AKP eğer 3 Kasım 2002’de seçimleri kazandıktan sonra, “Türkiye’ye başkanlık sistemi gerekir çünkü son 10 yıldır parlamenter sistemle, koalisyonlarla neler olduğunu gördük” dese tutarlı ve anlamlı bir politik önermede bulunmuş olabilirdi. Hiç kimse de çıkıp, “sizin niyetiniz ne, neyin peşindesiniz?” diye peşinen sorgulamazdı. Öyle ya 1990’lı yıllar boyunca ülke koalisyon hükümetleriyle, merkezinde siyasetin ve siyasetçilerin bulunduğu her türden yolsuzluk ve suçla anılır hale gelmişti. Halkın siyasete ve siyasi kurumlara olan güveni tamamen sıfırlanmıştı ve bir arayış içindeydi. Örneğin son koalisyon hükümetinin en büyük partisi olan DSP, 3 Kasım seçimlerinde yüzde 20’lerden yüzde 1’lere inanılmaz bir erime yaşamıştı. Benzer şekilde merkez sağın önemli partileri ANAP ve DYP baraj altı kalarak tarihlerinin en düşük oy oranlarına gerilemişti. Nitekim sonrasında da bu partilerin hiçbiri bir daha belini doğrultamadı. Kısacası o zamanlar tablo buydu ama bütün bu gerçeklere rağmen AKP başkanlıktan bahsetmedi. Tam tersine 12 Eylül Anayasası’ndan miras yüzde 10 seçim barajını, yasaklarla dolu seçim ve siyasi partiler kanunu sonuna kadar tepe tepe kendi lehine kullandı.

Şimdi iktidarının 15. yılında, AKP/Saray, “bu sistemle olmuyor, başkanlık şart” dediğinde insanlar haklı olarak, “istediğiniz neyi yapamıyorsunuz da ille de başkanlık istiyorsunuz?” diye soruyor. Bu sorunun cevabı AKP/Saray tarafından halen verilebilmiş değil. Üstelik iki yıl sonra, 2019’da yürürlüye girmesi öngörülen bir başkanlık sistemi için referandumun, neden yangından mal kaçırır gibi ve OHAL koşulları altında yapıldığı da yine iktidar tarafından makul şekilde izah edilebilmiş değil. Bütün bunlar yan yana konulduğunda AKP/Saray’ın asıl telaş ve derdinin Türkiye’nin esenliği ve geleceği olmadığını, açık seçik bir şekilde kendi iktidarını sürdürmenin yollarını üretme peşinde olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz.

Tabii ki başta kendi seçmeni olmak üzere özellikle dindar, muhafazakâr, milliyetçi kesimler tarafından başkanlık sisteminin desteklenmesi için en ucuzundan vatan-millet, din-kitap üzerinden bir allama-pullama kampanyası sürdürüyorlar. Oysa bugün eğer gerçekten bir beka sorunu varsa, gerçekten insanların inançlarını özgürce yaşamaları tehdit altında ise bunun doğrudan ve tek sorumlusu AKP/Saray olabilir. Bütün bunların sorumlusu 15 yıldır iktidarda olup, ülkeyi yöneten AKP/Saray olmayacak da kim olacak? Zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkmayı maharet zanneden iktidarın, hemen her konuda ortaya koyduğu, “ben yapmadım, o yaptı” sorumsuzluğuyla Türkiye’nin maalesef, olumlu anlamda, gideceği hiçbir yer yok. İşte tam da bu nedenle tek adam sistemi Türkiye için intihar olur diyoruz.

Pekiyi, hayır dediğimizde eski düzen olduğu gibi devam etsin mi diyoruz? Hayır, tam tersine, Türkiye’nin askeri darbe ürünü 12 Eylül Anayasası ile yoluna devam etmesine imkân yoktur. Kesin bir şekilde dışlayıcı, ötekileştirici, gerici, ırkçı, şovenist ve emek düşmanı olan köhnemiş eski düzen yıkılmalıdır. Eşitlikçi, özgürlükçü, emekten yana demokratik bir düzen kurulmalıdır. Bunun yolu ise tek adamlıktan değil tersine tüm siyasi engellerin kaldırıldığı, en geniş siyasal demokrasinin tesis edildiği bir düzendir.

Bu nedenle referandumda hayır demek hayati önemdedir. Esas yapılması gereken ise Türkiye’yi, yeni kutuplaşma ve düşmanlıklara götüren, böylesi bir referandum ikileminde bırakmaktan vazgeçmektir. Aklın yolu tek adam sistemi getirme hedefli bu referandumu iptal etmeyi ve ardından seçim barajının olmadığı, tüm toplumsal kesimlerin kendini ifade edebileceği bir seçimle bir kurucu meclis oluşturmayı işaret etmektedir. Böylesi bir seçim yoluyla kurulacak bir kurucu meclisin ilk yapacağı icraat ise emekten yana, adil, eşit, özgür, laik ve demokratik bir anayasa yapmak olmalıdır.

Bunun için henüz geç de değil. Türkiye daha fazla zaman ve enerji kaybetmeden, bir arada yaşama imkânlarını tüketmeden, böylesi bir ortak paydada buluşabilir. Bunun mümkün olmaması durumunda ise tek çare referandumda hayır demek ve sonrasında bu kurucu ortak akıl zeminin sağlanabileceği bir siyasal-sosyal düzen için mücadeleye kararlı bir şekilde devam etmektir.

image_pdfimage_print