Son beş yılda Ortadoğu’da mey­dana gelen altüst oluşlar, bölgesel savaş ve devrimler emperyalizmin Ortadoğu’daki başat iki ülkesini (İsrail ve Türkiye) yakın­laşmaya zorluyor. Elbette ki bu yakın­laşma ve yeniden ortaklık emperyalizmin çıkarları doğ­rultusunda olacak. Olmak zorunda.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde yeniden yapılanan emperyalist kapita­lizmin Ortadoğu’yu denetim altında tut­ma, bölünmüş 200 milyonluk Arap halklarının ve emekçilerinin zor yoluyla baskılanması için kurduğu ve bir nevi karakol işlevi gören korsan-terörist devlet İsrail ile ‘50’li yılların başında NATO üyesi olan, yoğun Müslüman nüfusa sahip, emperyalizmin sopayla yaptıramadığını rıza yoluyla gerçekleştirmesinin aracı işlevi gören Türkiye’nin arasının 2010 yılında bozulması en çok emperyalizmi rahatsız etmişti. 2013 yılında Obama’nın öncülüğünde gerçekleşen diyalog süreci tam istenilen düzeye gele­memişti. Özellikle son üç yılda gerçekleşen Mısır’daki darbe, Suriye’deki gelişmeler ve Rusya ile olan husumet gibi gelişmeler, zaten ekonomik olarak ilişkilerin hiçbir zaman kesilmediği İsrail ile politik arenada yan yana gelme zemini oluşturdu.

Mavi Marmara’yla başlayan ayrılık rüzgar­ları Ortadoğu devrimci sürecinin getirdiği fırtınayla tersine döndü. Bu iki ülke varlık nedenlerini hatırlayarak “geçmişte yaşanan olumsuzlukları” bir kenara itme derdine gir­miş durumda. Bu amaçla Dışişlerinin müs­teşarlık düzeyinde İsrail ile yürüttüğü kimi zaman gizli kimi aman açık görüşmeler her ne kadar iktidar, bu yakınlaşmaya tabandan bir tepkinin geleceğinden korksa da artık saklanamıyor.

Siyasi ilişkiler gerilemiş olsa da, ne Davos ne de Mavi Marmara, 1996 yılında serbest ticaret anlaşması imzalamış bu iki ülkenin iktisadi ilişkilerinin gerilemesine yol açtı. İktidarın “Filistin halkının yanındayız” söy­leminin bir karşılığının olmadığı ayan beyan ortada. RTE’nin konuyla ilgili son söylemi şu oldu: “Ortadoğu’nun Türkiye-İsrail yakın­laşmasına ihtiyacı var.” İktidara geldiği gün Gazze’nin kazandığını söyleyen kişi, açık açık artık bu cümleyi kuruyor.

İsrailli emekli Tuğgeneral ve eski Savunma Bakanlığı askeri danışmanlarından Michael Herzog ise yakınlaşmayla ilgili daha net bir açıklama yaptı: “Türkiye’nin önünde çok ciddi bölgesel sorunlar var. Suriye politika­sında yaşanan sıkıntılar, Rusya’yla eşi benzeri görülmemiş bir kriz. İran’la gerilim yaşanı­yor. Türkiye Ortadoğu’ya bakıyor, karşısında topyekün bir iflas görüyor. Bölgede görece istikrarlı, diyalog kurabileceği, siyaset seçe­neklerini konuşabileceği tek ülke İsrail…”

İşte bu yakınlaşma şu an Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da bıçak intifadası olarak geçen bir ayaklanma dönemi içinde oluyor. Yani İsrail terörüne karşı kitlelerin sonuna kadar müca­dele ettiği sırada, üstüne üstlük İsrail tarihi­nin en sağcı hükü­metinin iş başına geldiği bir dönem­de, bu yakınlaşma Cumhurbaşkanı düzeyinde karşılıklı göz kırpmalarla ger­çekleşiyor. Sanırım Filistin davasına bu kadar da kör göze parmak ihanet edilemezdi. Yalanın ve ikiyüzlülüğün de bir raconu var!

İsrail gazı

Özal’ın 90’­larda İsrail ile ilişki­leri geliştirmek için cilalayıp önümüze koyduğu barış suyu (Türkiye üzerinden İsrail’e su satmak) projesi rafa kalkalı çok oldu. Artık sudan çok değerli bir meta var; doğalgaz.

İsrail’in son yıllarda Doğu Akdeniz’de açtığı doğalgaz kuyularıyla işletilebilecek mevcut doğalgaz rezervi bir trilyon metrekü­pe yaklaşmış durumda. Bu, Türkiye’nin 20 yılda kullandığı doğalgaz miktarına eşit. İsra­il bu gazın %40’ını ihraç etme derdinde. En az maliyetli yol ise, hem Türkiye’ye hem de Türkiye üzerinden Avrupa’ya bu gazı satmak. Özellikle Rusya ile yaşanan krizle birlikte, Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak isteyen Türkiye için bir fırsat doğuruyor bu durum.

Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!

Filistin’de pire için yorgan yakacağını söy­leyenler, konu çıkar ilişkileri olduğunda dini imanı bir kenara atıp “düşman” belledikle­riyle kol kola girebiliyorlar. Yarın ise olacak olan şu: Türkiye bir yandan Gazze ablukası kaldırılsın derken bir yandan İsrail gazını satın alarak Gazze’ye yağan bombaların fi­nansmanını sağlayacak. Askeri teknoloji alıp satarak kitle hareketlerini bastırmak amaçlı deneysel silahlar üreten İsrail terör aygıtına destek olacak.

Biz devrimci Marksistler bu konuda hiçbir kapitalistin olamayacağı kadar netiz. İkili devlet çözümü bir çözümsüzlük projesidir. İsrail emperyalizmin karakoludur. Terörist bir devlettir. Kayıtsız şartsız yıkılması gere­kir! En önemlisi, Siyonizm’in yıkılması Arap ve Yahudi işçi sınıfının mücadelecisinin bir parçasıdır. Her ne sebeple olursa olsun özgür Filistin halkının gerçek dostları olan biz dev­rimcilerin temel görevlerinden biri de onları kandıran kapitalist iki yüzlülerin maskesini düşürmek olacaktır.

image_pdfimage_print