer yandan ise işsizlik korkusuyla terbiye edilmeye çalışılmakta.

Son süreçte AKP tarafından gündeme getirilen ve meclise sunulacak yeni YÖK disiplin yönetmeliğini başka türlü okumak mümkün değil. Bu tasarı Akademi çalışanlarını, en basit anayasal haklarını kullanmaktan ötürü her daim işten çıkartılabilecek kapı kulu memuru olarak tanımlayan bir hükümetle karşı karşıya olduğumuzun en açık göstergesi.

Yalnızca akademisyenlerin değil, aynı zamanda ifade özgürlüğünün ve en basit demokratik hakların dahi tutuklu hale getirildiği bu sürecin, önü alınamaz bombalı saldırılar, Parlamento ve anayasanın işlevsiz bırakılmış olması ve Kürt illerinde giderek savaş görünümü kazanan yeni süreç ile belirlenen özel bir bağlama oturduğu çok açık.

Barış çağrılarının arkasında durmakta olan akademisyenlere yönelik bu korkunç saldırı dalgasının temel hedefi, hiç kuşkusuz üniversitelerin başkanlık dayatması süreci karşısında da susturulup teslim alınması.

Önümüzdeki dönemde emek, barış ve demokrasi güçlerine karşı bu saldırıların katlanarak devam edeceğini ön görebiliriz.

Gelecek saldırı karşısında üniversitede akademisyenden öğrenciye, tüm çalışanına dayanışmayı diri tutarak, büyüterek ve üniversitenin dışına taşarak mücadeleleri birleştirerek direnmeliyiz.

Zira Kürt sorunu dahil, emeğin üzerinde yoğunlaşan korkunç sömürüden, kadın mücadelesine kadar, doğa üzerindeki yağmadan, Kamusal sağlık ve eğitim alanlarında yaşanan muazzam yıkıma dek tüm sorunların çözümü, AKP’nin fiilen dayattığı rejiminin aşılmasında düğümlenmekte.

image_pdfimage_print