İş Kanunu’nda işçiler aleyhine önemli değişiklikler getiren tasarının Mayıs ayında yasalaşmasının ardından milyonlarca Fransız işçi, yasanın geri alınması talebiyle sokaklara dökülmüş durumda. Ancak burjuvazi ve onun hükümeti Sosyalist Parti’yi asıl zora sokan şey; demiryolu, petrol, havayolu gibi stratejik sektörlerde süren grevler. Ne var ki bu grevler, yalnızca belirli sendika ve sektörlerle sınırlı kaldığından ve sınırlı bir süreliğine düzenlendiğinden mücadelenin kazanılması için yetersiz kalıyor. Süresiz bir genel grevle zafer çok yakın olacaktır.

Mayıs ayının başında Hollande-Valls hükümeti, Fransız halkının çoğunluğunun bu yeni iş tasarısına karşı olmasını hiçe sayarak tasarıyı meclis gündemine taşımıştı. İktidardaki Sosyalist Parti milletvekillerinin bile tasarıya karşısında hoşnutsuzluğu, tasarının meclisten geçmesine imkân vermiyordu. Ancak burjuvazi tasarının geçirilmesi için bastırdığından, halkın ve meclisin tutumu görmezden gelindi. Başbakan Valls, 1958 Anayasası’nın 49. maddesinin verdiği yetkiyi kullanarak tasarının mecliste oylama yapılmadan yasalaşabileceğini söyledi. Bunu önlemenin tek yolu, bir güvensizlik oyu verilerek hükümetin düşürülmesiydi; ancak iktidardaki Sosyalist Parti içindeki tasarıya muhalif milletvekillerinin leyhte oyları hükümete karşı güvensizlik oyunun reddedilmesine ve dolayısıyla tasarının yasalaşmasına neden oldu.

Fransa’da son iki aydır gündemin başlıca maddesi olan iş yasası reformuna karşı verilen toplumsal mücadelenin, yeni bir evreye girdiği görülüyor. Birkaç hafta öncesine kadar üniversite ve lise öğrencileri mücadelenin başını çekiyor, işçi sendikaları ise bürokratik yönetimleri yüzünden Fransız hükümetiyle pazarlık yapıyor, bu nedenle eylemler hükümete geri adım attıracak bir düzeye ulaşamıyordu. Ne var ki, Mayıs ayında tasarının yasalaşmasının ardından, ülkenin en büyük işçi sendikaları konfederasyonu CGT (Genel Emek Konfederasyonu) başta olmak üzere birkaç önemli sektördeki sendikaların greve katılımıyla geniş ölçekli bir toplumsal patlama meydana geldi.

Halen Fransa’nın her köşesinde süren eylemlerde milyonlarca işçi ve öğrenci, iş yasasının geri alınması talebiyle gösteriler düzenliyor ve olağanüstü hâlin verdiği yetkilerle artan polis terörüne barikatlar kurarak karşılık veriyor. Gelinen noktada ülkenin her köşesinde polis ile göstericiler arasında çatışmalar yaşanıyor, polisin işkenceye varan müdahaleleri olayların şiddetini artmasına yol açıyor, bazı bölgelerde bizzat ordu eylemleri bastırmak için sokağa çıkıyor. Devletin kendi verilerine göre, yüzlerce eylemci yaralandı, 60’tan fazla polis eylemciler tarafından darp edildi. İş tasarısının mimarı Çalışma Bakanı El Khomri, katıldığı canlı bir televizyon programı sırasında eylemciler tarafından protesto edildi; Bakanı stüdyoyu kuşatan işçilerin elinden ancak özel askeri timler alabildi.

Başta petrol ve demiryolu sektörleri olmak üzere pek çok sektörde grevler düzenlemeye devam ediliyor. Öyle ki, yaşam durma noktasına gelmiş durumda: Yakıt istasyonlarında uzun kuyruklara rastlamak mümkün. Ulaşım sektöründeki grev nedeniyle bırakın şehirlerarası, şehir içinde ulaşımın sağlanması bile imkânsız hale geldi. Nükleer santral işçilerinin de greve katılımıyla birlikte, ülkede geniş çaplı elektrik kesintilerinin yaşanılması bekleniyor. Tüm bunlara 10 Haziran’da Fransa’da başlayacak olan Avrupa Futbol Şampiyonası’nın da grevler nedeniyle düzenlenmeme olasılığı da eklendiğinde, “sosyalist” hükümetin oldukça zor bir durumda olduğu söylemek abartı olmayacaktır. Cumhurbaşkanı Hollande’nin yasanın geri alınmayacağı yönündeki açıklaması ise, 2017 Nisan ayındaki seçimler öncesinde yerle bir olan itibarını kurtarmak için çaresizce yapılan bir hamleden ibaret.

Milyonların seferber olması ve sendikaların mücadeleye katılması, mücadelenin giderek büyümesini sağlıyor; zafer umutlarını artırıyor. Ancak mücadelenin eksiklikleri de bulunuyor: İlk olarak birbirinden kopuk ve bazı sektörlere hapsolmuş grevlerin, ülke geneline ve tüm sektörlere yayılması bir zorunluluk. Bir başka deyişle, sonuca ulaşmak için bir genel grev gerekli. İkinci olarak mevcut grevler belirli süreliğine düzenleniyor. Oysa iş yasasındaki değişiklikler geri alınıncaya kadar süresiz grevler düzenlenmesi, işçi hareketinin hükümet karşısındaki elini güçlendirecektir.

Fransa’da işçi sınıfının, on yıllardır dünya ölçeğinde süren neoliberal saldırı politikalarına karşı bir zafer elde etmesi mümkün: Bunun için gerekli iradeye işçiler sahip. Artık yapılacak tek şey kalıyor: Yasa geri alınan dek süresiz ve genel grev!

image_pdfimage_print