15 Kasım’da yeniden başlayan ve bugüne kadarki en şiddetli saldırıların ardından Esad rejimi ve müttefikleri, birkaç mahalle dışında, Halep’in tamamını ele geçirmeyi başardı. Sivil halkın ve isyancıların tahliye edilmesi için dün Türkiye ve Rusya arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşmaya göre bu sabah (14 Aralık 2016) tahliye işlemlerinin başlaması gerekirken, tahliye başlamadığı gibi, isyancıların elinde kalan ve on binlerce sivilin sığındığı mahallere dönük bombardıman ve saldırılar bugün de devam etti.

Esad rejiminin Rus hava saldırıları desteğinde ve İran’a bağlı milislerle birlikte Doğu Halep’i ele geçirmesi bir toplu katliama dönüşmüş durumda. Son olarak, 15 Kasım’dan bu yana yüzlerce sivil hayatını kaybederken, rejim bölgelerine sığınanlara dönük olarak, toplu infaz ve zorla askere alma haberleri gelmekte. Birkaç mahalleye sığınmış on binlerce sivilin akıbeti ise belirsizliğini koruyor.

Esad rejiminin Halep’te elde ettiği askeri zafer, yalnızca Rusya’nın, İran’ın, Hizbullah’ın ve Iraklı milislerin desteğiyle gerçekleşmedi. Esad zaferini aynı zamanda, ABD’nin, AB ülkelerinin, BM’nin, Türkiye, Suudi Arabistan gibi bölgesel güçlerin dolaylı işbirliğine borçlu. Bu bağlamda, Suriye’de karşıt blokların bir güç mücadelesinden ziyade, 2011’de özgürlük ve sosyal adalet talepleriyle ayaklanmış bir halkın mücadelesine karşı bir dünya karşıdevrim cephesinden ve onun zaferinden söz edilebilir.

Erdoğan rejimi sözde Esad karşıtı bir söylem tutturmakla birlikte, asla Suriye halkının özgürlük mücadelesinin yanında olmadı. Suriye’ye gerici, mezhepçi, Kürt düşmanı ve yayılmacı bir temelde müdahale eden Erdoğan rejimi, radikal İslamcı grupları güçlendirerek Suriye devriminin rayından saptırılmasında başat rollerden birini oynadı. Uçak düşürme operasyonuyla Rusya ile ABD’yi karşı karşıya getirme planının hüsrana uğramasının ardından, Rusya’yla ilişkilerini yeniden onarmak zorunda kalan Erdoğan rejimi, son olarak, Rusya ve ABD’den aldığı icazetle YPG’nin ilerlemesini durdurabilmek için Fırat Kalkanı operasyonuyla Suriye’ye müdahalede bulundu. Fırat Kalkanı’na Putin ve Esad’ın onay vermesinin karşılığı ise, Halep’te ve diğer bölgelerde rejimin yaptığı operasyonları kabul etmek, Halep’in rejimin kontrolüne geçmesine ses çıkarmamak oldu.

Halep’te yaşanan katliam, ağır çekimde, canlı yayında, gözlerimizin önünde gerçekleşmekte. Temmuz’dan bu yana rejimin kuşatması altında olan, yiyeceğin, ilacın tükendiği, her bir noktanın bombalandığı Halep’te hâlâ kısmi internet erişiminin bulunuyor olmasını, belki de Doğu Halep’te yaşayan İngilizce öğretmeni Abdülkafi El Hamdi’nin sözleri açıklayabilir: “Uluslararası topluluğun sessizliğinden anladığım, onları en çok korkutan şeyin özgürlük talebi olduğu. Çünkü Suriye halkı özgürlük için fazlasıyla mücadele etti ve katledildi. Dünyanın diğer ezilen halklarına böylelikle özgürlük talep etmemeleri için bir ders vermeye çalışıyorlar.” Dolayısıyla, Esad rejimi katliam görüntülerinin yayınlanmasından rahatsız değil, bir yandan rejimin propaganda makinesi katliamları yalanlarken, diğer yandan “mesaj”, iletilmesi gereken yerlere ulaştırılmakta.

Katliamcı rejim güçlerinin ve müttefiklerinin kuşatması altındaki sivillerin hayatta kalmasını, Türkiye ve Rusya arasında imzalanan anlaşmalar veya BM’nin gözetimi kesinlikle garanti altına alamaz. Halep’in “özgürleştirilmesine” sevinen Stalinist sol kesimler ise, tüm dünyanın Suriye’ye dönüştürülmekte olduğunun ne yazık ki farkında değil. Rejimin katliamlarının daha fazla kaybetmeden durdurulabilmesi için uluslararası dayanışma hayati önemde. Mezhepçi, radikal İslamcı kesimlerin sözde dayanışma eylemlerine meydanı bırakmadan, bu konuda öncülüğü sol, sosyalist, demokratik, emek güçleri çekmeli.

image_pdfimage_print