Brezilya: Bir darbeyle mi karşı karşıyayız?

Brezilya haftalardır ülkenin son yıllarda gördüğü en büyük siyasi krizle çalkalanıyor. 13 yıllık PT -İşçi Partisi- iktidarı tarihsel önderleri üzerinden ağır bir darbe almış durumda ve sokakta biriken öfkenin önüne henüz geçilebilmiş değil.

26 eyalette sokağa çıkan ve sayısının 3 milyona yakın olduğu tahmin edilen protestocular, Devlet Başkanı Rousseff’in görevden alınmasını, kamu hizmetlerinin düzeltilmesini, yolsuzluğa bulaşan bütün bürokratların hapis cezası almasını talep ediyor.

İki yıldır savcılık tarafından kamu petrol şirketi Petrobas hakkında yürütülen soruşturma yeni bir boyut kazandı. Şirket, yöneticilerin ve politikacıların da dahil olduğu ciddi yolsuzluk suçlamaları ile karşı karşıya. Bu soruşturma kapsamında çok sayıda kişi tutuklandı ve yargılandı.

Soruşturmanın ilk sonuçları açıkca Devlet Başkanı ve PT lideri Roussef’i ve PT önderlerini işaret ediyor. Unutmayalım ki, İşçi Partili Devlet başkanı Dilma Rousseff, yedi yıl boyunca Petrobas’ın yönetim kurulunda görevliydi.

Roussef’in soruşturulması için yapılan oylamada Kongre’nin alt kanadında oy kullanan 513 vekilin üçte ikisinden fazlası Rousseff ve PT hükümeti aleyhinde oy kullanınca Rousseff için soruşturma yolu açılmış oldu.

İşçi Partisi’nin üst düzey yetkilisi Jose Guimares, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bugün darbeciler kazandı. Bu geçici mağlubiyeti kabulleniyoruz. Ancak bugünkü oylama savaşın bittiği anlamına gelmez. Mücadelemiz sokaklarda ve senatoda devam edecek” derken, Devlet Başkanı Rousseff, yapılan oylamanın hukuki bakımdan ‘temelinin olmadığını’ söyleyerek istifa etmeyeceğini yineliyor ve bir darbe ile karşı karşıya olduğunu öne sürüyor.

Soruşturmaya izin veren oylama sonrasında Mayıs ayında Senato’da gerçekleşecek oylamada Rousseff aleyhine bir karar çıkması bekleniyor.

Gelişmeler, dünya solunu da bir yol ayrımının eşiğine getirmiş durumda. Arjantinde PTS (Sosyalist İşçilerin Partisi), son yıllar boyunca dünya işçi hareketinin en önemli mevzilerinden biri haline gelmiş FİT’in (Solun ve İşçilerin Cephesi) birleşik 1 Mayıs gösterilerine diğer bileşenlerin “Brezilya’daki darbe girişimine” yeterince tepki vermediği iddiasıyla  katılmayacağını belirtirken, PT’yi ilericiler kampının bir unsuru olarak değerlendiren değişik sol kesimler, 13 yıllık PT iktidarının Brezilya burjuvazisi ile ilişkisini sorgulamanın zamanı olmadığı konusunda ısrarlılar.

Roussef’in yanı sıra başta PT eski lideri Lula olmak üzere bütün PT önderliğine yayılan yolsuzluk iddaları gerçek bir zemine dayanıyor. Öte yandan bütün bu sürece yol açan soruşturma süreci, artık PT yönetimine ihtiyacı kalmadığını düşünmeye başlayan burjuvazinin bir diğer kesiminin alan arayışı olarak okunabilir.

PT’nin krizi her şeyden önce ülkenin iki burjuva kampın savaş alanına döndüğünün açık bir kanıtı. Rousseff ve yandaşları söz ettikleri “Darbeye” karşı koymak için ne yapıyorlar diye bakmak öğretici olabilir…

PT ne işçilere darbeye karşı genel grev ne de darbecilere karşı koymak için ülkeyi durdurma çağrısı yapıyor. Aksine parti, devlet olanaklarını sonuna kadar kullanarak eski lider Lula da Silva’yı Türkiye’de yaşananlara benzer bir dokunulmazlık zırhı içinde korumaya alıyor. Örtülü ödenekten, ülkenin tüm burjuva devlet aparatlarından yararlanarak bir karşı propagandaya girişiyor, sosyal medyaya ciddi kısıtlamalar getiriyor.

Ya da şu soruların yanıtını arayalım, 2003 yılında, ülke işçi sınıfına en ağır darbe anlamını taşıyan ve ülkeyi patronlar için 13 yıllık bir cennet haline getiren yeni iş yasasını kim hayata geçirdi?  Pre–Sal’ın özelliştirilmesini hangi hükümet gerçekleştirdi?  PetroBras’ta ortaya çıkan muazzam soygun, 2013 kitle seferberliklerinin ardından çıkartılan “Terörle Mücadele Kanunu” hangi hükümet zamanında gerçekleşti?

PT yönetiminin yolsuzluklarına ve ekonomik krizin yüküne karşı seferber durumdaki Brezilya işçi sınıfı ve halk yığınları PT tarafından aldatılmış olmanın hayal kırıklığı içindeler. PT’nin sınıflar arası diyalog ve daha insani bir kapitalizm çizgisi çökmüş durumda. Yığınların düş kırıklığından faydalanmak isteyen bir başka burjuva sektörün varlığı bu gerçeğin üzerini örtmemeli.

Bu koşullar altında bu krize devrimci ve işçi sınıfı merkezli yanıtlar geliştirebilecek Brezilya “soluna” büyük görev düşüyor. Başta PSOL olmak üzere PSTU ve CSP/Conlutas gibi mücadeleci sendikal yapılar ve parti ve akımların, işçi sınıfının yaşadığı hayal kırıklığını devrimci bir alternatif odak yaratarak aşmasına yardımcı olması göreviyle karşı karşıyayız. Süreç yalnızca Brezilya siyasetini değil, dünya işçi sınıfı ve sol akımlarını da belirleyecek sonuçlara gebe.