Devletin Kürt illerinde geçtiğimiz yıl Ağustos ayında başlattığı operasyonlar 1 yılını doldurmak üzere. Tam 1 yıl önce, iktidarın talimatıyla Kürt illeri büyük bir askeri abluka altına alınmış; 7 şehrin 22 ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarıyla savaş başlatılmıştır, yıkım hâlâ devam etmektedir.

İnsan Hakları Örgütü’nün (HRW) geçtiğimiz günlerde yayınladığı rapora göre, Ağustos 2015’te başlayan ve yaklaşık 355.000 insanın yerinden zorla göç ettirildiği, evlerin yerleşim yerlerinin tahrip edildiği bu süreçte, içlerinde bebek ve çocukların da olduğu en az 338 sivilin öldüğü belirtiliyor. RTE bu kişilerin (çocuk ve bebekler de dahil) hendekler kazarak, devletin belediyelere verdiği mali desteği dağa göndererek ‘terör’e destek verdiğini iddia etse de, bu rapor aralarında 11 çocuğun bulunduğu 66 Cizrelinin ateşli silahla vurulma veya havan topu patlaması sonucu öldüğünü belgeliyor. Yine bu bilgiler arasında, ellerinde beyaz bayrak taşıyan silahsız kişilere ateş açıldığı, Cizre’deki bodrumlarda insanların yakıldığı ve yaralıların infaz edildiği belirtiliyor. Aynı raporda, Şırnak Barosu temsilcileri, ne savcıların olay yeri incelemesi yaptığını ne de bodrumda ölenlerin taşınmasına nezaret ettiklerini belirtiyor, bodrumların bulunduğu sokaklar tamamen yıkılıyor. Ne var ki, RTE’nin bu rapor hakkındaki ‘malum STK’lar bir araya gelmiş, rapor yayınlamış (…) Neyin raporunu yayınlıyorsun?” tehdidinden bu yana Cizre’de, Sur’da yaşananların araştırılmasına ilişkin bütün girişimlerin engellendiği, insanlarla bile görüşülmesine izin verilmediği belirtiliyor. Zaten bunca operasyon ve yıkım sonrasında bir tek savcılığın ne bir sivilin ölümünü ne de evlerin hasar görmesini soruşturmaya almaması bu durumu doğrular nitelikte.

Devlet bu soruşturmaları engellemekle kalmayıp, bu yıkımı örtbas etmek için de gerekli siyasi ve hukuki zemini hazırlamaktan geri durmuyor. Haziran ayında Meclis’ten geçen terörle mücadele esnasında suç işlediği iddia edilen askerlerin ve devlet görevlilerin soruşturulmasını/yargılanmasını yerel idari amirin veya Başbakanlığın iznine bağlayan yasa ile iktidar bu korkunç yıkımın karartılmasını sağlamıştır.

Siyasi alanda ise, dokunulmazlıkların kaldırılması ile büyük bir kısmı HDP’ye ait olan 682 fezleke Adalet Bakanlığınca savcılıklara gönderildi. Figen Yüksekdağ’a ifadeye gelmemesi durumunda –ki HDP tavrının bu olacağını açıklamışken- zorla getirilme talimatı verilmiştir. Ancak daha fazlası uzun bir süredir yoğun bir gözaltı ve tutuklama furyası ile HDP’li belediyelere yönelik başlatılmıştır. HDP’nin Cizre raporuna göre, sadece 2015 yılında içlerinde belediye eş başkanları ve meclis üyeleri bulunan toplam 5 bin kişi gözaltına alınmış, binden fazla kişi tutuklanmıştır. Bu süreçte gözaltına alınan DBP’li Şırnak İl Yöneticisi Hurşit Külter’den bir ayı aşkın süredir haber alınamamaktadır! Külter’in en son özel harekât polislerince gözaltına alındığı ancak gözaltı kaydı bile olmadığı anlaşılmıştır.

Olup biten tüm baskı ve çatışma ortamı yalnızca Kürt halkına değil; operasyonların durması çağrısını yapan ve Kürt halkı ile dayanışmaya çalışan bir dizi muhalif akademisyen, gazeteci ve aydınlara yönelik de korkutma, tutuklama gibi baskı araçları ile devreye sokulmuştur. Akademisyenlerin tutuklanıp salınmasının ardından, Özgür Gündem gazetesine yayın yönetmenliği yapan insan hakları aktivisti ve gazeteciler tutuklanmıştır. Diz çöktürme planı her koldan işletilmekte, medya her zamanki gibi üç maymunu oynamaktadır.

Devlet, terörü bitirme adı altında savaşı ve toplumsal nefreti körüklerken, gittikçe çukura batmaktadır. Yarattığı yıkım ile, ‘terörü sonlandırmak’ bir yana toplumsal huzuru ve iç barışı sağlayabilmenin de giderek uzağındadır. Son 1 yıl içerisinde sadece Kürt illerinde değil, ülke genelinde yaşanan patlamalar ve canlı bomba eylemlerinin de gösterdiği gibi, milyar dolarları bulan güvenlik harcamalarının hem bir işe yaramadığı hem de kamu yararına değil, kasıtlı bir biçimde bir iktidar grubunun çıkarlarına yönelik kullanıldığı görülmektedir. Bu böyle devam ettiği sürece, Kürt illerinde süren savaş bütün ülkeyi yakan bir yangın haline gelecektir. Kürt halkının demokratik siyasi haklarına vurulan her darbe, tüm ülkeyi kapsayan politik çemberi giderek daraltacaktır. 1 yıllık yıkım ve savaşın bilançosu, bize hâlâ halkların ve emekçilerin birlikte mücadelesini işaret etmektedir. Bu birlik ne sınıf alaşımı belirsiz bir cephe, ne de emek mücadelesinden bağımsız bir demokrasi ve barış arayışı ile mümkün olabilir.

image_pdfimage_print