Katledilişinin 76. yıldönümünde Bolşevik önder ve teorisyen Lev Troçki yine saldırıların ve iftiraların hedefinde. Neredeyse bir asır önce öldürülen bir devrimcinin mirası üzerine yaşanan bu tartışmalar gökten düşmedi. İngiltere özelinde konuşacak olursak, Troçki’nin enternasyonalist programının hedefte oluşunun son derece patlamalı bir karaktere sahip bir takım nesnel (ekonomik kriz, yoksulluk ve seferberlikler) ve öznel (İşçi Partisi içi mücadeleler, Troçkist olmayan solun politik bir tükenişle karşı karşıya oluşu) şartları var. Sınıfsız solun iflası söz konusu oldukça, sınıfçı sol gündeme geliyor. 21. yüzyılı toplu bir yok oluşa götürenlerin ortodoks Marksizmin kazandığı mevzilere dönük duydukları kaygı, liberal reçetelerin yol açtığı buhranın boyutlarını ifşa ediyor.

Watson’ın dediği ve BBC ile Guardian’ın desteği

İngiltere’de İşçi Partisi genel başkan yardımcısı Tom Watson, Eylül’de İşçi Partisi genel başkanlığı için yapılacak olan seçimlerde Jeremy Corbyn’in yarışı önde götürüyor olması üzerine Guardian gazetesine bir açıklamada bulundu. Watson’a göre İşçi Partisi’ne entrizm yapmak için girmiş olan Troçkistler partiyi bir yok oluşa götürüyordu. Verdiği röportajda ‘İşçi Partisi üyelerinin çoğunluğunun Troçkist ve Bolşevik olduğuna inanmadığını’ söyleyen Watson buna rağmen entrizm politikası güden Troçkistlerin, gençliği arkasında sürüklediklerini ve önderliğin seçiminde belirleyici olduklarını söyleyerek şikayetini dile getiriyordu. Watson’ın bu çıkışından sadece birkaç hafta önce iş dünyasının gözde yayın organı Forbes dergisi, Troçkizmin Latin Amerika özelindeki deneyimlerinden ve etkisinden yola çıkarak, Fransız işçi sınıfının El Khomri yasasına karşı yükselttiği seferberlik dalgasının Troçkist nüveler taşıdığına dair olan analizini bir uyarı ve tedbir çağrısı olarak paylaşıyordu.

Troçki ve onun mirası üzerinden dönen tartışma bununla sınırlı kalmadı. Uluslararası ünü ve prestiji ile öne çıkan BBC, Esther Webber ve Brian Wheeler’in ortaklaşa kaleme aldıkları ‘Troçkist nedir?’ başlıklı bir metni, kendi internet sitelerinden yayınladı.(1) Metin politik derinlikten uzak, anti-işçici klişelerle süslenmiş yüzeysel ve sarkastik bir dille Troçkizmin tarihsel köklerine ve siyasal programına saldırıyor, bunun yanı sıra içerisinde de birçok tarihsel veri hatası barındırıyordu.(2) BBC’nin ardından benzer bir yayın politikasına ve profiline sahip Guardian gazetesi de, Watson ile gerçekleştirdikleri röportajı mantıksal sonuçlarına vardırmak istercesine, sitelerinin manşetinden John Harris’in ‘Eğer Troçkistler ilerliyorsa, kaos kapıdadır’ başlıklı yazısını paylaştı.(3) Harris, BBC’de yayınlanan makalenin yazarlarına oranla görece daha ‘dürüst’ bir hat izledi. Zira açıkça şöyle yazıyordu: ‘Watson’a hakkını verelim: Bahsettiği insanlar her ne kadar az sayıda olsa da, varlıkları oldukça gerçek.  Corbyn’in etkinliklerine doluşan birkaç Troçkist ile tanıştım – ve doğrulukları ile insanları öfkeye sürüklüyorlardı.’ 

Watson ile Forbes, BBC ve Guardian’ın saldırıları, İşçi Partisi sağ kanadının ana akım medya organları ile kol kola girerek Troçki’ye ve onun kuramlarına açtığı ilk savaş değil, yüksek ihtimalle sonuncusu da olmayacak. İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinden, tasfiye edildikleri 1990’lu senelere dek İşçi Partisi’ne entrizm uygulamış olan Militan isimli Troçkist grup, ‘Troçkist entrizm’ korkusunun önemli sebeplerinden biri. Militan grubu, söz konusu entrizm yönelimiyle 1980’li senelerde İşçi Partisi içerisinde gençliğin ciddi bir bölümün kazanmış, parti içi bir yayın organı basar olmuş, iki milletvekilini kendisine kazanmış ve Liverpool Belediye Meclisi de dahil olmak üzere bir takım yerellerde kontrolü ele geçirmişti. Entrizmin bir taktik olmaktan çıkması ve siyasi stratejinin kendisine dönüşmesi ile birlikte felçleşen Militan grubu daha sonra İşçi Partisi bürokratları tarafından partiden tasfiye edilmişti. Corbyn o günlerde, partinin sol kanadının temsilcilerinden biri olarak ‘Eğer Militan tasfiye ediliyorsa, bizi de tasfiye etmeleri gerekir’ demişti.

Son olarak, çelişkili bir biçimde İngiltere kökenli Troçkist grupların ezici çoğunluğunun Corbyn’e koşulsuz destek açıklaması yapmamış olduğunu ve Corbyn’in gelecekte yol açabileceği siyasal ve toplumsal hayal kırıklıkları üzerine sürekli uyarılarda bulunduklarını ekleyelim. Yani Watson ve bilumum burjuva yayın organının bugün üzerine çamur attıkları politik program, buz dağının sadece görünen kısmı.

Lindsey grevi ve Brexit

Yazımıza İngiltere ile devam edelim. 2009 senesinde bir İngiliz rafinerisinde, ulusal ve uluslararası çapta Marksistler içi bir teorik-politik tartışmanın yolunu açan bir grev yaşandı. Ocak sonlarına doğru Lindsey Petrol’de başlayan İngiliz inşaat işçilerinin grevinin sebebi 195 yabancı işçinin işe alınmasıydı. Göçmen işçiler Portekizlilerden ve İtalyanlardan oluşuyordu. Bir İngiliz lojistik firması 17 Şubat’tan başlamak üzere işçilerini çıkarmak zorunda olduğunu açıklamıştı çünkü rafineri yeni bir tesisin inşasını başka bir taşeron firmaya vermişti ki, bu firma inşaata İtalya ve Portekiz’den kendi çalışanlarını getiren İtalyan IREM şirketiydi. Grevciler İngiliz işçilerin işe alınmasını talep ettiler ve grevin ana talebi olan ‘İngiliz işleri İngiliz işçilerine’ sloganı tüm dünyaca tanındı. ‘Mücadele’ 102 İngiliz işçinin işe alınmasının kabul edilmesiyle sona erdi.

Lindsey grevi, talepler bağlamında yabancı işçilere karşı tavır alarak grevin milliyetler temelinde bölünmesi ve eylemin sınıf karakterini kaybetmesi ile belirlenmişti. Sloganı itibariye yabancı düşmanı ırkçı odakların argümanlarını kullanan grev, milliyetlere bakılmaksızın bütün işçilerin eşit ücret ve mesai saatine sahip olması için mücadele vermemiş, sendika bürokrasisinin çıkarları doğrultusunda emekçileri bölmüştür. Ancak en önemlisi, Lindsey grevi İngiltere solunun büyük bir çoğunluğunun desteğini arkasına almıştır.(4)

Bu senenin 23 Haziran’ında ise Birleşik Krallık’ta Brexit ismi ile anılan bir referandum gerçekleştirildi. Referandum Avrupa Birliği’nde (AB) kalınıp kalınmayacağını oylamaya sunuyordu. Sandıktan çıkan sonuç, %52 ile AB’den ayrılık kararı oldu. Anketler özellikle sanayi merkezlerinin ve işçi semtlerinin AB’den kopuş yönünde oy kullandığını gösteriyordu. Emekçiler işsizliğin, düşük ücretlerin ve kemer sıkma politikalarının sorumlulularından biri olarak gördükleri AB’den çıkış yönünde bir irade sergilediler.

Yabancı düşmanı ırkçı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP) de çıkıştan yana eğilim göstermesiyle, AB’den siyasal ve ekonomik bir kopuş arzulayanların tümünün cahil ve gerici bir güruh olarak lanse edilmesine başlandı. Lindsey grevini destekleyen aynı sol, bu koroya katıldı ve AB’de kalınması yönünde tutum aldı.

Lindsey grevinde İngiliz işçilerinin şoven çıkışlarını bir sınıf mücadelesi biçimi olduğunu söyleyerek destekleyen İngiltere solu, Brexit’te kendilerinin de inkar edilemeyecek olan katkılarıyla gelişmiş bulunan göçmen karşıtlığını mazeret olarak kullanarak aynı İngiliz işçilerini aşağıladı ve onlara sırt çevirdi. Kısacası İngiltere solu, İşçi Partisi’nin sağcı genel başkan yardımcısı Watson ve anti-Troçkizm propagandasını bir yayın politikasına dönüştürmüş olan Forbes, BBC ve Guardian’ın temsil ettikleri sermaye sahipleri nasıl istiyorsa, bilinçli veya bilinçsizce, o yönde tavır aldı.

Troçkizm fobisi

Troçkizm fobisinin kökenleri, Lindsey grevi ile Brexit referandumunda solun çoğunluğu tarafından üstlenilen rolün, kitleler nezdinde prestijini tüketmesiyle ve tecrübe edilmesiyle yakında bağlantılı. Zira sadece Troçki’nin politik ve örgütsel mirası, işçi karşıtı bu tutumları ve sermaye yanlısı bu rolü ıskartaya çıkartabilecek olan siyasal programı muhafaza etmeyi başarabildi: İşçi sınıfının birliği sloganının ajitasyon amaçlı bir inanç değil, siyasal bir zorunluluk olduğu gerçeğini terk etmeyen tek program.

Lindsey grevi örneğindeki hatalı tutumun alternatifi ne olabilirdi? Brezilya’da, Troçkist programın yönetimde olduğu São José dos Campos bölgesi metal işçileri sendikasının, General Motors’un şirketin diğer çalışanlarına kıyasla daha az haklara ve daha düşük maaşa sahip 600 yeni geçici işçiyi işe almasına karşı, 2008 senesinde örgütlediği mücadeleci grevi ele alalım. Bu grev patronların, belediyenin, kilisenin ve medyanın birleşik saldırısını göğüslemek zorunda kaldı ve yeni istihdam edilenler ile zaten çalışmakta olanların eşit ücretlere ve haklara sahip olması için mücadele ederek kazandı. Lindsey grevi ise, Brezilya’daki gibi yeni işe alınanların çalışanlarla aynı haklara sahip olması için verilen bir mücadele değildi; göçmen işçilerin yerine İngiliz işçilerinin işe alınması için bir grevdi.

Geçtiğimiz yüzyılın deneyimleri sonucu akıntıya kapılan, demokratik önyargılara sımsıkı tutunup politikalarını konjonktürel toplumsal hareketlerin üzerine bina eden ve işçi sınıfına duydukları kötümserliği kimlikçi bir makyaj ile örten bütün akımlar bugün dağılmanın, yozlaşmanın ve siyasi bir körlüğün tam ortasındalar. Neyse ki işçiler bu körlüğe aldırış etmeksizin Fransa’da El Khromri yasasına karşı ayaklanıyorlar ve İngiltere’de AB’den çıkılması yönündeki iradelerini sergiliyorlar. Kitleler sola kaydıkça, solun çoğunluğu sağa kayıyor. Kriz derinleşip seferberlikler militanlaştıkça, kitleler ile Troçkizm arasındaki açı kapanıyor. Bu açının kapanmasına dair duyulan endişe, bugün süren anti-komünist demagojinin, Troçkizm fobisinin harcıdır.

‘Enteresan’ sıfatının içeriğini tam olarak karşılayamadığı zamanlarda yaşıyoruz. İçerisinden geçmekte olduğumuz sürecin/dönemin ‘enteresan’ olduğunu söyleyerek, onu mistifike etmek gibi bir hedefimiz yok. Aksine, sosyo-ekonomik tablonun geleceğe dönük olasılıklar skalası tarihin hiçbir virajında bu denli keskin ve çelişkili seçenekleri doğurmamıştı. Tarih 21. yüzyıla ağır bir sorumluluk yükledi. İnsanlık ve onun ürettiği kültürel ve zihinsel birikim yüzyılımızda ya yok olacak, ya da içerisine doğduğu toplumsal örgütlenme formunu savaşarak parçalayacak. Üçüncü bir yol bulunmamakta: Ya yok oluş, ya Troçkizm. Birkaç kelimede somutlaşan bu önerme, tarihsel olarak miras alınmış siyasi yükümlülüklerin nostalji ile bezenmiş duygusal bir ifadesi değil, mavi gezegeni ve üzerinde yaşayanları geri dönüşü mümkün olmayan korkunç bir barbarlığın ve yıkımın eşiğine getirmiş olan kapitalizmin taviz verilmeden ilga edilmesi zorunluluğunun bir sonucu. Bu yaşamsal sonuç bizi, dünyanın her köşesindeki partilerimizi ve programızı güçlendirmeye çağırıyor. Bu çağrıya kulak verelim.

Dipnotlar

1.) http://www.bbc.com/news/uk-politics-37025649

2.) BBC’de yayınlanan metin, Troçki’nin Lenin’e karşı cephe alarak ondan koptuğunu iddia ediyor. Aksine 1922’nin sonlarında ve 1923’ün başlarında Troçki Lenin’i, Gosplan, Rabkrin, parti bürokrasisi ve Gürcistan olayları konusunda kendisine çekti. Lenin bu konular üzerine yürüttüğü araştırmaların ardından Stalin ile olan kişisel ilişkilerini kesti. Ona ve yaptığı işlere çok sert eleştiriler getirdi. Öyle ki, Troçki bile eleştirileri ilk okuduğunda kullanılan dile çok şaşırmış olduğunu yazar. Lenin, Troçki ile birlikte Stalin’e karşı derhal bir blok oluşturmak istedi. Ne var ki bunu başaramadan hayata veda etti. Bkz. Moshe Lewin, Lenin’in Son Mücadelesi, Yücel Yayınları, 1976.

3.) https://www.theguardian.com/commentisfree/2016/aug/11/trotskyists-on-the-march-chaos-ahead?CMP=share_btn_fb

4.) Konuyla ilgili tutumumuzu ayrıntılı bir şekilde aşağıdaki kaynaktan okuyabilirsiniz. Bkz. Mesafe Üç Aylık Sosyalist Düşünce Dergisi, Sayı 2, ‘İngiltere’de Lindsey Petrol’daki Grev Üzerine Bir Tartışma’, sayfa 105.

image_pdfimage_print