AKP iktidarı MHP ile birlikte, Türkiye’yi, bütün iktidarın ve yetkilerin tek bir adamın elinde toplandığı, gerekirse meclisin bu tek adamın isteği doğrultusunda feshedilebileceği bir rejime sürüklemek istiyor. Gerekçe olarak da, gücün tek bir elde toplanması ile terörün biteceği, toplumsal barışın sağlanacağı, ekonomisi ve istikrarlı yapısı (!) ile daha güçlü bir Türkiye olacağımız ifade ediliyor.

Güçlü Türkiye tek elde toplanan güçle mi pekişir?

7 Haziran’dan bu yana AKP, izlediği politikalar sonucunda ülkeyi bir felaketin eşiğine sürüklemiş durumda. 7 Haziran seçimlerinin getirdiği koalisyon seçeneğini istikrarsızlık getireceği gerekçesiyle geçersiz sayan iktidar, 1 Kasım seçimleri ile istikrarı sağlamak şöyle dursun; ülkeyi derin bir siyasi krizin içine soktu. Öyle ki, bu süreçte bir askeri darbe, onlarca terör eylemi gerçekleşti, bu saldırılarda yüzlerce sivil hayatını kaybetti. Çözüm süreci iflas etti, askeri operasyonlar başladı. Üstelik Türkiye uluslararası arenada son derece yalnızlaştı ve yüksek maliyetine rağmen sonuçları belirsiz bir operasyona girişti.

Altı aydır OHAL altında yaşıyor ve Kanun Hükmünde Kararnameler rejimi ile yönetiliyoruz. Üstelik referanduma da OHAL koşulları altında gireceğiz. OHAL’i olağan bir yönetim biçimi yapmak iktidarın ülkeyi başka bir şekilde idare edemeyecek hale gelmiş olmasından kaynaklanmakta. Bu olağan istikrarsızlık haline bir de Türk Lirası’nın aşırı değer kaybetmesi ve dış borcun 2 yılda 87 milyar dolar daha katlanması gibi kötüye giden ekonomik tablo eklenince gelecek günlerin daha fazla işsizlik, hayat pahalılığı ve yoksulluk getireceğini tahmin etmek zor değil.

AKP’nin 14 yıllık iktidarı boyunca en çok tekrarladığı sloganın, yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır, olduğu hatırlanacak olursa, Türkiye’yi olası bir Türk tipi başkanlık sisteminde, nelerin beklediğini hayal bile etmek istemeyiz!

Türk tipi Başkanlık belirsizlik ve istikrarsızlık vaat etmektedir

15 Temmuz darbe girişiminden sonra içinden geçtiğimiz siyasi kriz, baskı ve şiddet ortamı tüm hızıyla sürmektedir. Bunca baskı ve tutuklamaya rağmen halen darbenin asıl sorumluları açığa çıkarılamamış ve tek bir siyasi sorumlu bile istifa etmemiştir. Kısacası iktidar bu ülkeyi yönetememekte; bir tür zapturapt rejimi inşa edilmektedir; işte bu nedenle altı aydır sürdürülen olağanüstü hal rejimi bir anayasa değişikliği ile kalıcılaştırmak istenmektedir.

7 Haziran’dan bu yana her türlü baskı artırıldı, demokratik haklar kısıtlandı. Buna itiraz eden her türlü muhalefet güvenlik meselesi haline getirildi. Onlarca gazeteci tutuklandı, binlerce akademisyen, memur KHK’larla işinden edildi. Dahası, geçtiğimiz günlerde haklarını aramak için greve çıkan Birleşik Metal-İş sendikasına bağlı metal işçilerinin grevi yasaklandı. Daha insani bir çalışma düzeni ve zam talep eden işçiler milli güvenliği tehdit edici bulundu!

Bu karanlık tablonun sahipleri hem tüm iktidar bizde olsun, hem kimse bizden hesap sormasın, hem de ne yaparsak yapalım sorumsuz olacağımız bir sisteme geçelim diyorlar. Kısacası Başkanlık sistemi ile “çöküşe giden bir Türkiye” vaat ediliyor.

Oysa bu ülkenin sahipleri biziz, bir kişi değil! Bizim tek adam yönetimine değil, demokratik bir anayasaya ihtiyacımız var! Bunu da kavga, dövüş ve her türlü usulsüzlükle işleyen bir meclis değil; işçileri, emekçileri ve ezilen tüm kesimleri temsil eden kurucu meclis yapabilir.

Tam da bu nedenlerden ötürü, İşçi Demokrasisi Partisi olarak referandumda HAYIR diyoruz:

  • Daha fazla işsizlik, yoksulluk ve baskı anlamına gelen Başkanlık sistemine HAYIR!
  • 14 yıldır işçi düşmanı politikaları azgınca sürdüren iktidarın sunduğu, temel hak ve özgürlüklerimizi tamamen yok edecek bu anayasa değişikliğine HAYIR!
  • Savaş politikalarının devreye sokulduğu, baskı ve tutuklamalarla muhalefetin etkisiz hale getirildiği bir düzene HAYIR!
  • Kıdem tazminatının kaldırılması, özel istihdam büroları, BES ve grev yasağı gibi sınıf düşmanı uygulamalarla kazanılmış haklarımıza ve emeğimize el koyacak bu sisteme HAYIR!
  • Patronların ve hükümetin giderek çürüyen ve iş göremez hale gelen -özünde bir suçun vesikası olan- 12 Eylül Anayasası’nın sürekli kılınmasına geçit vermemek için HAYIR!
  • Tecavüz istismar yasası gibi çocuk evliliklerinin önünü açan, kadına yönelik her türlü eşitsizlik ve baskıyı meşrulaştıran uygulamaları engellemek için HAYIR!
  • Eğitim sistemini ticarileştiren, kamusal eğitimi din referanslı uygulamalar ile muhafazakar bir nesil yetiştirmek için kullananlara geçit vermemek için HAYIR!
  • Doğayı talan ederek özel şirketlere peşkeş çeken rant uygulamalarının yaşam alanlarımızı daha da yok edeceği bir düzene HAYIR!