Son birkaç gündür Paris’in sokakları işgal altında. Şubat ayının başında banliyöde yaşayan Theo isimli göçmen bir gence, bir polis tarafından cop aracılığıyla tecavüz edilmesi, kent yoksullarını yeniden uyandırdı ve dışarıya çıkıp polis aygıtıyla hesaplaşmaya çağırdı. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Hollande hastanede Theo’yu ziyaret etmiş olsa da, her ne kadar dört polis yaptırım almış olsa da, dalga dalga yayılan öfke sinmeyi ve kabullenmeyi reddediyor. Neoliberal ekonomi ve şiddet politikalarının icraatçısı rolündeki Sosyalist Parti iktidarında cisimleşen kapitalist erk, Paris banliyölerinin üzerindeki egemenliğini ve denetim gücünü, 2005’in ardından bir kere daha kaybetmiş gibi gözüküyor. Fransa kardeş partimiz Enternasyonalist Sosyalist Grup’tan (GSI) eğitim emekçisi yoldaşımız Griselda Michel’in, Le Monde gazetesine verdiği röportajda söylediği üzere “gösterilerin hedefi, adaletin sonuna kadar uygulanmasını garantilemek.(1) Yoldaş Michel söyleşisine şöyle devam ediyor: “Biliyoruz ki öfke Fransa’nın her yerinde büyüyor.

Biz ise bu yazıda, Theo’yla birlikte sayısız isimsize kapitalizmin devlet aparatı aracılığıyla uygulanmakta olan şiddet ve sömürü politikalarının, uluslararası ekonomik döngü tarafından nasıl organize edildiğine dair kısa bir hikaye anlatacağız. Bu hikayenin kapsamına üç farklı ulustan üç işçi ve bu üç işçinin de meta ekonomisinin karşısında nasıl yabancılaştığı giriyor.

***

Emrah, Gaziantep’in sanayi merkezlerinde hem çalışan, hem de yaşayan sıradan bir işçi. Yaşı daha 23 ama kendini bildi bileli haftada 60-65 saat çalışıyor. Meslek Lisesi’ndeyken kendisini bir staja göndermişler, bir daha da o iş yerinden ayrılmamış. Emrah’ın iş yeri Gaziantep’te, 1. Organize Sanayi Bölgesi’nde. 18 numaralı caddeye girdiğinizde Naksan Plastik Sanayi’nin fabrikasını görmemek mümkün değil zaten. Bu iş yerinin kendine özgü efsaneleri de var. Dış cephesi dahi isle kaplı bu fabrikadan emekli olmayı başarabilen bir işçi daha çıkmadı. Saatlerce ve günlerce kanser soluyan herkes, birkaç sene sonra çalışamayacak duruma geliyor, duvarları yine isle kaplı evlerindeki yataklarında ölümü bekliyordu. Çok değil, 5-10 seneye Emrah’ın da başına aynısı gelecekti. Bu firma kimya ve plastik sektörlerinde kauçuk ürünler de dahil olmak üzere birçok mal üretiyordu. Emrah bir gün arkadaşlarıyla bu firmanın internet sitesine girdi. Firmanın ürettiği ürünler arasında sayılanlara baktılar: Ses ve titreşim önleyici maddeler, poliüretan köpük ürünleri, elektro ürün materyalleri, yapı malzemeleri, shrink film, taşıma poşetleri, çeşitli palet örtüleri ve benzerleri… Yalnız kendi üretim bandında her gün önünden geçenleri sayan bir sekme bulamadı: Polis copları. Gerçi sitede “Diğer Endüstriyel Ürünler” başlığı altında bir bölüm vardı ama içeriğinde naylon bir poşet görseli haricinde hiçbir açıklama yoktu.

Emrah’ın ürettiği polis copunun iki yönlü bir hikayesi var. Bu hikayenin bir yönü plastik ve kauçuktan yapılmış olan mamul maldan öncesine, diğeri ise sonrasına bakıyor. Rusya’nın Kuzneçk bölgesinde Gazprom şirketi için kömür ve doğal gaz yataklarında, copun plastiğinin hammaddesini çıkaran işçi Pavel’in öyküsünden bahsediyoruz. Kömür yatakları arasındaki tabakalara hapsolmuş kömür gazını çıkartmak için Pavel’in işvereni adeta seferberlik başlatmıştı. Bir takım “uzmanların”, bir takım “verilerine” göre (Pavel’in patronu öyle diyordu), buradan çıkarılacak gaz Batı Sibirya’da çıkarılan doğal gazdan bazı yönleriyle niteliksel açıdan üstünmüş. Bu kömür ve gaz Türkiye’ye satılacak ve ardından plastik üretiminde kullanılacakmış. Pavel heyecanlandı heyecanlanmasına ama çıkardığı hammaddenin Türkiye’de mamul veya yarı-mamul bir metaya dönüştürüldüğü haberini hiç alamadı. Üzücü bir biçimde kendisi grizu gazının patlaması sonucunda maden yatağında hayatını kaybetti.

Emrah’ın ürettiği polis copunun hikayesinin bir de sonrası var. O da Romanya’da, bir dağıtım firmasının küçük ve karanlık bir ofisinde çalışan bir büro işçisini, Costel’i anlatıyor. Romanya zaten Asya ile Avrupa arasındaki sıçrama tahtası gibi. Metalar buraya yığılır, Costel’in parçası olduğu Omsan Lojistik ekibi de tek tek bütün siparişleri kendi ülkelerine gönderir ve bu işlemin iç bunaltan kağıt bürokrasisiyle ilgilenirler. Türkiye’den gelen bir kısım polis copunun Paris’e gönderilmesi işlemini onaylayan belgenin altında Costel’in patronunun imzası vardı. Zaman içerisinde Costel’in işine gitmeden önce Romanya soğuğundan korunmak için evinin kapısında yuvarladığı votka shotlar, kendisini hayatıyla ilgili düşünmeye itti. Sakın yanlış anlamayın ne Emrah, ne de Pavel gibi Costel bir iş cinayetine kurban gitmedi. O sadece bunaldı ve bir gün intihar ederek, yaşadığı hayattansa yok olmayı tercih etti.

***

2 Şubat 2017 tarihinde bir Fransız polisinin, Paris’in banliyölerinden birisinde Theo isimli bir gence tecavüz etmek için kullandığı copun hikayesi işte budur. Hayretler içerisinde soranlar olacak: “Bu da mı kapitalizmin suçu?” Bu soruya çekinmeden ve taviz vermeden cevap verilecek: Evet, bütün kötülüklerle birlikte, bu da kapitalizmin örgütlediği barbarlığın bir parçası! Emrah’ın, Pavel’in, Costel’in ve son olarak da Theo’nun başına gelenler, kapitalist pazarın insan üzerindeki yıkıcı etkilerinin, insanı kendi doğasına ve kendi ürettiklerine yabancılaştıran ve düşmanlaştıran barbarlığın sadece bir fotoğrafıdır. Bu bağlamıyla kapitalizm kendisini uluslararası çapta yeniden ve yeniden ürettikçe, örgütlü bir uluslararası suç ağını da yeniden ve yeniden üretmektedir. Üretim sürecinin bütün aşamalarını farklı coğrafi sekmelere ayıran sermaye döngüsü, işçileri üretimlerine yabancılaştırdıkça kendisini merkezileştirmektedir. Üç farklı ulustan üç farklı işçinin bir parçası olduğu kapitalist üretim ilişkilerinin mantıksal sonucu olarak, ortaya çıkan meta, yine onu üretenlere ve üreticilerin sınıf kardeşlerine karşı bir silah olarak kullanılmıştır. Banliyölerde yaşamaya mahkum edilen ve tecavüze uğrayan göçmen bir işçinin hikayesidir bu. Gaziantep’te çalıştığı plastik fabrikasından, peçeteye kan öksürdüğü için kovulan işçinin öyküsüdür. Kirasını ödeyemediği evinin tavanına kendisini asan Romen emekçinin iç çekişidir. Gaz patlamasının etkisiyle iç organları parçalanan Rus maden işçisinin anlattığıdır dinlediğiniz. Duyduklarınız, kökünden kazınması gereken bir dünyaya aittir!

Theo’nun yaşadıkları elbette Fransız polisi içerisinde artan ırkçı eğilimlerle, ulusal siyasette Le Pen fenomeninin güçlenmesiyle, onun banliyölere savaş açmasıyla, emperyalist işgallere onay veren Sosyalist Parti yönetiminin banliyöleri denetim altında tutmak için polis teşkilatını yüksek meblağlarda rüşvetle doyurmasıyla yakından ilgili. Hollande ilk önce Afrika kıtasındaki Mali’ye asker çıkarttı, ardından oradan Fransa’ya kaçan Malililerin polis tarafından tecavüz edilmesinin şartlarını yarattı. İşte örnek gösterilen Fransız kapitalizminin ta kendisi!

Theo’nun şahsına dönük işlenen suç, asla ve asla tecavüz eden polisin bireysel taşkınlığıyla sınırlı değil, olamaz da. Bu suç New York’ta Wall Street, Londra’da Lordlar Kamarası’nın mirasçıları ve Paris’te Versay Sarayı’nın yeni sahipleri tarafından uluslararası çapta organize edildi. Bu suçun delilleri uluslararası ticaret anlaşmalarının içerisinde. Suçlular o anlaşmaların altına atılan imzaların sahipleri, başkaları değil. Suçluları yargılayacak olan mahkeme mi? İşte yaşadığımız günler, ilerde, bu mahkemelerin kurulduğu çağ olarak anılacak.


Dipnotlar

1.) http://www.lemonde.fr/police-justice/article/2017/02/15/affaire-theo-l-environ-200-manifestants-a-paris-pour-denoncer-les-violences-policieres_5080316_1653578.html#A6COGzYVR9zQTXV3.99