23 Temmuz Cumartesi günü HDP’nin çağrısıyla İstanbul Gazi Parkı’nda “Darbeye hayır demokrasi hemen” başlığıyla gerçekleşen mitinge İşçi Demokrasisi Partisi olarak “Darbeye hayır! OHAL kaldırılsın! Çözüm işçi-emekçi hükümeti!” pankartıyla katıldık. Mitingin beklenen yoğunlukta bir katılımla gerçekleşmemiş olması ve siyasal partilerin temsilci düzeyinde bir katılım göstermiş olmaları en önemli eksiklik olarak not edilebilir. Selamlamalar ve müzik dinletilerinden sonra bir konuşma yapan HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, Saray ve hükümetin 12 Eylül’deki askeri diktatörlüğün hazırladığı anayasada çerçevesini bulan MGK ve YÖK gibi kurumlara dayanarak darbeye karşı mücadele etmesindeki çelişkiyi vurguladı. Kürt illerindeki savaş ve çözümsüzlüğün darbe girişimine giden sürecin önünü açtığını belirten Demirtaş sözlerine şöyle devam etti : “Ben burada hem hükümete hem PKK’ye seslenmek istiyorum. Yeni bir demokratik arayışın fırsatını yaratmalıyız. Zorlukların olduğunun farkındayız. Ancak, yeniden çözüm sürecine dönerek birlikte yaşamın olanaklarını değerlendirelim”

24 Temmuz Pazar günü ise CHP’nin Taksim meydanında düzenlediği “Cumhuriyet ve demokrasi” mitingi on binlerin katılımıyla gerçekleşti. İDP korteji de, DİSK ve TMMOB ile beraber Dolmabahçe’den “Askeri darbeye, OHAL rejimine, işçi düşmanı uygulamalara hayır! Çözüm işçi emekçi hükümeti!”, “NATO’dan çıkılsın, İncirlik kapatılsın!”, “İş, ekmek, özgürlük!” sloganlarıyla meydana giriş yaptı.

İşçi Demokrasisi Partisi olarak, HDP ve CHP yönetimlerinden farklı politik tutumlarımıza rağmen her iki eyleme de kendi talep ve sloganlarımızla katıldık çünkü askeri darbeye ve OHAL gibi baskıcı uygulamalara karşı sokakta olmanın, sınıfın bağımsızlığı perspektifiyle kitle seferberlikleri içinde yer almanın, bugün her zamankinden daha fazla önemli olduğuna inanıyoruz.

15 Temmuz gecesi gerçekleşen darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile birlikte Türkiye’de yeni bir döneme girildi. Rejim içindeki çatışmanın Türkiye tarihinde görülmemiş bir boyut kazanması ile birlikte Meclis yerleşkesi de dâhil olmak üzere rejimin can damarı niteliği taşıyan bütün kurumları bombalandı. Böylesi bir kırılmanın ardından kaçınılmaz olarak gündeme gelen “restorasyon”, görülmemiş oranda itibar ve güç kaybetmiş devlet kurumlarının tahkim edilmesi hedefini taşıyor. Hükümet ve Saray kanadından gelen “Olağan durumun devamı için OHAL ilan edildi” açıklamaları OHAL rejiminin fiili başkanlık sisteminin anayasal bir görünümünden başka bir şey olmadığına işaret ediyor. Saray’ın ve AKP hükümetinin en güçsüz oldukları dönemde OHAL ilan ettikleri düşünülürse, meydanlara yapılan ısrarlı davetlerin, Saray ve CHP, MHP arasında esen sıcak rüzgarların anlamı netleşecektir. Şüphesiz bu OHAL soslu demokrasi “aralığı” Saray’ın ya da TSK’nın güç ve otoritesini tahkim etme, kaybettiği pozisyonları yeniden kazanma hızı ile belirlenecektir.

Böyle bir ortamda solun en geniş eylem birliklerini aramak yerine dar grupçu tartışmalara gömülmüş olması affedilemez bir hatadır. İşçi sınıfının on yıllardır kaybetmekte olduğu mevzileri geri alabilmek ve daha da ileriye taşıyabilmek için birleşik bir mücadelenin olanaklarını aramak sınıf devrimcilerinin en önemli görevidir. Bir askeri diktatörlük girişiminin yenilgiye uğraması sonucunda asker postalları altındaki bir sıkıyönetim yerine OHAL rejimi gelmiş durumda. Daha açık konuşmak gerekirse, sınırını kestiremediğimiz bir zaman kazanmış durumdayız. Asker-polis rejiminin temel direklerinden olan ordunun aldığı bu yenilginin ardından oluşan boşluk, çok çelişik görünümler kazanarak bir dizi olanağı da su yüzüne çıkarıyor. Bu olanakları değerlendirmediğimiz, kalıcı birliktelik ve hatta cephelere dönüştüremediğimiz takdirde Türkiye toplumunu çok daha kötü tecrübelerin beklediğini söylemek yanlış olmaz. Bu sebeple tekrardan ve acilen, tüm sınıf örgütlerini darbeye, OHAL rejimine ve işçi düşmanı uygulamalara karşı birleşik mücadeleye davet ediyoruz.