AKP hükümetinin kıdem tazminatı hakkına yönelik saldırı girişimi son zamanlarda hız kazandı. Kiralık işçiliğin ve zorunlu bireysel emeklilik sisteminin ardından şimdi de biz işçilerin iş güvencesi olan kıdem tazminatına göz diktiler. Kıdem tazminatı işçinin karşılığını önceden çalıştığı bir ücret olması nedeniyle sınırlandırılması işçinin ücretinin elinden alınmasıdır. Kıdem tazminatının tutarı konusunda ne hükümetin, ne de patronların söz hakkı olamaz ve güvence için fona da gerek yoktur. Çünkü bu fon ile yapılmak istenen şey, hükümetin burjuva patronlarına kâr güvencesi verdiği ancak hiçbir zaman kâr elde edemeyecek olan 3. köprü gibi projelerin zararlarının devlet hazinesinden karşılanabilmesi için kaynak oluşturma isteğidir. Bu durumun örneği ise, işsizlik fonunda bizzat yaşanmıştır. Işsizlik fonunda yapılan yağmayı, kimlere ne şekilde hibe edildiğini bilmeyeniniz yoktur herhalde.

Hükümet kanalları kıdem tazmınatı fonunu  “herkes artık gönül rahatlığıyla tazminatını alabilecek” diye lanse etsede durum çok daha farklı. Kıdem tazminatı; karşılığı işçi tarafından önceden ödenmiş ücret olduğu için iş sözleşmesi nasıl sona ermiş olursa olsun ödenmesi gerekmektedir. Oysa bugün kıdem tazminatının hak ediş koşulları sınırlandırılmış olduğu için iş sözleşmesinin sona erdiği her durumda ödenmemektedir. Fona geçildiğinde ise kıdem tazminatımızın sadece bilgisayar ekranında görünen sayılardan ibaret olacağını tahmin etmek hiç de zor değil.

Bakanlığın yaptığı çalışmada Avusturya modelinden yararlanılacağı belirtiliyor. Fona dayalı bu modelde aylık prim miktarı işçinin ücretinin sadece yüzde 1,53’ü. Türkiye’de ise 30 günlük tazminat hakkı yüzde 8,33’e tekabül ediyor. Bu da Avusturya modelinin Türkiye’de uygulanması durumunda, 30 gün olan kıdem hakkının 6-7 güne inebileceği anlamına gelmekte!

Türkiye’nin örnek aldığı Avusturya’da 2003’te yapılan bu değişiklikle patronlar rahat bir nefes alırken, işçiler ciddi hak kaybına uğradı. Bu yeni sisteme göre işçilerin hak kazanacakları kıdem tazminatı miktarı, eski sisteme göre çok daha düşük. Eski sistemde bir işçinin en yüksek kıdem tazminatı seviyesine (12 aylık) ulaşması için 25 yıl çalışması gerekirken, yeni sistemde bu süre 37,5 yıla çıkmış durumda.

Üstelik işçinin kıdem tazminatına hak kazanma şartlarında da genel anlamda bir değişiklik söz konusu değil. Çalışma hayatına yeni giren bir işçi, ilk üç yıl içinde hizmet sözleşmesi kıdem tazminatına hak kazanacak bir şekilde sona erse dahi hesabındaki paraya ulaşamıyor. Hizmet sözleşmesini kendi fesheden işçi yine kıdem tazminatı alamıyor.

Bu sistemde patron tarafından işçinin maaşından kesilen primler kıdem tazminatı fonunda işçinin adına bir hesapta toplanıyor, ancak işçinin bu hesaba ulaşımı hizmet sözleşmesinin kıdem tazminatına hak kazanır şekilde sona ermesi halinde mümkün oluyor. Hatta bir işçiye ödeme yapılabilmesi için kendisi adına fona en az üç yıl boyunca prim yatırılması şartı getiriliyor. Yani bu fon yasalaşır ve yürürlüğe girerse kıdem tazminatı hakkımız bizler için sadece ekrandaki birkaç sayıdan oluşacak.