Türkçe literatürün ciddi eksiklikleri var. Bu eksiklikler, akademik disiplinlerin bir hayli genişleyen konu yelpazesinin hemen hemen bütün dallarında fark edilebilir: Teorik fizikten barok mimarisine, formel mantıktan kimya bilimine… Elbette bu eksiklik, bir kurum olarak akademinin hangi sosyal kesimin ihtiyaçlarını ve çıkarlarını karşılamaya dönük olarak finanse edildiği ile yakından ilgili. Zira pazarlama stratejileri alanında yazınsal bir eksiklikten ziyade ‘üretim artığından’ bahsetmek mümkün.

Ne var ki literatürümüzde eksik kalan düşünsel yapılar, bahsi geçen akademik konu yelpazesi ile sınırlı değil. Türkiye’de uluslararası sınıflar mücadelesinin birikiminin, bu mücadele içerisinde karşı karşıya gelen politik programların ve bu mücadelenin, parti düzeyinde olsun kişi düzeyinde olsun yarattığı değerlerin tarihsel bir değerlendirilmeye tabi tutulduğu çalışmaların nicel ve nitel yetersizliği ortada. Türkçe dilinde üretilmiş olan uluslararası sol akımların tarihlerine ve kamplaşmalarına dönük yazılmış eserler, bir Osmanlı devleti geleneği olan vakanüvislikten nasibini almış vaziyette. Hiçbir dönemde bütün boyutları ve dinamikleri ile ele alınmamış olan bu tarihi anlatmaya dönük girişilen çabalar, tarihin yeniden yazılması ile sonuçlanarak eksik, hatalı ve parçalı ürünler vermiştir. Bu eksik, hatalı ve parçalı tabloyu dökülen yerlerinden yama yaparak sağlamlaştırmaya uğraşmak yerine, bir materyalistin titizliğiyle tarihsel gerçeklikleri anlaşılır bir edebi biçimle anlatma işine soyunmak kuşağımızı bekleyen nice misyonlardan sadece birisi.

Bu metin, elbette bu misyonu karşılama iddiasında olamaz. Bu gülünç olurdu. Hayır, bu misyonun karşılanması kısa bir yazıyla sınırla kalamayacağı gibi kalın kitaplar ile de sınırlı kalamaz ve büyük mücadelelerin yardımına ihtiyaç duyar. Bana sorarsanız bu metin, devrimci Marksist metodolojiyi kendi kuşağımıza dek taşıyan sayısız kahramana dönük sessiz bir saygı duruşu olarak ele alınabilir ve bize miras kalan yöntemin neler pahasına canlı tutulmaya çalışıldığını ifade edebilir. Benim yorumum bu yöndedir ve geri kalanı da okuyucuya kalmıştır.

***

Bill Brust
Bill Brust

Başlıktan da anlaşılabileceği üzere Dördüncü Enternasyonal hareketinin son derece değerli öncülerinden biri olan Bill Brust’ın çocuklarından, kendisi de bir işçi militanı olan Steven Brust ile bir röportaj gerçekleştirdik. Ancak röportaja geçmeden önce Türkiyeli okura Bill Brust’ı kısaca tanıtmak isterim. Yine benim yorumumu soracak olursanız Bill Brust’ın şahsında kristalize olan devrimci anlam, bir fabrika işçisinin nasıl uluslararası bir politik figüre dönüştüğünü ifade etmesi bağlamında, eşsizdir.

Bill 1919’un Macaristan’ında, Budapeşte kentinde dünyaya gelmişti. 1919 senesi aynı zamanda Almanya’da Spartakist Ayaklanma’nın yenildiği, Bela Kun önderliğindeki Macaristan ayaklanmasının başladığı ve Lenin ile Troçki’nin önderliğinde Üçüncü Enternasyonal’in kurulduğu seneydi. Bill dünyaya gözlerini açtığında bütün bu olup bitenler, onun gençlik yıllarında politize olmasını tetikledi. Macar devriminin kanlı yenilgisiyle beraber Bill ve ailesi ABD’nin bir kenti olan Minneapolis’e taşındı.

Yazar Charles Walker’ın deyişi ile ‘dikbaşlı’ ve ‘inatçı’ olan bu şehir, 1929 buhranının etkilerini iliklerine dek hissetmişti. Bill 1929 ekonomik krizinin ardından radikalize olan mücadeleci gençlik kuşağının bir parçasıydı ve onun en iyi, en kararlı, en mücadeleci unsurlarından birisiydi. Kendisi 1934’teki Minneapolis ulaşım işçilerinin militan grevinden etkilendi (1), London, Dreiser, Dos Passos, Lewis okuyarak kendini eğitti. Minneapolis’te ilk olarak Çiftçi-İşçi Partisi’ne sempati duysa da daha sonra bir popülizm eleştirisi vererek Genç Komünist Ligi’ne katıldı. Ancak daha 19 yaşına gelmeden Ekim Devrimi’nin gerçek geleneği sahiplenmek yerine onu çarpıtan bu gruplardan koptu ve Dördüncü Enternasyonal’in o sıralarda ABD seksiyonu olan Sosyalist İşçi Partisi (SWP) içerisinde mücadele etmeye başladı. Parti o sıralarda James P. Cannon tarafından yönetiliyordu ve Bill, Cannon ile sıkı bir yoldaşlık ilişkisi geliştirdi.   

İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Bill askere alındı ve Avrupa’ya cepheye gönderildi. Cephede enternasyonalist inançlarını askerler ile paylaştı ve emperyalizmin insanlığı sürüklediği barbarlığı teşhir ederek propaganda çalışmalarını sürdürdü. Savaştan dönünce paketleme ve ambalajlama yapan fabrikalarda çalışmaya başladı. Paketleme işçilerinin 1946 ile 1948 seneleri arasında gerçekleştirdiği militan grevlerde kritik bir rol oynadı.

Bunlar yaşanırken Bill bir yandan da Enternasyonal’in içerisinde baş göstermekte olan Pablocu-Mandelci revizyonizme karşı da mücadele ediyordu. Pablo’nun süresiz entrizm ve Mandel’in kapitalizmin üretici güçleri geliştirebileceği tezlerinin ifade ettiği Stalinizmin hala ilerici olabileceği argümanının SWP içerisindeki yansımalarına dönük tavizsiz bir Troçkizm savunuşunun sorumluluğunu üstlenen Bill, Pablo’nun ABD’deki destekleyecileri olan Berth Cochran ve George Clarke’ın ‘Eski Troçkizm çöpe!’ sloganına karşı ortodoks Marksizmin mevzilerinde direnmeyi tercih etti. Bu süreç boyunca Bill, James P. Cannon’la birlikte likidasyona karşı mücadele etti ve 1953’te Pablo-Mandel sektinden kopan SWP, Latin Amerika’dan Moreno’nun akımıyla birlikte ‘Dördüncü Enternasyonal İçin Uluslararası Komite’yi kurdu.

Jean ve Bill Brust, 1989.
Jean ve Bill Brust, 1989.

SWP önderliğinin Cannon, Dunne ve Lewitt’ı etkisiz hale getirerek Pablocularla tekrar birleşmeye gitmesi, Bill ve onun eşi olan Jean gibi militanların partiden atılması ile sonuçlandı. Sri Lanka’daki Pablocu seksiyonun burjuva koalisyon hükümetini desteklemesini kabul edilemez bulan Bill, İngiltere’deki Sosyalist İşçi Ligi ile (Gerry Healy’nin grubu) iletişime geçerek ABD’de Pablocularla birleşmeye muhalefet ettiklerinden dolayı partiden atılan eski SWP üyelerini toparlamaya girişti. Sonunda SWP önderliğinin, Castroculuğun küçük-burjuva milliyetçi doğasına rağmen onunla kol kola girmesiyle Bill 1966’da İşçilerin Grubu’nun kuruluşunda yer alarak hayatının sonuna dek Troçkist programı fabrikalara taşımak için mücadele etti. Bill 1986’da Hormel’de et endüstrisinde çalışan işçilerin grevine rehberlik etti ve İşçilerin Grubu adına Minnesota’da yapılan yerel seçimlerde aday olarak öne sürüldü.

Bill kendi kendini eğiten bir işçi militanıydı. Savaş yıllarında Almanca çalışıp öğrenmişti ve Marksizmi asıl kaynaklarından okudu. Pankreas kanserinin son verdiği 72 senelik hayatının 53 senesini, kitlesel bir Troçkist işçi partisinin inşasına adamıştı. Üç çocuğundan biri olan Leo, İşçilerin Grubu’nun kararlı bir savaşçısı olarak Bill’den üç sene sonra 1994’te, 40 yaşında hayata veda etti.

Bill’in yazdıklarını ve hayat hikayesini okuduktan sonra, biyografisinde isimleri geçen çocuklarını bulup bulamayacağımı merak ettim. Leo’nun erken yaşta vefat ettiğini öğrenince Steve’e ulaşmaya çalıştım. Dürüst olmak gerekirse şanslıydım ve Steve’ı bulmakla kalmadım, onunla babası hakkında sohbet ederken benimle bir röportaj gerçekleştirmeyi isteyip istemeyeceğini sorduğumda, Türkiye’de Troçkist geleneğe yardımcı olacaksa bunun kendisinin görevi olduğunu ve gurur duyacağını söyledi. Bill Brust’ın oğlu Steve Brust ile gerçekleştirdiğimiz sohbeti aşağıda okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim…      

***

Öncelikle söylemem gerekir ki, Bill gibi büyük bir Troçkistin oğlu ile konuşmak benim için bir onur kaynağı. Bana babanın harekete nasıl girdiğini, Dördüncü Enternasyonal’e nasıl katıldığını anlatabilir misin? Troçkist hareketin bir taşıyıcısı olmaya neden ve hangi gerekçelerle karar verdi?

Öncelikle karşılık olarak şöyle başlamam gerekir ki, onun hakkında konuşabilmekten dolayı onur duydum. Annem ile babamın eylemlerine ve tarihlerine dönük ilginin devam ediyor olması, benim için memnuniyet verici bir olay. Onlardan bahsederken Bill ve Jean diyeceğim çünkü onlara ‘anne’ ve ‘baba’ demek konuşacağımız konuyu düşününce, doğru gelmiyor. Aslına bakarsan, partiye üye olduğumuz süre boyunca parti ile ilgili meseleleri tartışırken onlara daima Bill ve Jean diye seslendik ve aile ile ilgili konuşurken de ‘anne’ ve ‘baba’.

Sorunun cevabına gelirsek, Bill tıpkı milyonlarca insan gibi, 1930’lar boyunca seferberlik halinde olan ABD işçi sınıfı ile birlikte radikalleşti. Onu sıra dışı yapan ise (ki ben bunun onda doğuştan olduğunu düşünüyorum), o hiçbir şeyin çevresinde, yüzeyinde kalamazdı. O daima olayların ve teorinin altını eşeleyerek daha derin anlamlandırmalar arardı. İlk olarak Komünist Parti’ye, daha doğrusu onların gençlik grubuna katıldı. Troçkistlerle, Dördüncü Enternasyonal’in ABD seksiyonu olan Sosyalist İşçi Partisi (SWP) aracılığıyla tanıştı. Bill SWP’den tanıştığı insanların argümanlarına cevap veremiyordu ve aklındaki bu sorularla Komünist Parti’ye gittiğinde, onlar da bu soruları cevaplayamıyordu. Ama ona Lenin’in ‘Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı’ kitabını okumasını önermişler. Ve Bill de okumuş ama okuyunca kitabın Troçkistlerin argümanlarını reddetmek yerine onları savunduğunu fark etmiş. Bu noktadan sonra sürekli okumaya ve daha derin araştırmaya başladı. Karakterinin bu yönünü belki de en iyi anlatan olay bir dil profesörü haline gelmesidir. Lenin ile Troçki’yi orjinal dilinden okumak için Rusça, Marx ile Engels’i orjinal dilinden okumak için ise Almanca öğrenmişti.

Jean ve Bill, Alman Troçkistler Oscar ve Gertrud Hippe ile, 1989. Oscar da Bill gibi gaziydi.
Jean ve Bill, Alman Troçkistler Oscar ve Gertrud Hippe ile, 1989. Oscar da Bill gibi gaziydi.

Kendisi devrimci bir işçi partisinin inşası için savaşıyordu ve yanılmıyorsam James P. Cannon’un da arkadaşıydı. SWP’nin içerisinde yaşanan tartışmalar esnasında da Pablocu revizyonizme karşı tavır aldı. Bu döneme ilişkin bizlere neler anlatabilirsin?

Aslında Cannon’la ne kadar yakınlardı bilmiyorum (ama ondan bahsederken hep ‘Jim Cannon’ derdi, bilmem bir önemi var mı) ama bölünmenin ardından iletişimde kalmadılar. O döneme dönük keskin anılarım var, evet. Sayabileceğimden daha fazla. Ama Bill’i en iyi anlatan aklımdaki görüntü, eksi 15 derecede üstüne kalın bir mont, atkı ve bere geçirmiş bir vaziyette, işçilere satış yapan giyim mağazası Kaplan Brothers’ın önünde veya St. Paul’deki Ford fabrikalarının önünde parti bültenini satmaya çalışmasıdır. Onun için gazeteyi satmak asla basitçe onu satma olayı değildi, işçilerle konuşmak için bir fırsattı. Bölünme zamanlarında, 1960’ların sonunda, bir üniversitede hocaydı ancak hiçbir zaman işçilerle iletişimini kaybetmedi. Bence bunun sebebi onlarla asla aşağılayıcı bir şekilde konuşmamış olmasıydı. Kendisi işçi sınıfı içerisinde sosyalist düşüncelerin güçlendiği bir dönemde yaşamıştı ve bugün kronikleşmiş olan işçileri aşağılayıcı küçük-burjuva tondan onda eser yoktu. Onu politik olarak farklılaştıran iki şeyden birincisi, sınıf dürtüleriydi: Olayları sınıf mücadelesinin terimleri ile yorumlamak, işçi sınıfını nasıl etkilediğine bakmak onun için artık bir reflekse dönüşmüştü. Ve öteki de her şeye ama her şeye titiz bir bilimsellikle yaklaşmasıydı. Hatta bu kimi zaman evde problemler yaratıyordu çünkü ailede kişiler arası çelişkilere objektif ve bilimsel bakması uygun olmuyordu ve o bu gibi konularda sıkıntı çekiyordu. En sıkı kınama sözcüğü ‘bilimsel değil’ idi. Bu sözcüğü söylerken dudaklarının nasıl küçümseyerek kıvrıldığını hala hatırlarım.    

Baban İkinci Dünya Savaşı’nda bir asker olarak savaştı ve politik faaliyetlerini cephede de sürdürdü. Askerlerle nasıl iletişime geçtiğinden, ABD’ye geri döndüğünde partide savaş üzerine ne gibi eğitimler verdiğine kadar birçok şeyi merak ediyorum.

Güzel bir soru. Avrupa’da savaş sona erdiğinde, ordunun Sovyetler Birliği’ne karşı kullanılacağına dair birçok dedikodu havada uçmaya başladı. Bu dedikoduların karşısında birlikler kitlesel bir şekilde protestolar düzenlemeye başladı, terhis edilmek istiyorlardı (İkinci Dünya Savaşı üzerine çalışan tarihçilerin bunu atlaması ne kadar komik, değil mi?). Bill de bu gösterilere katılmıştı, hatta başını çekmişti. Bir hikaye var ki, ölümünden sonra öğrendik. Bir grup sosyal demokrat partizan Bill’in birliği tarafından Avusturya’da bulunuyor. Teğmen Almanca konuştuklarını duyunca onları Nazi sanıp kurşuna dizmek istiyor. Bill Almanca bildiği için grupla konuşuyor ve teğmene eğer grup kurşuna dizilirse, bunu raporlayacağını söylüyor ve teğmeni durduruyor. Aynı zamanda Bill’in, üzerinde üniforma ile trenlerde SWP’nin yayın organı Militan’ı sattığını da biliyorum.

ABD'de komünist hareketin kurucularından James P. Cannon.
ABD’de komünist hareketin kurucularından James P. Cannon.

SWP’deki tartışmalardan bahsettik. Baban için uluslararası bir devrimci partinin inşası neden bu kadar yakıcı bir önemdeydi?

Öncelikle söylemek gerekir ki enternasyonalizm, onun karakterinin en temel parçalarından biriydi elbette. Belki bu yüzden dilbilimci olmuştur veya dilbilimci olması onu enternasyonalist olması yönünde cesaretlendirmiştir, ya da ikisi de, bilmiyorum. Ama olaylara kapitalist sınırlar çerçevesinden değil dışarıdan bir sınıf perspektifi ile bakmak konusunda yetenekliydi. Sahip olduğu bu sınıf perspektifi sebebiyle, elbette, Pabloculuğu kabul edemezdi; onun için Pabloculuk, işçi sınıfı merkezli politikadan keskin bir kopuştu. Eğer James P. Cannon’un meşhur Açık Mektubunu okursan ve ardından SWP’nin on sene sonraki eylemlerine bakarsan, bunların aynı örgütten gelmesi karşısında şaşırırsın. Ama Pabloculuk, bugün sahte solun içerisinde bir zehire dönüşmüş olan küçük burjuva yaklaşımın belli başlı formlarının başlangıcıydı. O bunu asla kabul edemezdi.

Bill Brust'ın politik mirası üzerine kaleme alınmış bir kitap.
Bill Brust’ın politik mirası üzerine kaleme alınmış bir kitap.

Bill’in militan hayatı sizleri nasıl etkiledi?

Leo, bütün hayatı boyunca partinin bir üyesiydi. Ben ve Cynthia partinin hala destekçisiyiz. Bu nasıl oldu? Bence Bill ve Jean’in sorulara sonsuz bir sabrı olduğu için ve bence bizi okumaya ve çalışmaya yönlendirdikleri için. Leo ve ben, 1960’lar sırasında büyüdük. Sivil Haklar hareketi ve Vietnam savaşı protestoları sırasında. Yani olayları anlamladırabileceğimiz mücadeleler vardı. Bizi daha derin sorgulamaya yüreklendiren bir ailemiz vardı.

Sence Bill bugün hayatta olsaydı, Marksizme kazanılmayı bekleyen yeni kuşağa önerileri neler olurdu? Kapitalizme karşı savaşımda bize nasıl bir perspektif çizerdi?

Ünlü bilim kurgu romanı yazarı Theodore Sturgeon’un dediği gibi: ‘Sıradaki soruyu sorun.’ Adaletsizlikten nefret etmek yeterli değil, bunun nedenlerini ve çarelerini objektif olarak anlamalıyız. Çalışmamız gereken bir materyal zenginliği var önümüzde. Teorik anlamlandırma bizim silahımız. Bu dünyadaki kötülüklere karşı öfkeli olmakta hiçbir yanlış yok ama dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için eylemimiz akla, bilgiye ve bilime dayanmalı. Bence Bill bugün hayatta olsaydı, bizim kitlesel bir proleter ayaklanmanın başında olduğumuzu görür ve bilinçli bir devrimci önderlik inşa etmek adına kavga etmek için bunun hemen içerisine atlamak adına heyecan duyardı.

Benimle konuştuğun için teşekkür ederim. Senden ve babandan çok şey öğrendim.


Dipnotlar

1.) Bu tarihi grevle ilgili ayrıntılı bir okuma yapmak isteyenler için verimli bir analiz yazısının linkini aşağıda veriyorum: https://www.marxists.org/history/etol/document/usa/mpls01.htm